Basın nedir, ne demek kelimesine ait sonuçlar görüntüleniyor..

Basın Kelimesi TDK Sözlük Anlamı

2
1)
Basın

Bu tür iş yerlerinde görevli kimselerin tümü "Arkasında birileri var gibi, basından birileri sanırım, sürekli fiştekliyorlar herifi." - T. Yücel

2)
Basın (isim)

Gazete, dergi gibi belirli zamanlarda çıkan yazılı yayınların bütünü, matbuat "Bütün bildiklerimizden öteye İstanbul basını bize ne öğretebilirdi?" - Y. K. Karaosmanoğlu

Basın Kelimesi Diğer Sözlüklerde Ne Anlama Geliyor?

1
1)

BSTS / Yapıt Hakları Terimleri Sözlüğü

Basım yoluyla çoğaltılarak, belirli zamanlarda çıkan basmalar.

Basın Kelimesinin Braille Alfabesinde Gösterimi

5 Harf
  • B
  • A
  • S
  • I
  • N

Basın Kelimesinin Cümle İçinde Kullanımı

3 Cümle
(Atasözü)
Zengin arabasını dağdan aşırır, fakir düz ovada yolunu şaşırır

Zengin, para gücüyle güçlükleri yenerken yoksul, parasızlık yüzünden en kolay işi bile başaramaz.

(Atasözü)
Zengin arabasını dağdan aşırır, züğürt ovada yolunu şaşırır

Zengin, para gücüyle güçlükleri yenerken yoksul, parasızlık yüzünden en kolay işi bile başaramaz.

(Atasözü)
Yiğit başından devlet ırak değildir

Bir gencin zengin olması her zaman beklenebilir.

(Atasözü)
Başın sağlığı, dünyanın varlığı

Dünyanın en büyük zenginliği, beden sağlığından başka bir şey değildir.

(Atasözü)
Gürültü istemeyen kazancı (bakırcı) dükkânına girmez (hırkasını başına çeker)

Kafasını dinlemek isteyen kimse, gürültülü patırtılı işlerde görev almaz.

(Atasözü)
Akılsız başın cezasını (zahmetini) ayak çeker

Bir işte düşüncesizce davranan kişi her türlü olumsuz sonuca katlanır.

(Atasözü)
Başını acemi berbere teslim eden cebinden pamuğu eksik etmez (etmesin)

Işbaşına tecrübesiz yönetici getirenler, onun yaratacağı sıkıntı ve zararları çekmeye hazır olmalıdır.

(Atasözü)
Kimin arabasına binerse onun türküsünü çağırır

çıkar sağladığı kimsenin hoşuna gidecek biçimde davranan dönek ve dalkavuk kimseler için kullanılan bir söz.

(Atasözü)
Ağacın meyvesi olunca, başını aşağı salar

Yararlı eserler veren, bilgi ve erdemle donanmış kimse alçak gönüllü olur.

(Atasözü)
Bizim gelin bizden kaçar, tutar ellere başını açar

Bize yabancı duran yakınımız, dostumuz, akrabamız başkalarına rahatça, içtenlikle yardım eder.

(Atasözü)
Gülme komşuna, gelir başına

Birinin başına gelen kötü bir durum senin de başına gelebilir.

(Atasözü)
şeytanla kabak ekenin kabak başına patlar

Kurnaz ve hileci kimse ile ortaklık eden kişi hilenin en büyük kurbanı olur.

(Atasözü)
Deliye taş atma, başını yarar

Davranışlarında çılgınlık bulunan kimseye dokunma yoksa sana öyle çılgınca saldırır ki yaptığına pişman olursun.

(Atasözü)
Kaynana pamuk ipliği olup raftan düşse gelinin başını yarar

Kaynana ne kadar yumuşak huylu, ne kadar iyi davranışlı olursa olsun, her hâli gelini rahatsız eder.

(Atasözü)
Erine göre bağla başını, tencerene göre kaynat (pişir) aşını

Davranışlarını içinde bulunduğun koşullara uydur.

(Atasözü)
Hangi taş pekse (katıysa), başını ona vur

Kendi kusurun yüzünden zor bir duruma düştüğünde kendini suçla ve başkalarından yardım isteme.

(Atasözü)
Dağ başından duman eksik olmaz

Büyük adamların, büyük iş yapanların her zaman üzüntüleri, sıkıntıları vardır.

(Atasözü)
Ayağını sıcak tut, başını serin; gönlünü ferah tut, düşünme derin

Hastalıktan korunmak istiyorsak ayağımızı sıcak, başımızı serin tutmalı, olur olmaz şeyleri sıkıntı konusu yapmamalı, geniş yürekli olmalıyız.

(Atasözü)
Tırnağın varsa başını kaşı

Hiç kimse başkasından yardım beklememeli; kendisinin olanakları varsa bir işe girişmeli, yoksa girişmemelidir.

(Atasözü)
şaşkın ördek başını bırakır, kıçından dalar

Ne yaptığını bilmeyen kişi işi tersinden yürütmeye kalkar.

(Atasözü)
Sabreyle işine, hayır gelsin başına

Bir işi yaparken acele etmez, sabrederseniz hayırlı sonuçlara varırsınız.

(Atasözü)
Balık ağa girdikten sonra aklı başına gelir

Insan, tedbirsizliği yüzünden bir felakete uğradıktan ve iş işten geçtikten sonra neden şöyle yapmadım, neden böyle yapmadım diye üzülür.

(Atasözü)
Ak göt (don, bacak) kara göt (don, bacak) kara geçit başında (hamamda) belli olur

Bir iddiadaki doğruluk ancak deney veya sınav sonucunda belli olur.

(Atasözü)
Adamın iyisi işbaşında (alışverişte) belli olur

Bir kişinin iyi ve becerikli olduğu yaptığı işlerden anlaşılır.

(Atasözü)
Başına gelen başmakçıdır

Başından bir iş geçmiş olan kimse o işte deneyimli olur, uğradığı zarara bir daha uğramamak için önlem alır.

(Atasözü)
Kocana göre bağla başını, harcına göre pişir aşını

Davranışlarını içinde bulunduğun koşullara uydur.

(Atasözü)
Vakitsiz öten horozun başını keserler

Her söz yerinde ve zamanında söylenmelidir, zamansız ve yersiz söylenen sözler büyük zararlara yol açabilir.

(Atasözü)
Azıksız yola çıkanın gözü el torbasında kalır

Ileride gereksinim duyacağı şeyleri zamanında hazırlamayan kişi, hazırlık yapan diğer insanlardan yardım bekler.

(Atasözü)
Dağ başına harman yapma, savurursun yel için; sel önüne değirmen yapma, öğütürsün sel için

Yapacağın iyi bir işi, sonunu hesaplamadan yapma.

(Atasözü)
Babasından mal kalan, merteği içinden bitmiş sanır

Miras yoluyla mal edinen kimse, onun için ne denli çabalar gösterilip sıkıntı çekildiğini bilemez.

(Atasözü)
ısıramadığın (bükemediğin) eli öp başına ko

Düşmanını yenemiyorsan ona hoş görünmeye çalışarak kötülüğünden kendini koru.

(Atasözü)
Su başından (bendinden) kesilir (bağlanır)

Bir işi, kimsenin karışamayacağı ve bozamayacağı biçimde bitirmek için yetkili kişilerin en büyüğü ile görüşüp anlaşmak gerektir.

(Atasözü)
çerçi başındakini satar

Satıcı elinde neyi varsa satar.

(Atasözü)
Bükemediğin eli öp başına ko

Düşmanını yenemiyorsan ona hoş görünmeye çalışarak kötülüğünden kendini koru.

(Atasözü)
Hayır dile komşuna, hayır gele başına

Sen başkaları için iyi şeyler dile ve yap ki başkaları da senin için iyi şeyler dilesin, yapsın.

(Atasözü)
Büyük başın derdi büyük olur

Büyük işlerin başında bulunanların karşılaşacağı güçlükler de çoktur.

(Atasözü)
Kavga bizim yorganın başına imiş

Başkaları yüzünden zarar gören kimsenin söylediği söz.

(Atasözü)
Kelin medarı olsa kendi başına olur

Kendi işini halledemeyen kişiden aynı durum için yardım alınamaz.

(Atasözü)
Ayağında donu yok, fesleğen ister (takar) başına

Yoksulluğuna bakmayarak süs ve gösteriş yapmak ister.

(Atasözü)
Ortaklık öküzden, başlı başına buzağı yeğdir

Kişinin malı çok ama bunlar ortak malıysa yalnız kendisine ait azıcık malı bulunması daha iyidir.

(Atasözü)
Kel ilaç bilse kendi başına sürer

Kendi işini halledemeyen kişiden aynı durum için yardım alınamaz.

(Atasözü)
Sen dost kazan, düşman ocağın başından çıkar

Sen dost kazanmanın yoluna bak, düşman kolay kazanılır.

(Atasözü)
Kelin merhemi olsa başına sürer

Kendi işini halledemeyen kişiden aynı durum için yardım alınamaz.

(Atasözü)
Deli ile çıkma yola, başına getirir bela

Deli, kendisiyle arkadaşlık edenin başına çeşit çeşit dert açar.

(Atasözü)
Berber berbere benzer ama başın Allah’a emanet

Kendisini uzman olarak gösteren her kişiye güvenilmemelidir, malınızı canınızı tehlikeye sokabilir.

(Atasözü)
Ne dilersen eşine o gelir başına

Sen başkaları için iyi şeyler dile ve yap ki başkaları da senin için iyi şeyler dilesin, yapsın.

(Atasözü)
Dağ başına kış gelir, insanın başına iş gelir

Dağ başında kışın fırtına eksik olmadığı gibi kişinin yaşamında da yıpratıcı olaylar eksik olmaz.

(Deyim)
Başına devlet (talih) kuşu konmak

Beklemediği büyük bir nimeti ele geçirmek.

(Deyim)
Aklı başına gelmek

1) davranışlarının yanlışlığını sezerek doğru yolu bulmak: “O zaman her şey düzelir, erkeğin de aklı başına gelir.” -P. Safa. 2) ayılmak, kendine gelmek: “Bir hastalık hâli olduğu anlaşılan bu ilk sersemlikten sonra yavaş yavaştedir.” -R. N. Güntekin.

(Deyim)
Başında paralansın

Yapılan bir iyilik çok söylendiğinde o iyiliğin artık istenmediğini belirten bir söz.

(Deyim)
Başını dinlemek

Kafasını dinlemek: “Robenson, akıllı Robenson'um / Ne imreniyorum sana bilsen / Göstersen adana giden yolu / Başımı dinlemek istiyorum” -C. S. Tarancı.

(Deyim)
(birinin) başına kâhya kesilmek

Olur olmaz her işine karışmak.

(Deyim)
Başını kurtarmak

1) canını korumak; 2) geçimini sağlayacak bir duruma gelmek.

(Deyim)
Cinleri başına toplanmak (üşüşmek)

öfkelenmek.

(Deyim)
Kan (kanı) başına çıkmak (sıçramak veya toplanmak)

öfkelenmek: “Kan başına çıkarmış zavallının ve hep bağırmak, bağırmak istermiş.” -P. Safa.

(Deyim)
(birinin) başına ekşimek

1) ağır yük olmak; 2) üstüne kalmak.

(Deyim)
Dostlar başına

Bir şeyi dostları için de dilemek amacıyla kullanılan bir iyi dilek sözü: “Doğrusu böyle bir düğünydı. Arkadaşları arasında, günlerden beri hep bunun lafı ediliyordu.” -R. Çalapala.

(Deyim)
Dostlar başından ırak

Sözü edilen kötü bir durumla yakınların karşılaşmaması için söylenen iyi dilek sözü.

(Deyim)
Ahfeş’in keçisi gibi başını sallamak

Söylenen sözü anlama dan kafa sallayarak onaylamak.

(Deyim)
Dertsiz başını derde sokmak

Bir derdi yokken gereksiz yere üzüntü veren bir işe girişmek.

(Deyim)
(birinin) başına çalmak

Bir şeyi öfkeyle, nefretle geri vermek.

(Deyim)
Başına kakmak (kakınç etmek)

Yapılan bir iyiliği yüzüne vurarak birini üzmek: “Ali Rıza Bey onu şirkete yerleştirmekle Allah razı olsun, büyük bir iyilik etmişti. Fakat onu ikide birde başına kakması doğru olmazdı.” -R. N. Güntekin.

(Deyim)
Kabak (birinin) başına (başında) patlamak

Birçok kimsenin ilgili olduğu bir olaydan, yalnızca bir kimse zarar veya ceza görmek: “Kendi yarın cehennem olur gider, kabak bizim başımıza patlar.” -R. N. Güntekin.

(Deyim)
Başından büyük işlere girişmek (kalkışmak)

Gücünün üstünde olan işlere kalkışmak.

(Deyim)
Başında torbası eksik

Kaba saba, yontulmamış (kimse).

(Deyim)
Başında kavak yeli esmek

1) genç sorumluluk duygusundan uzak, zevk, eğlence peşinde koşmak: “Kocası yaşlı diye genç bir kadının başında kavak yelleri estiğine hükmetmek lazım gelmez.” -R. H. Karay. 2) gerçekleşmeyecek şeyler düşünerek vakit geçirmek.

(Deyim)
Başını bir yere bağlamak

Birini bir işe yerleştirmek, işsizlikten, başıboşluktan kurtarmak.

(Deyim)
(bir yere) başını sokmak

Barınacak bir yer bulmak: “Çok şükür başımızı bir yere soktuk, şimdilik tatlı söyleyelim tatlı yiyelim.” -Z. Selimoğlu.

(Deyim)
Ayağının pabucunu başına giymek

1) dengi olmayan bir kimseyle evlenmek; 2) değersiz bir kimseyi üstün bir yere geçirmek.

(Deyim)
(bir şey birinin) aklını başından almak

Bir şey birini düşünemeyecek bir duruma getirmek, çok şaşırtmak: “Beyim böyle latife olur mu? Aklımızı başımızdan aldınız diye isyan etti.” -R. N. Güntekin.

(Deyim)
(bir şey birinin) başının altından çıkmak

Birinin hilesiyle yapılmak: “Anlaşıldığına göre bu iş Saniye'nin İstanbullu anasının başının altından çıkmıştı.” -R. N. Güntekin.

(Deyim)
(bir şeyi birinin) başına sarmak

Birine musallat etmek.

(Deyim)
Başından korkmak

Hayatından kaygı duymak, cezalandırılmaktan korkmak.

(Deyim)
Korktuğu başına gelmek

Düşünülen kötü durum gerçekleşmek: “Korktuğu başına gelmiş ve o koskoca Nahit Bey ipin ucunu kaçırarak dillere destan olmuştu.” -T. Buğra.

(Deyim)
Başına karalar bağlamak

çok kederlenmek.

(Deyim)
Başına geçirmek

1) başına giymek: Şapkasını başına geçirdi. 2) bir şeyi öfke ile birisinin başına vurmak: Şimdi tencereyi başına geçiririm!

(Deyim)
Elini sallasa ellisi (başını sallasa tellisi)

Birinin karşı cinsten birçok insanı kolaylıkla elde edebileceğini anlatan bir söz.

(Deyim)
Başından atmak

1) yapılması güç bir işi yapmaktan kendini kurtarmak: “Madem bunları siz kendi başınızdan atmak istiyorsunuz, emanet olarak şu masaya bırakın.” -S. Birsel. 2) sürdürülmesi gereksiz görülen bir bağlılığa, bir ilişkiye son vermek: “Hilmi Efendi'yi başlarından atmak yolunu arıyorlardı.” -R. H. Karay.

(Deyim)
Tavan başına çökmek (yıkılmak)

Beklenmeyen bir durum karşısında şaşırıp kalmak: “Gelmeyecek mi? Neden gelmedi? diye sordukları vakit tavan başıma yıkılıyordu.” -M. Ş. Esendal.

(Deyim)
Afyonu başına vurmak

Aşırı davranışlarda bulunacak kadar öfkelenmek, ne yaptığını bilememek.

(Deyim)
Ateşi başına vurmak

çok öfkelenmek, sinirlenmek, coşmak.

(Deyim)
Baharı başına vurmak

Alay gençliğin verdiği coşkuyla gereksiz veya aşırı davranışta bulunmak.

(Deyim)
Köprübaşını tutmak

çok önemli bir mevkiyi ele geçirmek.

(Deyim)
Başından aşağı kaynar sular dökülmek

üzüntülü veya kötü bir olay karşısında birdenbire büyük bir sıkıntı duymak.

(Deyim)
Başını taştan taşa vurmak

çaresiz kalarak çok pişman olmak.

(Deyim)
(birinin) işi başından aşmak (aşkın olmak)

Pek çok işi olmak.

(Deyim)
(birinin) başına çorap örmek

Birine, haberi olmadan kötü duruma düşürücü davranışta bulunmak: “Ya başına bir çorap ördürüsrse?” -O. Kemal.

(Deyim)
Aklını başına almak (toplamak, devşirmek)

Akılsızca davranışlarda bulunmaktan kendini kurtarmak: “Burası Ankara değil, aklını başına al, uslu otur.” -R. H. Karay.

(Deyim)
(birinin) derdi başından aşkın (olmak)

1) birçok sorunu bulunmak: “Kendi derdimiz başımızdan aşkın, bir de başkasının derdi ile uğraşacak vaktimiz yok.” -H. Taner. 2) aşırı derecede meşgul olmak: “Benim derdim başımdan aşkın, bir de onunla uğraşamam şimdi.” -A. Ümit.

(Deyim)
Başını ortaya koymak

Bir işe girişirken ölümü göze almak.

(Deyim)
(birinin) üstüne başına etmek

Kaba ağır bir biçimde sövmek.

(Deyim)
öfkesi başına sıçramak (çıkmak, vurmak)

çok öfkelenmek.

(Deyim)
Başını gözünü yarmak

Bir işi kötü yapmak, bir işi istenildiği gibi yapmamak.

(Deyim)
Başına dikmek

1) birini veya bir şeyi korumak için bir kimseyi görevlendirmek: “Başıma bir nöbetçi diktikten sonra bırakıp gitti.” -T. Buğra. 2) bir içeceği kabı yukarı kaldırarak sonuna dek içmek: “Orada alışmışlar, su yerine lık lık lık bira şişesini dikerlermiş başlarına, içerlermiş.” -T. Dursun K.

(Deyim)
Aklı başından gitmek

çok sevinçten veya çok korkudan ne yapacağını şaşırmak: “El âlemin çocuklarının tek evladını paraladıklarını düşündükçe aklı başından gidiyordu.” -E. Şafak.

(Deyim)
Alıp başını gitmek

Başını alıp gitmek.

(Deyim)
Başına dolamak

Musallat etmek.

(Deyim)
çıbanın başını koparmak

Ağır bir sorunun patlak vermesine yol açmak.

(Deyim)
Başının gözünün sadakası

Başa gelecek bir belayı savmak veya önlemek için yapılan bağış, özveri: “Bir herif çıksa da şunu başımdan alsa... Başım gözüm sadakası üç beş parça eşya, beş, on kuruş da para veririm.” -R. N. Güntekin.

(Deyim)
Başını uçurmak

Kellesini uçurmak.

(Deyim)
(bir şeyden) başını alamamak

Bir şeyden kurtulamamak: Dertten başını alamıyor.

(Deyim)
Dünya başına yıkılmak

çok sıkılmak, umutlarını yitirmek: “Defteri abimin elinde görünce, dünya başıma yıkıldı, basbayağı gözlerim karardı.” -A. Ağaoğlu.

(Deyim)
Başına balta kesilmek (olmak)

Sürekli istemek, ısrar etmek, inat etmek: “Bir kere tadına varanlar, yine ondan ver diye başıma balta kesiliyorlar.” -H. R. Gürpınar.

(Deyim)
Başına bela olmak (kesilmek)

Sıkıntı vermek, tedirgin etmek, musallat olmak: “Yazdığın mektuplar, yaptığın itiraflar, anlattığın sırlar cümleten başına bela olur sonradan.” -E. Şafak.

(Deyim)
Başına dert açmak

Kendini kötü ve zor bir duruma düşürmek: “Giderayak başımıza yeni bir dert açmayasın!” -A. İlhan.

(Deyim)
(biri ötekinin) babasına rahmet okumak

Hakkında iyilik düşünmemek.

(Deyim)
Başını kaşımaya (kaşıyacak) vakti olmamak

Arada en ufak başka bir iş yapamayacak kadar sıkışık durumda bulunmak: “Büyük babanın artık başını kaşıyacak vakti yoktur. Kâh çocukları kırda oynamaya götürüyor, kâh onlara ocakbaşında masallar söylüyor.” -R. N. Güntekin.

(Deyim)
Sandık başına gitmek

Sandığa gitmek.

(Deyim)
Başını ezmek

Bir daha kötülük edemeyecek duruma getirmek.

(Deyim)
Başını duman almak

Efkârlanmak.

(Deyim)
Başına taş düşmek (yağmak)

Felakete uğramak.

(Deyim)
Başta (başında) bulunmak

Bir işin yöneticisi olmak.

(Deyim)
Düşman başına

Durumun kötü olduğunu göstermek için kullanılan bir söz: “Hele ihtiyarlıkta yatağa düşmek,.” -A. İlhan.

(Deyim)
Pişmiş tavuğun başına gelmemek

Her türlü zarara, kötülüğe, felakete uğramak, çok sıkıntı çekmek: “Büyük kalabalığa varana kadar sanat eserinin başına gelenler pişmiş tavuğun başına bile gelmemiştir.” -B. R. Eyuboğlu.

(Deyim)
öpüp başına koymak

1) bir nimeti veya kutsal sayılan bir varlığı saygıyla el üstünde tutmak, yüksekte tutmak; 2) bir şeyi memnunlukla karşılamak, saygı duymak, saygıyla karşılamak: “Ne dediği bilinmez, anlaşılmaz, kapalı kutu şiirleri öpüp başımıza koymak lazım geliyor.” -R. H. Karay.

(Deyim)
(bir işin, şeyin) başına oturmak

Bir işi yapmaya başlamak, işe koyulmak: “Kendine güvenini tam bulduğu, oyununu yazabileceğine inandığı gün oturacaktı masanın başına.” -N. Cumalı.

(Deyim)
Aklı başında olmamak

Iyi düşünebilir durumda olmamak.

(Deyim)
Başına güneş geçmek

Güneş çarpmak.

(Deyim)
Başından geçmek

Daha önce aynı duruma uğramış olmak.

(Deyim)
Başına yıkmak

Harap etmek, zor durumda bırakmak: “Babamın evinden çıktım / Evini başına yıktım” -Halk türküsü.

(Deyim)
Arabasını düze çıkarmak

Karşılaştığı güçlükleri yenip işini kolay yürür duruma getirmek.

(Deyim)
Saçına başına bakmadan

Ilerlemiş yaşına yakışmayacak biçimde.

(Deyim)
Saçını başını yolmak

çok üzülmek, üzüntüsünden dövünmek: “Tanrıça Hebe çaresiz kalmış, saçını başını yoluyordu.” -S. F. Abasıyanık.

(Deyim)
(bir kızı) leğen başından almak

Hamarat diye seçerek almak.

(Deyim)
Başına dünyanın belasını sarmak

Büyük felaket getirmek: “Sonradan Kayabaşı'nın başına ve bizim başımıza dünyanın belasını saracak kadar zengindik.” -T. Dursun K.

(Deyim)
Eteğini başına atmak (sarmak)

Birini azarlamak, onur kırıcı sözlerle suçlamak.

(Deyim)
Deve kuşu gibi başını kuma sokmak (gömmek)

1) bir tehlike, bir olay karşısında yararlı olmayacağı apaçık ortada olan kaçamak bir yola sapmak; 2) başkalarını aldattığını sanarak kendisini aldatmak.

(Deyim)
(bir şeyin) başında beklemek (durmak)

Yanında durup gözetlemek: “Birkaç fukara köylü sabaha kadar cenazenin başında bekleyerek Kur'an okudular.” -Halikarnas Balıkçısı.

(Deyim)
(birinin) başını nâra yakmak

Birini ağır bir zarara uğratmak.

(Deyim)
Başını ağrıtmak

1) gereksiz sözlerle birini bunaltmak; 2) bir iş için birini tedirgin etmek, uğraştırmak: “İkide bir ah Çingeneler vah Çingeneler diye gelip böyle başımı ağrıtma.” -O. C. Kaygılı.

(Deyim)
Başının çaresine bakmak

Kimseden yardım görmeden kendi işini kendi yapmak.

(Deyim)
Başını belaya sokmak

Birini, kötü sonuçlar verecek bir duruma itmek: “Ayrıca benim başımı belaya sokmaktan da çekinmiş olabilir.” -A. Ümit.

(Deyim)
Başını derde sokmak

Sıkıntılı bir duruma girmek veya getirilmek.

(Deyim)
Başını döndürmek

1) mutluluktan yarı sarhoş duruma getirmek; 2) kendine hayran bırakmak.

(Deyim)
Hık demiş (anasının veya babasının) burnundan düşmüş

“her durumuyla birine çok benziyor” anlamında kullanılan bir söz.

(Deyim)
(birinin) baş (başının) belası olmak

Sıkıntı, üzüntü, eziyet vermek: “Benim bir köpeğim vardır. Başımın belası!” -S. F. Abasıyanık.

(Deyim)
(birine) dünyayı zindan (zehir) etmek (dünyayı başına dar etmek)

Bir kimseyi çok sıkıntılı bir duruma sokmak: “En güzel zamanında hiç olmayacak bir şey çıkarır, dünyayı kendine zehir edersin.” -R. N. Güntekin.

(Deyim)
Ağrısız başına kaşbastı bağlamak

“kendine gereksiz yere iş çıkarmak” anlamında kullanılan bir söz.

(Deyim)
Başını ateşlere yakmak

Başına büyük bir dert almak.

(Deyim)
Başını yakmak

Güç bir duruma sokmak.

(Deyim)
Başını boş bırakmak

Yalnız veya serbest bırakmak.

(Deyim)
(birinin) başının etini yemek

Karşısındakini bezdirinceye, bıktırıncaya kadar sürekli konuşmak veya söylemek: “Köyde patladığını telefonlarla, telgraflarla bana bildirerek başımın etini yiyen sen değil misin?” -N. F. Kısakürek.

(Deyim)
Başını koltuğunun altına almak

ölümü göze alarak bir işe girişmek.

(Deyim)
Hırkayı başına çekmek

Bir köşeye çekilip çevresiyle ilgisini kesmek.

(Deyim)
(birinin) başında değirmen çevirmek

Gürültü ile tedirgin etmek.

(Deyim)
Başından savmak

Bir istekte bulunanı sözde bir sebeple uzaklaştırmak: “Yoksa başımdan savmak için akla karayı mı seçeceğim?” -R. H. Karay.

(Deyim)
Başına vur, ağzından lokmasını al

Uysal ve sessiz kimseler için kullanılan bir söz: “Temizdim, sakindim, başıma vur, ağzımdan lokmamı al.” -A. Gündüz.

(Deyim)
Dünya başına dar olmak (gelmek)

çok sıkılmak, büyük bir çaresizlik içinde kalmak.

(Deyim)
Babasının hayrına

Hiçbir çıkar gözetmeksizin: Herkes çalışmıyor ya!

(Deyim)
Başını bağlamak

1) başına örtü vb. bağlamak; 2) birini nişanlamak veya evlendirmek.

(Deyim)
Başına bela açmak

Kötü bir olay dolayısıyla dert sahibi olmak: “Şu Yaşar kaçakçılıkla başına bir bela açabilir.” -N. Araz.

(Deyim)
Başına bela almak

Bir sorunla karşılaşmak, kötü bir duruma düşmek: “Al başına belayı, bir de hasta bakıcılık edeceğiz.” -Z. Selimoğlu.

(Deyim)
(bir yerin, bir işin) başına gelmek

Bir görevi üstlenmek, yüklenmek.

(Deyim)
Can başına sıçramak

çok korkmak.

(Deyim)
Uykusu başına sıçramak

1) uyuyamadığı için sersemleşmek; 2) uykusunu iyi alamadığından hırçınlaşmak: “Eğer bu patırtıdan, ikinci uykusu başına sıçrayan imam aşağı koşmasa iki kadın, avluda, saç saça, baş başa dövüşeceklerdi.” -H. E. Adıvar.

(Deyim)
Darısı ... başına (darısı başına)

Bir başarı, bir mutluluk başkası için istendiğinde söylenen bir söz: “Geçenlerde, darısı dostlar başına, kızını everdi.” -H. Taner.

(Deyim)
(birinin) başına dikilmek

1) birinin yanından uzaklaşmamak, onu denetim altında bulundurmak; 2) bir işi yaptırmak için yanında ayakta durmak; 3) bir şeyin yanında ve ayakta beklemek: “Gidip iskelenin başına dikiliyor gelen yolcuyu buyur etmek için.” -Z. Selimoğlu.

(Deyim)
Başından almak

Kurtarmak, sorumluluğunu almak: “Çiftlikte bir kısım toprakları başımızdan alacak müşteriyi beklemekten başka bir tasamız kalmadı.” -R. N. Güntekin.

(Deyim)
Bir işi başından kesmek

Yapılması istenmeyen bir işi baştan engellemek.

(Deyim)
Suyu baştan (başından) kesmek

Işin aslı üzerinde kesin bir şey söyleyip ayrıntılarını konuşmaya gerek duymamak.

(Deyim)
üstünden başından akmak

Durumu belirgin bir biçimde anlaşılmak: “Üstünden başından itina akan bir yolcudan yol sorulabilir mi?” -S. F. Abasıyanık.

(Deyim)
Başını kaldırmamak (kaldıramamak)

1) bir işi aralıksız sürdürmek; 2) iyileşememek, yataktan çıkamamak.

(Deyim)
Başına iş açmak

Uğraştırıcı ve üzücü bir işin çıkmasına yol açmak: “Herkesten size ne? Çocuğun başına iş açacaksınız.” -N. Hikmet.

(Deyim)
Babasının kızı

Her yönüyle babasına benzeyen kız çocuğu.

(Deyim)
(bir şeyin) başını beklemek

1) gözetlemek; 2) hastanın yanında bulunmak.

(Deyim)
Başına çalsın!

Birine verilmek istenilen bir şeyin öfke ve nefretle geri çevrildiğini anlatmak için kullanılan bir söz.

(Deyim)
Başının derdine düşmek

Başka bir şeyle ilgilenmeyecek kadar sıkıntılı durumda bulunmak.

(Deyim)
Başına çıkarmak

şımartmak, çok yüz vermek.

(Deyim)
Başına iş çıkarmak

Istenilmeyen veya uğraştırıcı bir işe yol açmak.

(Deyim)
Başını çıkarmak

Bitki filizlenmeye başlamak.

(Deyim)
Yaşını başını almak

1) yaşı ilerlemiş olmak: “Yarını ne olacak dünyamızın / Biz yaşımızı başımızı aldık / Allah çocuklarımıza acısın” -C. S. Tarancı. 2) deneyim kazanmış olmak.

(Deyim)
(bir işin) başında olmak

1) yöneticisi olmak: Senin müdür başımda olduğu sürece bana da rahat yüzü yoktur. 2) işe sahip çıkmak.

(Deyim)
Başına (...) gelmek

Kötü bir durumla karşı karşıya kalmak: “Yarın senin de başına bir felaket gelmesinden çok korkuyorum.” -H. Topuz.

(Deyim)
Başına bir hâl gelmek

1) kötü bir duruma uğramak; 2) ölüm ihtimali olmak.

Basın Kelimesinin İşaret Dilindeki Gösterimi

5 Harf
  • B
  • A
  • S
  • I
  • N

Basın İle İlgili Kelimeler ve Anlamları

218 Kelime
(mak.)
Su darbesi basıncı

Bir boru devresinde veya kanal akışlarında bir vananın ani kapanması, pompanın ani durması vb. durumlarda boru ya da kanal içinde debinin değişmesi sonucu oluşan basınç değişimi.

(mak.)
Basınç kazancı

Belirli bir işletme noktasında bir servovananın her iki kapısında basınç-kontrol akımı eğrisinin türevi.

(kim.)
Basınçlı buhar kazanı

Sıvı evrede oC'nin üzerindeki sıcaklıklara ulaşmak için atmosfer basıncının üzerindeki basınçlarda çalışan buhar kazanı.

(mak.)
Basınç dengeleme aygıtı

Uçak kabini gibi kapalı bir mekanda, sıcaklık ve yükselti değişimlerinden dolayı oluşan basınç farklarını dengeleyen cihaz.

(meteo.)
Basınç gradyan kuvveti

Bir yüzeyin iki yanındaki basınçların farkından doğan ve yüksek basınçtan düşük basınca yönelmiş kuvvet; eşanlam: basınç kuvveti.

(meteo.)
Sabit basınç haritası

Atmosferdeki belirli bir değerdeki sabit basınç yüzeyinin jeopotansiyel yükseklik çizgilerini birleştiren, üzerinde belli bir zamandaki rüzgar, sıcaklık, nem gibi meteorolojik değişkenlerin de gösterildiği harita; eşanlam: izobarik harita.

(meteo.)
Dağlar arası yüksek basınç alanı

Yüksek dağ sıraları arasında soğuk havanın kışın göllenmesi sonucu meydana gelen yüksek basınç alanları.

(mak.)
Basınç dağılımı

İç akışlarda veya bir cisim etrafındaki akışlarda ya da hidrostatikte, basıncın bir noktadan diğerine nasıl değiştiğini gösteren fonksiyon.

(meteo.)
Atmosfer basıncı

Atmosferin herhangi bir noktasında, o nokta merkezli birim alanın üzerinde kalan havanın ağırlığı ile oluşan basınç; eşanlam: barometrik basınç.

(meteo.)
Indirgenmiş atmosferik basınç

Ölçülen gerçek veya istasyon basıncının, deniz seviyesi veya belirtilen başka bir seviye basıncına istasyonun denizden olan yüksekliği ve istasyonda o anda ölçülen hava sıcaklığı dikkate alınarak indirgenmesi.

(meteo.)
Standart atmosferik basınç

Deniz seviyesindeki Pa ya da  mmHg olarak kabul edilen ve birçok standartta yer alan basınç standardı.

Yukarı Çık