Bulunma nedir, ne demek kelimesine ait sonuçlar görüntüleniyor..

Bulunma Kelimesi TDK Sözlük Anlamı

1
1)
Bulunma (isim)

Bulunmak işi

Bulunma Kelimesinin Braille Alfabesinde Gösterimi

7 Harf
  • B
  • U
  • L
  • U
  • N
  • M
  • A

Bulunma Kelimesinin Cümle İçinde Kullanımı

3 Cümle
(Atasözü)
Aramakla bulunmaz

çok değerli ancak rastlantı ile ele geçer.

(Atasözü)
At bulunur meydan bulunmaz, meydan bulunur at bulunmaz

Bir işi başarabilmek için gerekli olan koşullar her zaman eksiksiz olarak ele geçmez.

(Atasözü)
At olur, meydan olmaz (bulunmaz), meydan olur (bulunur), at olmaz (bulunmaz)

Gerekli şartlar her zaman bir arada bulunmaz.

(Atasözü)
Beyde bulunmayan elde neler var

Beylerde olmayan öyle şeyler vardır ki halkta bulunur.

(Atasözü)
Elde bulunan beyde bulunmaz

Beylerde olmayan öyle şeyler vardır ki halkta bulunur.

(Atasözü)
şehadette bulunmak

(Atasözü)
Ecele çare bulunmaz

ölüm dışında, çaresiz gibi görünen her güç işin bir çıkar yolu vardır.

(Atasözü)
Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz

Kişi yalnızca kendi kazancına güvenmeli, başkasının yardımını beklememelidir.

(Atasözü)
Herkesin aklı bir olsa koyuna çoban bulunmaz

Herkes aynı şeyi bilse ve yapabilseydi, geri kalan işleri yapacak kimse bulunamazdı.

(Atasözü)
Olacakla öleceğe çare bulunmaz

Insanın alnına yazılmış olan şeyler önlenemez.

(Atasözü)
ölüme çare bulunmaz

ölüm dışında, çaresiz gibi görünen her güç işin bir çıkar yolu vardır.

(Atasözü)
Parayla dost bulunmaz

Para kazanmayı bildiği hâlde dost kazanmayı bilmediği için sevilmeyen, sayılmayan nice insan vardır.

(Atasözü)
Koyunun bulunmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler

Istenilen nitelikteki şey bulunamadığında onun daha düşük nitelikte olanına da razı olunur.

(Deyim)
Faaliyette bulunmak

çalışma içine girmek: “Sendikalar siyasi amaç güdemezler, siyasi faaliyette bulunamazlar.” -Anayasa.

(Deyim)
Aleyhinde (aleyhine) söylemek (bulunmak)

çekiştirmek, yermek.

(Deyim)
Atılı bulunmak

Ertelenmiş olmak.

(Deyim)
Aynı karede yer almak (bulunmak)

1) kameranın çektiği görüntü içinde birlikte bulunmak; 2) mec. biriyle duygu ve düşüncesi aynı olmak.

(Deyim)
Ifrat tefritte kalmak (bulunmak)

Herhangi bir konuda çok ileri gitmek veya geride kalmak.

(Deyim)
Keramette bulunmak

Doğaüstü olaylar ortaya koymak.

(Deyim)
şehadette bulunmak

(Deyim)
Bulunmaz Bursa (Hint) kumaşı

Alay çok az bulunduğu ve çok değerli olduğu sanılan şey: “Nuri'ye gelince bulunmaz bir Hint kumaşı sayılmazdı o da.” -O. Rifat.

(Deyim)
Girişimde bulunmak

Davranmak, teşebbüs etmek: “Mahmut Bey'in adamlarını kendi taraflarına çekmek için her türlü girişimde bulunmuşlardı.” -H. E. Adıvar.

(Deyim)
Tebligatta bulunmak

Bildirim yayımlamak, bildirimden haberdar etmek, bildirim göndermek: “7 Temmuz 1919 tarihinde, şu umumi tebligatta bulundum.” -Atatürk.

(Deyim)
... durumunda olmak (bulunmak)

Zorunluluğunda olmak.

(Deyim)
Tembihatta bulunmak

Uyarmak: “Her türlü istirahatiniz temin edilsin diye de bu ağalara tembihatta bulundu.” -T. Buğra.

(Deyim)
Münasebette bulunmak

1) ilişkisi olmak; 2) ilişki kurmak; 3) cinsel ilişkiyi gerçekleştirmek.

(Deyim)
Duyuruda bulunmak

Duyurmak.

(Deyim)
çorbada tuzu (maydanozu) bulunmak

Bir iş veya görevde az da olsa emeği geçmiş olmak.

(Deyim)
Lehinde söylemek (bulunmak)

1) iyiliğini söylemek; 2) hakkında iyi söz söylemek, desteklemek.

(Deyim)
Bir çatı altında (olmak, bulunmak)

Aynı yapı, kurum, kuruluş vb. içinde (olmak).

(Deyim)
Tedarikte bulunmak

Hazırlık yapmak.

(Deyim)
(biriyle) temasta bulunmak

Temas etmek.

(Deyim)
Temennide bulunmak

Dilemek.

(Deyim)
Eşi manendi (menendi, benzeri) olmamak (bulunmamak, yok)

Benzeri olmamak: “Allah rahmet eylesin, eşi menendi bulunmaz bir adamdı Nazmi Albay.” -A. Ümit. “Bir iki çıkışı, Arap Kadir'in bir eşi benzeri bulunmadığı gerçeğini ortaya koymuştu.” -K. Korcan. “Bizim dairenin müdürünün bir eşi benzeri daha yoktur.” -M. İzgü.

(Deyim)
öğütte bulunmak

öğüt vermek.

(Deyim)
Ucunda (bir şey) bulunmak

Kötü bir şeye sebep olmak: “Ne yapalım, ucunda ölüm yok ya!” -M. Yesari.

(Deyim)
Mukabelede bulunmak

Karşılık vermek.

(Deyim)
Tevdiatta bulunmak

Para yatırmak.

(Deyim)
Tepkide bulunmak

Tepki göstermek.

(Deyim)
Başsağlığında bulunmak

Başsağlığı dilemek.

(Deyim)
Başta (başında) bulunmak

Bir işin yöneticisi olmak.

(Deyim)
(bir yerde) hazır bulunmak (olmak)

1) bir yerde var olmak, kendi bulunmak; 2) bir şeyi hemen yapabilecek durumda olmak.

(Deyim)
(birinden) ricada bulunmak

Rica etmek: “Ama bu kez bir ricada bulunmaktan ziyade icazet verircesine üst perdeden çıkmıştı sesi.” -E. Şafak.

(Deyim)
(birine) borçlu bulunmak (olmak)

Borçlu duruma düşmek: “Dehasını, geçirdiği sara nöbetlerinin şokuna borçlu bulunuyordu.” -H. Taner. “Fakat ben bu ağırlığı o kadar az yükleneceğim ki söylemeye borçlu olduğumdan bir adım ileri geçmeyeceğim.” -N. F. Kısakürek.

(Deyim)
Boş bulunmak

1) dikkatsiz ve dalgın bulunmak: “Nasıl boş bulunup o gazeteci kızın resmini çekmesine imkân verdi?” -A. İlhan. 2) söylenmesi sakıncalı olan bir şeyi söyleyivermek.

(Deyim)
Vaatte bulunmak

Söz vermek.

(Deyim)
Zan altında bulunmak

Bir şeyle suçlanmak, sanık durumunda olmak.

(Deyim)
Sitemde bulunmak

Sitem etmek.

(Deyim)
Hazırlıklı olmak (bulunmak)

Hazırlanmış olmak: “Bir umuttur yok olmaya karşı az çok hazırlıklı olmak.” -B. Necatigil.

(Deyim)
Hazırlıksız olmak (bulunmak)

Hazırlanmamış olmak.

(Deyim)
Eylemde bulunmak

Toplu hâlde hareket etmek: “Hiçbir Türk, vatana bağlılıkla bağdaşmayan bir eylemde bulunmadıkça vatandaşlıktan çıkarılamaz.” -Anayasa.

(Deyim)
Serzenişte bulunmak

Yakınmak (II).

(Deyim)
Tetikte (tetik) olmak (beklemek, bulunmak, durmak)

Her an uyanık ve hazır bulunmak: “Güldane tehlikeyi sezmiş gibi tetikte.” -T. Buğra. “Onun sakinliği etrafta tetikte bekleyen karısına, çocuklarına da geçti.” -N. Cumalı. “Hele kendini güçlü hissederse tetik ol, basbayağı saldırganlaşır.” -A. İlhan.

(Deyim)
Yürürlükte bulunmak

Bir kanun veya bir karar uygulama alanında olmak: “Kimse, işlediği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz...” -Anayasa.

(Deyim)
Nasihatte bulunmak

Nasihat etmek.

(Deyim)
Katkıda bulunmak

Bir şeyin oluşmasına, gelişmesine veya gerçekleşmesine emek, bilgi, para vb. ile yardım etmek: “Bu kitaba kendileri ayrımında olmasalar da pek çok insan katkıda bulundu.” -E. Atasü.

(Deyim)
Darda bulunmak

Bir şeyin sıkıntısını çekmek: “En darda bulunduğu zamanlarda bile ihtiyacı olanlar ondan bir şey isteyebilirlerdi.” -İ. A. Gövsa.

(Deyim)
Zehapta bulunmak

Vesveseye kapılmak, kuruntu içinde olmak: “Kim bilir ne taraflara yorar, ne zehaplarda bulunur?” -S. M. Alus.

(Deyim)
Maruz bulunmak (olmak)

Bir olayın veya bir durumun etkisinde bulunmak.

(Deyim)
Silahaltında bulunmak

Silahaltında olmak: “Silahaltında bulunan er ve erbaşlarla askerî öğrenciler ... oy kullanamazlar.” -Anayasa.

(Deyim)
öneride bulunmak

önermek, teklif etmek.

(Deyim)
Kehanette bulunmak

Kâhinlik etmek: “Bunu belirtirken bir kehanette bulunmuş olmuyordum.” -Y. K. Karaosmanoğlu.

(Deyim)
Tetik bulunmak

Tetikte bulunmak.

(Deyim)
Tazarruda bulunmak

Tanrı'ya yakarmak.

(Deyim)
Mukarrer bulunmak

Kararlaşmak.

(Deyim)
Karşılıkta bulunmak

Cevap vermek: “Bunun üzerine Refet Paşa kahkahalarla gülerek bana şöyle bir karşılıkta bulunmuştu.” -Y. K. Karaosmanoğlu.

(Deyim)
Müracaatta bulunmak

Müracaat etmek.

Bulunma Kelimesinin İşaret Dilindeki Gösterimi

7 Harf
  • B
  • U
  • L
  • U
  • N
  • M
  • A

Bulunma Kelimesi İle Türetilen Diğer Kelimeler

5 Kelime

Bulunma İle İlgili Kelimeler ve Anlamları

2 Kelime
(eko.)
Bulunma hakkı

Kurumların yönetim kurulu başkan ve üyelerine, katıldıkları toplantı başına ödenen para.

(huk.)
Siyasal etkinlikte bulunma hakkı

Yurttaşların seçme, seçilme, bağımsız olarak ya da bir siyasal parti içinde siyasal çalışmalarda bulunma, halkoylamasına katılma hakkı.

Yukarı Çık