Cali nedir, ne demek kelimesine ait sonuçlar görüntüleniyor..

Cali Nedir ve Ne Demek?

3
1)
Cali (sıf. )

( ﺟﻌﻠﻰ ) sıf. (Ar. ca‘l “yapmak, meydana getirmek” ve nispet eki -і ile ca‘lі )

2)
Cali (sıf. )

Samîmî ve içten olmayan, yapmacıklı, sahte: Sühâ’nın titreyen ellerini câlî bir şefkatle sıkar (Tevfik Fikret). Bâzıları tabiî görünmek için ne câlî haller ihtiyar ederler (Cenap Şahâbeddin). ѻ Câlî mastar: Osmanlı Türkçe’sinde Arapça bâzı kelimelerin (mastar, ism-i fâil, ism-i mef’ul vb.) sonuna -iyyet eki getirilerek yapılan mastar, yapma mastar, mec’ul mastar, mastar-ı ca’lî : “Beşer-iyyet, hâkim-iyyet, mahrûm-iyyet gibi.” ● Câliyye ( ﺟﻌﻠﻴّﻪ ) sıf. Câlî kelimesinin tamlamalarda ortaya çıkan aynı mânâdaki müennes şekli: Mehpeyker, hüzn-i derûnunu şetâret-i câliyye ile örtmeğe çalışır (Nâmık Kemal). O bir silâh ki bir muhabbet-i câliyye ile bilemek lâzım geliyor (Abdülhak Hâmit).

3)
Cali (sıf. )

Sonradan meydana getirilen, yapma, sun’î: Muhabbetle beni ithâm edip aklım alır ol yâr / Bulur câlî kabâhat zulm eden tecrîmden evvel (Bayburtlu Zihni).

Cali Kelimesi TDK Sözlük Anlamı

1
1)
Çalı (isim,)

bitki bilimi Böğürtlen, ahududu gibi küçük, dalları dibinden çatallanan ve sapları odunsu bitki "Tozlu geçidimde durmuş, iki çalı arasından başımı uzatıyor, pencereden bakıyorum." - A. Ağaoğlu

Cali Kelimesi Diğer Sözlüklerde Ne Anlama Geliyor?

10
1)

BSTS / Orta Öğretim Terimleri Kılavuzu

(tarım)

2)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

Bahçe.

3)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

Bir an, bir ara.

4)

Şehir, İlçe veya Semt İsmi

Bursa ili, Çalı bucağına bağlı bir yerleşim birimi.

5)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

Delikli taş.

6)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

Keçileri kovalama ünlemi.

7)

BSTS / Coğrafya Terimleri Sözlüğü

Kimileri bir ağaççık kadar iri olurlarsa da, genellikle bodur, gövdesiz, ancak odunsu, kimi kez dikenli, iklim ve toprak koşullarına göre bir çok türleri olan bitki takımı, bk. çalılık.

8)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

Olmamış meyve.

9)

BSTS / Zanaat Terimleri Sözlüğü

Saban demirini ökçeye tutturan ağaç. (Taşpınar *Aksaray -Niğde)

10)

BSTS / Biyoloji Terimleri Sözlüğü

Toprak üstü gövdelerinde sekonder kalınlaşmanın ve odunlaşmanın olduğu, boyları
-
m kadar olan, çok yıllık bitkiler.

Cali Kelimesinin Diğer Dillerdeki Anlamı

9 Dil
  • İNGİLİZCE (USA) Cali “ What is Bush ”
  • ALMANCA Cali “ Was ist Bush ”
  • İSPANYOLCA Cali “ Lo que es Bush ”
  • ÇİNCE 卡利 “ 什么是布什 ”
  • FRANSIZCA Cali “ Qu'est-ce que Bush ”
  • Arapça كالي “ ما هو بوش ”
  • İTALYANCA Cali “ Quello che è Bush ”
  • JAPONCA カリ “ うブッシュ ”
  • PORTEKİZCE Cali “ O que é Bush ”

Cali Kelimesinin Braille Alfabesinde Gösterimi

4 Harf
  • C
  • A
  • L
  • I

Cali Kelimesinin Cümle İçinde Kullanımı

3 Cümle
(Atasözü)
Yazın çalışan, kışın gülüşür

Yazın çalışan kışın rahat eder.

(Atasözü)
Arık öküze bıçak olmaz (çalınmaz)

1) güçsüz kimseyi ezmek yiğitlik değildir; 2) kendisinden yararlanılamayacak kişiye yararlanmak amacıyla eziyet edilmemelidir.

(Atasözü)
Gençlikte para kazan, kocalıkta kur kazan

Kişi gençliğinde çalışıp para biriktirmelidir ki ihtiyarlığında çalışamadığı zaman onunla rahat rahat geçinsin.

(Atasözü)
Gençlikte taş taşı, kocalıkta ye aşı

Kişi gençliğinde çalışıp para biriktirmelidir ki ihtiyarlığında çalışamadığı zaman onunla rahat rahat geçinsin.

(Atasözü)
çalı idi çırpı idi, evim idi ya, ayı idi uyu idi, kocam idi ya

Her ne kadar evim derme çatma, kocam kaba saba idiyse de, bir düzen kurmuş, yaşayıp gidiyordum.

(Atasözü)
Boş gezmekten bedava çalışmak yeğdir

çalışmak insanı tembellikten kurtarır.

(Atasözü)
Deveye bindikten sonra çalı ardına gizlenilmez

Herkesin gözü önündeki bir olayı şöyle böyle yorumlarla gizlemeye çalışmak boşunadır.

(Atasözü)
Erim er olsun da yerim çalı dibi olsun

Kadının kocasının fakir olması önemli değildir, yeter ki aile sorumluluklarını yerine getirsin.

(Atasözü)
Itle dalaşmaktan çalıyı dolaşmak yeğdir

Edepsiz kimse ile uğraşmamak için onun bulunduğu yerden uzaklaşmak gerekir.

(Atasözü)
Köpeğe dalaşmaktan çalıyı dolanmak yeğdir

Edepsiz kimse ile uğraşmamak için onun bulunduğu yerden uzaklaşmak gerekir.

(Atasözü)
Köpekle dalaşmaktan çalıyı dolaşmak yeğdir

Edepsiz kimse ile uğraşmamak için onun bulunduğu yerden uzaklaşmak gerekir.

(Atasözü)
Zemheride sür de çalı sür

Iyi verim alabilmek için üstünkörü olsa bile tarlayı zemheride sürmek gerekir.

(Atasözü)
Yiğidim yiğit olsun da yerim çalı dibi olsun

Kadının kocasının fakir olması önemli değildir, yeter ki aile sorumluluklarını yerine getirsin.

(Deyim)
At çalındıktan sonra ahırın kapısını kapamak

Iş işten geçtikten sonra önlem almaya kalkışmak.

(Deyim)
Akıl hocalığı taslamak

Bir işte doğruyu, iyi olanı gösterdiğini sanmak: “Burada akıl hocalığı taslıyorum ama ben böyle akılsızlıkları çok yapıp birkaç kere sorunla karşılaştım.” -R. Erduran.

(Deyim)
çalıp çırpmak

Hırsızlık yapmak: “Müşteri ise her zamanki oyunbazlığıyla çalıp çırptıklarını eve yığıyordu.” -İ. O. Anar.

(Deyim)
Ayrıcalık gözetmek

Ayrıcalık tanımak: “Annem, babam çocuklar arasında hiçbir ayrıcalık gözetmezlerdi.” -A. Erhat.

(Deyim)
Dikkati calip olmak

Dikkati çeken kimse veya şey olmak.

(Deyim)
Hocalık etmek

1) öğretmenlik yapmak: “Mülkiyede Osmanlı tarihi alanında hocalık, müdürlük, yazarlık etmiş.” -R. E. Ünaydın. 2) mec. akıl öğretmek, öğüt vermek: “Böyle heybetli, akıllı adam, sana hocalık etmiş adam ölür mü hiç?” -N. Hikmet.

(Deyim)
ırgat gibi çalışmak

çok ağır bir işte çalışmak.

(Deyim)
It gibi çalışmak

çok çalışmak, yorulmak.

(Deyim)
Kafası işlemek (çalışmak)

Aklı, zekâsı yerinde olmak, bir konu üzerinde iyi düşünebilir olmak: “Hasan'ın kafası şimdi üç cepheli işliyordu.” -O. C. Kaygılı.

(Deyim)
Kafayı çalıştırmak (işletmek)

Akılcı davranarak sorunları çözmek.

(Deyim)
Kendi hesabına çalışmak

Uğraştığı işi sadece kendisi için yapmak: “Böyle bir amatörlük devresi geçirdikten sonra biraz da kendi hesabına çalışmayı düşündü.” -R. N. Güntekin.

(Deyim)
Rölantide durmak (çalışmak)

Motorlu taşıtlarda, motor boşta çalışmak.

(Deyim)
Serbest çalışmak

Bir işverene bağlı olmadan kendi adına kazanç sağlamak.

(Deyim)
(birinin) çalımından geçilmemek

çok kurumlu olmak, çok çalımlı olmak.

(Deyim)
çalı gibi

Sık ve sert (saç, sakal).

(Deyim)
çalım atmak (yapmak)

çalımlamak.

(Deyim)
çalım satmak

Kurulup büyüklük taslamak: “İzmir ve dolaylarında çalım satıp dolaşmaya başlayacaklar.” -Y. K. Karaosmanoğlu.

(Deyim)
çalım yemek

Futbolda çalım ile geçilmek.

(Deyim)
çalımına gelmek (getirmek)

Uygun zaman veya durumu ele geçirmek: “Sanki demek istediğim bir çalımına gelseydi seni de yüzdürürdü.” -M. Ş. Esendal. “Yıldız, çalımına getirdikçe ateş ediyordu.” -A. Gündüz.

(Deyim)
Ayrıcalık tanımak (göstermek)

1) birine özel hak vermek; 2) birini kayırmak.

(Deyim)
Parçalı bohça gibi

Birbirini tutmaz parçalardan oluşan.

(Deyim)
Mecali (mecal) kalmamak

Güç kalmamak, güçsüzleşmek: “Artık ne yürümeye ne de ayak üstünde durmaya mecali kalmıştı.” -M. Ş. Esendal.

(Deyim)
Kulağına çalınmak

Başkasına söylenirken kendisi de duymuş olmak: “Bu gürültüler arasında Vildan'ın bağırarak ve daha ziyade kıymet vererek telaffuz ettiği bazı kelimeler, cümleler kulağıma çalınıyordu.” -P. Safa.

Cali Kelimesinin İşaret Dilindeki Gösterimi

4 Harf
  • C
  • A
  • L
  • I

Cali Kelimesi İle Türetilen Diğer Kelimeler

1 Kelime

Cali İle İlgili Kelimeler ve Anlamları

17 Kelime
()
Kocalik

Koca olma durumu.

()
Câlîlik

Samîmî ve içten olmama durumu, sun’îlik, sahtelik: “Yüzündeki câlîlik beni ürkütüyor.”

(sıf.)
Câlip – câlib

Celbeden, üzerine çeken: “Câlib-i dikkat.” “Câlib-i hayr.” “Câlib-i merak.” “Bu şüpheyi câlip bir sözdür.” Îtikādımca galebe veya mağlûbiyet, netîce-i harb her ne olursa olsun millet-i gālibe veya mağlûbenin tarz-ı telakkîsine göre mûcib-i hayr veya câlib-i şer olur .

(sıf.)
Câlis

Oturan : Yekser gazâ kılıncı kuşanmış bir ümmetin / Câlis budur erîke-i âlem-penâhına . ѻ Câlis olmak: Oturmak: Bir yerde olup ikisi câlis . Oturmak, tahta çıkmak, cülûs etmek: Câlis-i taht-ı saltanat oldu .

(i.)
Câliyat

Yapmacıklar, sun’îlikler, sahte olan şeyler.

(i.)
Câliyet

Sun’îlik, sahtelik, câlîlik: Sözümde serdî-i ca’liyyet âşikâr oldu .

(sıf.)
Câlî

Sonradan meydana getirilen, yapma, sun’î: Muhabbetle beni ithâm edip aklım alır ol yâr / Bulur câlî kabâhat zulm eden tecrîmden evvel . Samîmî ve içten olmayan, yapmacıklı, sahte: Sühâ’nın titreyen ellerini câlî bir şefkatle sıkar . Bâzıları tabiî görünmek için ne câlî haller ihtiyar ederler . ѻ Câlî mastar: Osmanlı Türkçe’sinde Arapça bâzı kelimelerin sonuna -iyyet eki getirilerek yapılan mastar, yapma mastar, mec’ul mastar, mastar-ı ca’lî : “Beşer-iyyet, hâkim-iyyet, mahrûm-iyyet gibi.” ● Câliyye sıf. Câlî kelimesinin tamlamalarda ortaya çıkan aynı mânâdaki müennes şekli: Mehpeyker, hüzn-i derûnunu şetâret-i câliyye ile örtmeğe çalışır . O bir silâh ki bir muhabbet-i câliyye ile bilemek lâzım geliyor .

()
Câlib

Bk. CÂLİP

()
Alacali

Karmakarışık renkli, rengârenk: Üzerinde bir köylü entârisi, başında alacalı bez yemeni vardır . Karmakarışık: Edebiyât-ı Cedîde erkânı Arapça, Acemce terkiplerle karışmış alacalı sun’î bir lisanla yazdılar . ѻ Alacalı bulacalı: Birbiriyle uyuşmayan, karmakarışık renkli.

()
Alacalik

Alaca olma durumu, değişik renklilik. mec. İki yüzlülük, döneklik, münâfıklık: Ve hûy u haslette alacalığından gayri aybı yok idi .

()
Ayricalik

[Zarf yapan ekten sonra isimden isim yapma eki getirilemez] Üstünlük tanınma, başkalarından ayrı ve üstün tutulma durumu, imtiyaz. Farklı kabul etme, ayırma, tefrik: Mesul makamların bu mantıksız ayrıcalığı hemen kaldıracaklarını ummak isteriz . Bâzan şöyle bir cümle ile âdeta irkiliyoruz: “İşçilerle memurlar arasında ayrıcalık olmamak.” Velhâsıl ayrıcalık aslında benimsenmemiş, üstelik iyi kavranmamış bir kelimedir . [Kelime imtiyaz karşılığı türetilmişken değişik anlamlarda kullanılmaya başlanmıştır].

Yukarı Çık