Cık nedir, ne demek kelimesine ait sonuçlar görüntüleniyor..

Cık Kelimesi TDK Sözlük Anlamı

1
1)
Cık

ünlem "Yok, olmaz" anlamında kullanılan bir söz

Cık Kelimesi Diğer Sözlüklerde Ne Anlama Geliyor?

7
1)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

Aşık kemiğinin çukur tarafı.

2)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

k. çıkla (I)-

bk. çıkla (I)-

3)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

Sade, arı, yalnız.

4)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

Sulu, cıvık.

5)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

Tüm, tamamen, hep.

6)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

Yağsız et.

7)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

Yok, hayır anlamında ünlem.

Cık Kelimesinin Braille Alfabesinde Gösterimi

3 Harf
  • C
  • I
  • K

Cık Kelimesinin Cümle İçinde Kullanımı

3 Cümle
(Atasözü)
Karaman’ın koyunu sonra çıkar oyunu

Bir şeye tam güvenmeyip ileride ne olacağı konusunda bilgi sahibi olunamadığı durumlarda kullanılan bir söz.

(Atasözü)
Aksak eşekle yüksek dağa çıkılmaz

Eksik aletle sağlıklı iş yapılmaz.

(Atasözü)
Bir ağızdan çıkıp (çıkan) bin dile (ağza) yayılır

Ortaya atılan bir söz çok çabuk yayılır.

(Atasözü)
Zurnada peşrev olmaz, ne çıkarsa bahtına

Rastgele yapılan plansız işlerde yöntem, kural aranmaz.

(Atasözü)
Acı (kötü) söz insanı (adamı) dinden çıkarır, tatlı söz yılanı inden çıkarır

Gönül alıcı, okşayıcı sözlerle karşımızdakinin inadı yenilebilir.

(Atasözü)
Akılları pazara çıkarmışlar, herkes yine kendi aklını almış

Insan kendi aklını, düşüncesini başkasınınkinden üstün görür.

(Atasözü)
Herkes aklını pazara çıkarmış, yine kendi aklını almış

Insanlar kendi akıllarını başkalarının aklından üstün görürler.

(Atasözü)
Kes parmağını çık pazara, em (merhem, ilaç) buyuran çok olur

Kişinin bir ihtiyaç içinde bulunduğunu gören herkes ona değişik yol gösterir.

(Atasözü)
Kısmetinde ne varsa kaşığında o çıkar

Kişi ne kadar çabalarsa çabalasın alın yazısındaki şeye ulaşır.

(Atasözü)
Boynuz kulaktan sonra çıkar, ama kulağı geçer

Bir konu üzerinde sonradan yetiştikleri hâlde kendilerinden önce yetişmiş olanları geçenler vardır.

(Atasözü)
Acıklı başta akıl olmaz

Büyük sıkıntılar içinde bulunanlar mantık dışı işler yapabilirler.

(Atasözü)
Sıçan çıktığı deliği bilir

Bir kabahate, suça veya gizli işe kalkışan kişi, yakalanacağını anladığında nereye sığınacağını bilir.

(Atasözü)
Açık ağız aç kalmaz

Isteklerini uygun bir biçimde söylemesini bilen kimse, onları önünde sonunda elde eder.

(Atasözü)
Erken kalkan (çıkan) yol alır, er evlenen döl alır

Yapacakları işe erken başlayanlar kazançlı olurlar.

(Atasözü)
şık şık (çık çık) eden nalçadır, iş bitiren akçedir

Değerli nesneye bir yönüyle benzeyen şey, onun yerini asla tutmaz.

(Atasözü)
Kurdun adı yaman çıkmış, tilki vardır (tilkicik var) baş keser

öylesine sinsi ve kurnaz kimseler vardır ki adı zalime, haine ve kötüye çıkmış kimselerden daha tehlikelidirler.

(Atasözü)
Dayak cennetten çıkmıştır

Dayağın yola getirici bir etkisi vardır.

(Atasözü)
Atalar çıkarayım der tahta, döner dolaşır gelir bahta

Ana baba, çocuğuna mutlu bir yaşam sağlamaya çalışır ancak kaderde yazılı olan gerçekleşir.

(Atasözü)
Ver yiyeyim, ört uyuyayım; gözle, canım çıkmasın

Başkalarının sırtından geçinmeye alışmış kişi en hayati sorunlarının bile çözümünde kendisine hizmet edecek birini arar.

(Atasözü)
Herkes sakız çiğner ama, Çingene kızı tadını çıkarır

Severek yapılan iş, insanı mutlu eder.

(Atasözü)
Açık kaba it değer (siyer)

Gizli kalması gereken şeyler herkese söylenirse bundan büyük zararlar doğar.

(Atasözü)
Bir ağaçtan okluk da çıkar, bokluk da

Bir aileden iyi adam da çıkar, kötü adam da.

(Atasözü)
Acıkanın yanağından, susayanın dudağından belli olur

Bir insanın ne durumda olduğu yüzünden anlaşılır.

(Atasözü)
çiftçinin karnını yarmışlar, kırk tane “gelecek yıl” çıkmış

çiftçinin ürünü her yıl bir afete uğrar, o da hep gelecek yıla umut bağlar.

(Atasözü)
Güneş balçıkla sıvanmaz

Herkesin bildiği gerçek inkâr edilemez.

(Atasözü)
Tencere (çömlek) demiş “dibim altın”, kaşık (kepçe) demiş ben neredeyim?” (girdim, çıktım)

Içyüzünü iyi bilen kimseye karşı, kusurlarını gizlemeye çalışan ve yüksek nitelikleri bulunduğunu söyleyerek övünmeye kalkışan kişi, gülünç duruma düşer.

(Atasözü)
Diken battığı yerden çıkar

Zarar hangi yönden geldiyse ancak o yönden giderilir.

(Atasözü)
Arslanın adı çıkmış, çakallar baş keser

Haksızlık veya kötülük yapacağı düşünülen kişi yerine bu konuda adı ön plana çıkan kişiler asıl haksızlığı ve kötülüğü yaparlar.

(Atasözü)
Geldik yüze, çıktık düze

Kasım ayından sonra gelen yüzüncü günde, 15 şubatta kışın soğuk günleri geride kalır.

(Atasözü)
çanağa ne doğrarsan kaşığında o çıkar

Kişi, kendisi için önceden yaptığı hazırlıkların verimini ileride alır.

(Atasözü)
Ne doğrarsan aşına, o çıkar kaşığına

Kişi, kendisi için önceden yaptığı hazırlıkların verimini ileride alır.

(Atasözü)
öksüz hırsızlığa çıkarsa ay ilk akşamdan doğar

Talihsiz kimse bir şeyden yararlanmaya kalkışsa karşısına akla gelmedik engeller çıkar.

(Atasözü)
öksüz oynaşa çıkmış, ay akşamdan doğmuş

Talihsiz kimse bir şeyden yararlanmaya kalkışsa karşısına akla gelmedik engeller çıkar.

(Atasözü)
Can çıkmayınca (çıkmadan) huy çıkmaz

Insanı alışkanlıklarından, huylarından vazgeçirmek mümkün değildir.

(Atasözü)
Sütle giren huy, canla çıkar

Kişinin küçükken edindiği huy, ölünceye değin sürer.

(Atasözü)
Temiz iş altı ayda çıkar

Doğru dürüst yapılması istenen iş uzun zaman ister.

(Atasözü)
çobanın gönlü olursa (olunca) tekeden yağ (süt, köremez) çıkarır

Kişi istediğinde olmayacak gibi görünen işlere çözüm yolu bulur.

(Atasözü)
Alçacık eşeğe herkes biner

Güçsüz ve koruyucusuz bir kimseyi buyruk altına almak ve ezmek kolaydır.

(Atasözü)
Arife günü yalan söyleyenin (oruç yiyenin) bayram günü yüzü kara çıkar (olur)

Bir sözün yalan olduğu çabuk anlaşılır ve söyleyen toplum içinde utanılacak bir duruma düşer.

(Atasözü)
Acıkan doymam sanır, susayan kanmam sanır

Bir şeyi uzun süre elde edemeyen kimse, daha sonra o şeyden ne kadar çok edinirse edinsin yine kendisine yetmeyeceği kanısında bulunur.

(Atasözü)
Aç doymam, tok acıkmam sanır

Aç insan elde ettiğinden çoğunu ister, varlıklı insan ise daha fazlasını ister.

(Atasözü)
Her firavunun bir Musa’sı çıkar

Insanı, zalimce davranan birinden kurtaracak bir kimse her zaman bulunur.

(Atasözü)
Azıcık aşım, ağrısız (kaygısız) başım

Derdim olmasın da başka bir şey istemem.

(Atasözü)
Merdiven ayak ayak (basamak basamak) çıkılır

En yüksek mevkiye yavaş yavaş yükselerek çıkılır.

(Atasözü)
Açık yaraya tuz ekilmez

Acısı henüz taze olan bir kimsenin üzüntüsü, birtakım söz ve davranışlarla artırılmamalıdır.

(Atasözü)
Ağanın malı çıkar, uşağın canı

Bir afeti önlemek için işveren malını, işçi de canını feda eder.

(Atasözü)
Ateş olmayan yerden duman çıkmaz

Küçük de olsa birtakım belirtilerin önemli olaylara işaret olduğunu anlatan bir söz.

(Atasözü)
Imam evinden aş, ölü gözünden yaş çıkmaz

Bir şey alınması imkânı olmayan yerden, bir şeyler vermesini beklemek boştur.

(Atasözü)
Buğday başak verince orak pahaya çıkar

Gereksinim duyulan şey değer kazanır.

(Atasözü)
Bir deli kuyuya bir taş atar, kırk akıllı çıkaramazmış

Bir insan bazen akla ve mantığa sığmayan bir iş yapar; yapılan iş, hiçbir kurala uymadığı için pek çok akıllı insan bunu düzeltmeye çalışır, fakat başaramaz.

(Atasözü)
Otuz iki dişten çıkan, otuz iki mahalleye yayılır

Bir ağızdan çıkan söz, başkalarının ağzına geçer, her tarafa yayılır.

(Atasözü)
Adamın adı çıkacağına canı çıksın

Insanın haklı veya haksız yere adı bir defalık kötüye çıktı mı ondan sonra yaptıkları hep o gözle değerlendirilir.

(Atasözü)
Adamın (kimsenin) adı çıkmadansa canı çıkması (yeğdir)

Insanın haklı veya haksız yere adı bir defalık kötüye çıktı mı ondan sonra yaptıkları hep o gözle değerlendirilir.

(Atasözü)
Acıkan ne olsa yer, acıyan ne olsa söyler

Geçim sıkıntısı içinde bulunan kişi geçinebilmek için her yolu dener, her işi yapar, canı yanan kişi de sonunu düşünmeden ağzına geleni söyler.

(Atasözü)
Acıkan ne yemez, acıyan ne demez

Geçim sıkıntısı içinde bulunan kişi geçinebilmek için her yolu dener, her işi yapar, canı yanan kişi de sonunu düşünmeden ağzına geleni söyler.

(Atasözü)
Acıkmış kudurmuştan beterdir

Uzun süre bir nesnenin yokluğunu çeken kimse, onu gördüğünde büyük bir istekle ona saldırır.

(Atasözü)
Acıyan uyumuş, acıkan uyumamış

Insan sıkıntıya katlanır da açlığa katlanamaz.

(Atasözü)
Fare çıktığı deliği bilir

Bir kabahate, suça veya gizli işe kalkışan kişi, yakalanacağını anladığında nereye sığınacağını bilir.

(Atasözü)
Açık göte herkes tükürür

Utanç verici, iğrendirici davranışları herkes ayıplar, tiksinti ile karşılar.

(Atasözü)
Alçak yerde tepecik kendisini dağ sanır

Bilgili kimselerin bulunmadığı yerde cahil kişi bilgiçlik taslar.

(Atasözü)
An beni bir kozla, o da çürük çıksın

Bir dostun verdiği armağan küçük ve değersiz olsa bile verilen kişinin hatırlandığını göstermesi bakımından çok değerlidir.

(Atasözü)
Yâr beni ansın bir koz ile, o da çürük çıksın

Bir dostun verdiği armağan küçük ve değersiz olsa bile verilen kişinin hatırlandığını göstermesi bakımından çok değerlidir.

(Atasözü)
Azıksız yola çıkanın gözü el torbasında kalır

Ileride gereksinim duyacağı şeyleri zamanında hazırlamayan kişi, hazırlık yapan diğer insanlardan yardım bekler.

(Atasözü)
Domuzdan toklu çıkmaz (doğmaz)

Kötü huylu kimsenin çocuğu melek huylu olmaz.

(Atasözü)
Kestane kabuğundan çıkmış da kabuğunu beğenmemiş

Soyunu, yetiştiği yeri veya çevreyi hor görenler için kınama yollu söylenen bir söz.

(Atasözü)
Ağzından hayır çıkmazsa bari şer söyleme

Lehte konuşmuyorsun, hiç olmazsa aleyhte de konuşma.

(Atasözü)
Bir buldu iki ister, akça buldu çıkın ister

Hırslı insanlar, hiçbir zaman ellerindekiyle yetinmez, daima daha fazlasını isterler.

(Atasözü)
Sütlüyü sürüden çıkarmazlar

Yararlı, verimli şey elden çıkarılmaz.

(Atasözü)
Aç domuz darıdan çıkmaz

Kötü yaradılışlı aç olan kimse kime, neye zarar verdiğini düşünmeden sadece karnını doyurmaya bakar.

(Atasözü)
Bir elin sesi çıkmaz

1) bir davanın bir kişi tarafından savunulması etkili ve yeterli değildir; 2) yardımlaşarak işler daha kolay başarılır.

(Atasözü)
Mart çıkmadıkça dert çıkmaz

Kış hastalıkları, mart sona ermedikçe bitmez.

(Atasözü)
Mektepten çıkan eşek Marsıvan’dan çıkmaz

öğrenim görmüş olsalar bile bazıları eğitilmemiş gibi davranabilirler.

(Atasözü)
Yoktan yonga çıkmaz

Olmayan şeyden hiçbir şey elde edilmez.

(Atasözü)
Gelin altın taht getirmiş, çıkmış kendisi oturmuş

Toplum içine giren bir kimsenin kendi kullanacağı eşyasının değerli olup olmaması başkalarını ilgilendirmez.

(Atasözü)
Sarımsağı gelin etmişler de kırk gün kokusu çıkmamış

Insanlar kötü yanlarını kolay kolay belli etmezler, haklarında yargıda bulunmakta acele edilmemelidir.

(Atasözü)
Yaza çıkardık danayı, beğenmez oldu anayı

Yetiştirdiğimiz, büyüttüğümüz gençler, bizi beğenmezler.

(Atasözü)
Beylik fırın has çıkarır

Devlet görevlisi olmak insana birçok kazanç sağlar.

(Atasözü)
Acındırırsan arsız olur, acıktırırsan hırsız olur

Koruduğunuz kimsenin sürekli acınmasına izin verirseniz arsız olur, emeğinin karşılığını tam olarak vermediğiniz kişi de hırsız olur.

(Atasözü)
Rüşvet kapıdan girince insaf (iman) bacadan (pencereden) çıkar

Işini herkese eşit davranarak yapmak zorunda olan bir görevli, kendisine çıkar sağlayan kimselere ayrıcalık tanıyorsa o kişi hak, adalet, insaf gibi duygulardan yoksun demektir, onun gözü paradan, maldan başka bir şey görmez.

(Atasözü)
Her deliğe elini sokma, ya yılan çıkar ya çıyan

Sonunu düşünmeden sana zararı dokunma olasılığı bulunan davranışlarda bulunma.

(Atasözü)
Her taşın altına elini sokma, ya yılan çıkar, ya çıyan

Sonunu düşünmeden sana zararı dokunma olasılığı bulunan davranışlarda bulunma.

(Atasözü)
Fazla mal göz çıkarmaz

Ne kadar ve ne türden mal olursa olsun malın fazlası elden çıkarılmamalıdır çünkü mutlaka bir gün gelir lazım olur.

(Atasözü)
Baca eğri de olsa dumanı doğru çıkar

Yaradılıştan iyi ve doğru olan kimse, ne denli elverişsiz ortam içinde bulunursa bulunsun niteliğini yitirmez.

(Atasözü)
Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır

Gönül alıcı, okşayıcı sözlerle karşımızdakinin inadı yenilebilir.

(Atasözü)
Ağaca çıkan keçinin dala bakan oğlağı olur

çocuklar ana ve babalarından öğrendiklerini yapmaya özenirler.

(Atasözü)
Alma mazlumun ahını çıkar, aheste aheste

Kimseye eziyet edip ahını alma, sonra yaptığın kötülüklerin cezasını ömür boyu çekersin.

(Atasözü)
Kötü söz insanı dininden çıkarır

Gönül alıcı, okşayıcı sözlerle karşımızdakinin inadı yenilebilir.

(Atasözü)
Keçi nereye çıkarsa oğlağı da oraya çıkar

Büyüklerin tuttuğu yol, küçüklere örnek olur.

(Atasözü)
çıkmadık canda umut var

Elden gitti sandığımız bir şeyle ilgimiz büsbütün kesilmemişse gereken çabayı harcayarak onun elimizde kalmasını sağlayabileceğimizi umabiliriz.

(Atasözü)
çıkmadık candan umut kesilmez

Elden gitti sandığımız bir şeyle ilgimiz büsbütün kesilmemişse gereken çabayı harcayarak onun elimizde kalmasını sağlayabileceğimizi umabiliriz.

(Atasözü)
Altta kalanın canı çıksın

Herkes başının çaresine baksın, gücü yetmeyen ne olursa olsun.

(Atasözü)
Bir kimsenin adı çıkacağına canı çıksın

Insanın haklı veya haksız yere adı bir defalık kötüye çıktı mı ondan sonra yaptıkları hep o gözle değerlendirilir.

(Atasözü)
Iyi iş altı ayda çıkar

Doğru dürüst yapılması istenen iş uzun zaman ister.

(Atasözü)
Değirmen taşının altından diri çıkar

En ağır şartlarda bütün güçlükleri yener.

(Atasözü)
Hastalık kantarla girer, miskalle çıkar

Hastalık birden ve çok zorlu gelir ama yavaş yavaş iyileşir.

(Atasözü)
Allah uçamayan kuşa alçacık dal verir

Allah, yetenekleri kısıtlı olanlara durumlarına uygun bir yaşama düzeni verir.

(Atasözü)
Zor kapıdan girerse, şeriat bacadan çıkar

Zorbalığın hüküm sürdüğü yerde din kuralları, kanun emirleri yürümez.

(Atasözü)
Eşeği yoldan çıkaran sıpanın oynaması

çocuklarının düzensiz davranışı, anne babayı rahatsız eder.

(Atasözü)
Hangi taşı kaldırsan, altından çıkar

1) her işten anlar veya anladığı iddiasında bulunur; 2) her işe karışır.

(Atasözü)
Ağaca çıksa pabucu yerde kalmaz

Davranışlarına engel olacak hiçbir takıntısı yok.

(Atasözü)
Eşeği dama çıkaran yine kendi indirir

Yanlış yapan kimse, yanlışı yine kendisi düzeltir.

(Atasözü)
Yumurtadan çıkan yine yumurta çıkarır

Her canlı soyuna çeker, soyunun özelliklerini taşır.

(Atasözü)
Işini kış tut da yaz çıkarsa bahtına

Başladığın bir işte her zaman güçlüklerle karşılaşacağını varsay ki sonunda hayal kırıklığına uğramayasın, iyi sonuçlar aldığında sevinesin.

(Atasözü)
Sen dost kazan, düşman ocağın başından çıkar

Sen dost kazanmanın yoluna bak, düşman kolay kazanılır.

(Atasözü)
Deli ile çıkma yola, başına getirir bela

Deli, kendisiyle arkadaşlık edenin başına çeşit çeşit dert açar.

(Atasözü)
Taşa çıkan keçinin ağaca çıkan oğlağı olur

çocuklar ana ve babalarından öğrendiklerini yapmaya özenirler.

(Atasözü)
Er olan ekmeğini taştan çıkarır

Azimli kimse geçim yolunu bulmak için en güç işlerle bile uğraşmaktan yılmaz.

(Atasözü)
Söz var dağa çıkarır, söz var dağdan indirir

Sözün insanlar üzerinde etkisi büyüktür; yerinde söylenen sözler işlerin yoluna girmesini sağlar, ölçüsüz ve sert söylenen sözler ise karşıdakini öfkelendirir, söyleyenin öldürülmesine bile yol açabilir.

(Atasözü)
Artık mal göz çıkarmaz

Ne kadar ve ne türden mal olursa olsun malın fazlası elden çıkarılmamalıdır çünkü mutlaka bir gün gelir lazım olur.

(Atasözü)
Selam verdik, borçlu çıktık

Küçük bir ilgi gösterdik, üzerimize büyük bir iş yüklendik.

(Atasözü)
Söz ağızdan çıkar

Mert olan kişi, sözünde durur; verdiği sözü yerine getirir.

(Atasözü)
çivi çıkar ama yeri kalır

Gönül yarası kapansa da unutulmaz.

(Deyim)
Oyun çıkarmak

Sp. oyun oynamak: Millî takım güzel bir oyun çıkardı.

(Deyim)
Oyuna çıkmak

Oyun için sahneye çıkmak: “Ben ilk defa oyuna çıkıyorum, beyefendi de gelmiş burada allık pudra sürüştürüyor.” -T. Buğra.

(Deyim)
Haber çıkmamak

Biri veya bir şey için beklenen bilgi gelmemek.

(Deyim)
Karavana çıkmak

Yemek hazırlanmak veya gelmek.

(Deyim)
Seyrana çıkmak

Gezmeye, gezintiye çıkmak.

(Deyim)
Alçacık dağları ben yarattım demek

çok kurumlu olmak, kendini çok beğenmek.

(Deyim)
Dağa çıkmak

1) eşkıyalık etmek; 2) hükûmete karşı gelmek için dağlara çekilmek.

(Deyim)
Hadise çıkarmak

Olay çıkarmak: “Gürültü etmeden, iz bırakmadan, hadise çıkarmadan çalışıyorlar, arılar gibi.” -E. M. Karakurt.

(Deyim)
(birine) dil çıkarmak

Alay etmek, eğlenmek.

(Deyim)
Dinden imandan çıkmak

Kendini kontrol edemeyecek kadar çok öfkelenmek, çok sinirlenmek.

(Deyim)
Anasının ipini satmış (pazara çıkarmış)

Ipsiz, kendisinden her türlü soysuzluk beklenebilen (kimse).

(Deyim)
Gönlünü pazara çıkarmak

Sevmek için kendine yakışanı seçmeyip rastgele birini sevmek.

(Deyim)
Ipliği pazara çıkmak

Kötü nitelik ve suçları ortaya çıkmak.

(Deyim)
Kısmet (kısmeti) çıkmak

Evlenme teklifi almak: “Zavallı kızın kısmeti çıkmış, kendine sormadan, danışmadan hemen vermişler.” -Ö. Seyfettin.

(Deyim)
Kıtlıktan çıkmış gibi yemek

Doymak bilmezcesine yemek.

(Deyim)
Kıtlıktan çıkmış

Doymak bilmeyen.

(Deyim)
Gözden çıkarmak

Bir mal, para, değer yargısı vb. maddi veya manevi varlığın elden çıkarılmasını kabul etmek: “İnsan, emeğini o kadar kolay gözden çıkaramıyor.” -A. Ağaoğlu.

(Deyim)
Gözden gönülden çıkarmak

önem vermemek, ilgisini kesmek: “Şimdi, artık gözünden ve gönlünden çıkardığı bu adamın her şeyi onun için müsavi idi.” -R. N. Güntekin.

(Deyim)
(bir şeyin) zevkini çıkarmak

Ondan olabildiği kadar zevk almak.

(Deyim)
Zevki çıkmak

Hoşa gitmek.

(Deyim)
Açık kapamak

Bütçenin gider fazlasını, para sağlayarak ortadan kaldırmak.

(Deyim)
Sahabetçi çıkmak

Kayırmak, arka çıkmak: “Kahpenin gözlerine mi tutulmuş ne, sahabetçi çıkıyor.” -R. H. Karay.

(Deyim)
Gürültü çıkarmak (etmek, koparmak, yapmak)

1) düzensiz ve rahatsız edici sesler çıkarmak: “Karanlıkta bana çarpıp da gürültü yapmamaya dikkat ederek kapıyı açtım.” -H. C. Yalçın. 2) kavga, karışıklık, tartışma çıkarmak.

(Deyim)
Gürültü çıkmak

Kavga, tartışma, karışıklık olmak: “Bir gürültü çıkarmadan buradan gidiniz...” -H. R. Gürpınar.

(Deyim)
(birini) çileden çıkarmak

çok kızdırmak: “Karşı taraftan konuşanın kolağası Mustafa Kemal oluşu hepsini çileden çıkarır.” -F. R. Atay.

(Deyim)
çile çıkarmak (doldurmak)

Sıkıntılı bir işin veya bir durumun sona ermesini beklemek: “Yirmi beş senedir Beykoz'daki o tekke gibi evde çile dolduruyorum.” -R. N. Güntekin.

(Deyim)
çileden çıkmak

1) olup bitenler karşısında sabrı ve dayanıklılığı kalmayıp taşkınlık göstermek: “Ben ötede beride tanıdığım yaşlı başlı Fransızlarla böyle konuştukça kardeşim çileden çıkıyordu.” -B. R. Eyuboğlu. 2) çile süresini bitirmek.

(Deyim)
Piyango vurmak (çıkmak)

1) piyangoda ikramiye kazanmak; 2) beklenmedik bir yerden büyük kazanç sağlamak.

(Deyim)
(birine) açık bono vermek

Sınırsız yetki tanımak.

(Deyim)
(birini) cebinden çıkarmak

Ondan çok üstün olmak.

(Deyim)
Denizden çıkmış balığa dönmek

Sudan çıkmış balığa dönmek.

(Deyim)
Zararlı çıkmak

1) bir işin sonunda değerli sanılan bazı şeyleri yitirmek; 2) zarar etmek: “Bu kitap, kendi ağırlığında altınla dahi satılsa satan yine zararlı çıkar.” -A. Kabaklı.

(Deyim)
Kan (kanı) başına çıkmak (sıçramak veya toplanmak)

öfkelenmek: “Kan başına çıkarmış zavallının ve hep bağırmak, bağırmak istermiş.” -P. Safa.

(Deyim)
Her kafadan bir ses çıkmak

Bir konu üzerinde herkes rastgele konuşmak: “Her kafadan bir ses çıkıyor, sen kazandın ben kazandım, şans mans deyip gülüşüyorlardı.” -N. Meriç.

(Deyim)
Kağnıyla tavşan avına çıkmak

Bir işi bitirmemek için bahane bulmak, ayak sürümek.

(Deyim)
Yazıyı çıkarmak (sökmek)

Okuyabilmek: “Benim yerinden dahi kımıldatmaya gücümün yetmediği Afrika seyahatnamesini yere indirtir, kendim de yere uzanır, gözlerim ağrıyıncaya kadar yazıları sökmeye çalışırdım.” -H. Taner.

(Deyim)
Kaleminden çıkmak

Herhangi biri tarafından yazılmak: “Kurtuluş Savaşı boyunca ciltler tutacak ölçüde telgraf yazışmaları hep kendi kaleminden çıkmıştır.” -N. Cumalı.

(Deyim)
Maraza çıkarmak

Kavgaya yol açmak, kavga çıkarmak, anlaşmazlığa yol açacak işler yapmak.

(Deyim)
Benliğinden çıkmak

Kendine benzemez olmak.

(Deyim)
Ramp ışığına çıkarmak

Bir oyunu sahnelemek: “Yasak oyunum bu rejimde aklandı, Ulvi Uraz onu ramp ışığına çıkardı.” -H. Taner.

(Deyim)
Sonuç çıkarmak

1) mat. bir işlemi bitirip sonuca ulaşmak; 2) kesin bir karar veya görüşe varıp bunu bildirmek.

(Deyim)
Adı çıkmış dokuza, inmez sekize

“birinin bir kere adı çıktıktan sonra onun hakkındaki yaygın inanç artık kolay kolay düzelemez” anlamında kullanılan bir söz: “Artık o yana bir daha gelme, adın çıktı dokuza, inmez sekize, demedim miydi?” -B. Günel.

(Deyim)
Bildik çıkmak

Birbirlerini eskiden bildiklerini veya ailece tanıştıklarını anlamak: “Hâlbuki ayrılık acısına ve ayrılık seslerine,lığım gerekti.” -R. H. Karay.

(Deyim)
Deniz çıkmak

Denizde fırtına olmak.

(Deyim)
Denize çıkmak

Gezi veya av için kıyıdan ayrılmak.

(Deyim)
Ağzından (söz, lakırtı) dirhemle çıkmak

çok az veya zorla konuşmak.

(Deyim)
Lakırtı çıkarmak

Laf çıkarmak: “Sonra tahsisat yoktur, gelecek sene bütçesine para konulacak diye lakırtı çıkardılar.” -M. Ş. Esendal.

(Deyim)
Açıklık kazanmak

Bir konu aydınlanmak, anlaşılır duruma gelmek.

(Deyim)
Kaş yapayım derken (yaparken) göz çıkartmak (çıkarmak)

Işi düzelteyim derken büsbütün bozmak.

(Deyim)
Alt yanı çıkmaz sokak

Sonu gelmeyen, sonuç alınamayan işler için söylenen bir söz.

(Deyim)
Faturasını (birine) çıkarmak (ödetmek)

Sorumluluğu birine yüklemek.

(Deyim)
Genizden konuşmak (çıkarmak)

Burnu tıkalı gibi konuşmak: “Genzinden çıkardığı seslerle ağlama taklidi yapıyordu.” -O. C. Kaygılı.

(Deyim)
Sorun çıkarmak

üzüntü verecek veya içinden güç çıkılır bir durum yaratmak: “İskemlesinde sıkıntıyla kıpırdanarak iç geçirdiğini duydum, sorun çıkarmaya başladığımı düşünüyordu.” -A. Ümit.

(Deyim)
(birini) açığa çıkarmak

Işinden çıkarmak.

(Deyim)
(birini) açıkta bırakmak

1) iş ve görev vermemek; 2) yersiz yurtsuz bırakmak; 3) birkaç kişiye sağlanması gereken olanaktan bir kişiyi yararlandırmamak.

(Deyim)
Suret almak (çıkarmak)

Bir belgenin kopyasını çıkarmak.

(Deyim)
Kat çıkmak

Yapıya kat eklemek.

(Deyim)
Arası (araları) açılmak (açık olmak, bozulmak)

Arkadaşlıkları sarsılmak, arkadaşlık bağları kopmak, birbirine darılmak: “O ara garajcı ile de araları açıldığından tiyatroculuk oyununu bırakıp dergicilik oyununa geçtiler.” -H. Taner.

(Deyim)
Yüze çıkmak

1) bir sıvının üst bölümüne çıkmak; 2) belli olmak, açığa çıkmak, belirmek: “Evimizde artık pek de gizli tutulamayarak yüze çıkmaya başlayan bu rezalet yani gelin ve damat arasındaki bu sevda alışverişi böyle devam edip duracak mı?” -M. Ş. Esendal. 3) yüzsüz olmak, şımarmak.

(Deyim)
Gıcık almak (kapmak, olmak)

Argo bir davranışa veya bir kimseye sürekli sinirlenmek.

(Deyim)
Talibi çıkmak

Talip çıkmak.

(Deyim)
Talip çıkmak

1) kız evlenme teklifi almak: “Keşke bilmeksizin, tesadüfen, İsmail'in almak istediği bu kıza talip çıkmış bir adam vaziyetinde kalsaydım.” -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) bir şeye istekliler bulunmak.

(Deyim)
(bir durum) açığa çıkmak

1) belli olmak, anlaşılmak: “Ama daha önemlisi komünle bizim aramızda bir anlayış farkı olduğu açığa çıktı.” -A. Ümit. 2) rıhtıma aborda veya kıçtankara olmuş bir gemi bulunduğu yerden kalkarak daha uzaktaki bir yere demirlemek üzere kıyıdan uzaklaşmak.

(Deyim)
(bir durum) gün ışığına çıkmak

Açıklığa kavuşmak, aydınlanmak: “Bu mesele gün ışığına çıkmadıkça toplumun doğru dürüst bir düzen kurabileceğine inanmak zordur.” -B. R. Eyuboğlu.

(Deyim)
(bir durumu) açığa çıkarmak

Ortaya çıkarmak, gözler önüne sermek, anlaşılır duruma getirmek: “Yolsuzluklarını açığa çıkarması bardağı taşıtan damla oldu.” -H. Topuz.

(Deyim)
Durumdan ders çıkarmak

Içinde bulunulan şartları değerlendirerek yanlış adım atmamak.

(Deyim)
Durumdan vazife çıkarmak

Içinde bulunulan şartları değerlendirerek sorumluluk yüklenmek.

(Deyim)
çıkar gözetmek

çıkarına bakmak.

(Deyim)
çıkmaz ayın son çarşambası

şaka işin hiçbir zaman yapılmayacağını anlatan bir söz.

(Deyim)
Birinci gelmek (çıkmak)

Birçokları arasında en iyi olarak seçilmek.

(Deyim)
Tansiyonu çıkmak (fırlamak, yükselmek)

Kan basıncı aniden yükselmek: “Kocasının hiddetten tansiyonu yükseldi.” -H. Taner.

(Deyim)
çıkarını tepmek

1) kendisine yarar sağlayacak bir şeyi veya bir durumu istememek; 2) kendisine yarar sağlayacak bir şeyden veya durumdan yararlanmamak.

(Deyim)
Tek kürekle mehtaba çıkmak

1) eksik hazırlıkla bir işe kalkışmak; 2) beceriksizce alay etmeye kalkışmak.

(Deyim)
Yanlış çıkmak

Yanlış olduğu anlaşılmak.

(Deyim)
Yanlışını çıkarmak

Yanlışını bulup göstermek.

(Deyim)
Kendini (birini) temize çıkarmak (çıkartmak)

Huk. aklandırmak: “Sonra kendini büsbütün temize çıkartmak için üstünün ve eşyasının aranmasını istedi.” -R. N. Güntekin.

(Deyim)
Temize çıkmak

Huk. aklanmak: “Gazete kendi evin, temize çıktığın gün gelmezsen küserim bak.” -A. İlhan.

(Deyim)
(bir şey birinin) başının altından çıkmak

Birinin hilesiyle yapılmak: “Anlaşıldığına göre bu iş Saniye'nin İstanbullu anasının başının altından çıkmıştı.” -R. N. Güntekin.

(Deyim)
Parasını çıkarmak

Anaparayı kurtarmak, masrafını çıkarmak.

(Deyim)
Emekliye ayırmak (çıkarmak, çıkartmak)

Kanuna göre aylık bağlayarak bir görevliyi görevinden ayırmak: “Size bir fenalık edebilir, sizi işinizden attırır, vekâlet emrine alır, vakitsiz emekliye çıkartabilir.” -H. Taner.

(Deyim)
Emekliye ayrılmak (çıkmak)

Emekli olmak, tekaüde sevk olunmak: “Sakatlığımı öne sürerek emekliye ayrılmamı isteyebilirim.” -N. F. Kısakürek.

(Deyim)
Dediği çıkmak

Dediği şey gerçekleşmek.

(Deyim)
Dediğinden (dışarı) çıkmak

Sözünü dinlememek: Dediğimden dışarı çıkarsa kendi bilir.

(Deyim)
Dedikodu çıkarmak

Birisi hakkında dedikodu ortaya atmak.

(Deyim)
Tadada çıkmak

Ask. yoklamaya katılmak üzere toplanmak.

(Deyim)
çıt (çıtını) çıkarmamak

1) ses çıkarmamak: “İşte bak, hücre kapısını çıt çıkarmadan araladı, yine bir şey diyecek.” -A. İlhan. 2) hiç konuşmamak.

(Deyim)
çıtı çıkmamak

Hiç konuşmamak.

(Deyim)
Balık kavağa çıkınca

Alay hiçbir zaman.

(Deyim)
Bir yakadan baş çıkarmak

Bir çatı altında dirlik düzenlik içinde yaşamak.

(Deyim)
Yazlığa çıkmak

Yazı geçirecek bir yere gitmek: “Bu sene yazlığa çıkmışlar, Boyacıköyü'ndeki yeni yalıya taşınmışlar.” -S. M. Alus.

(Deyim)
Boşa çıkarmak

Olumlu bir sonuç alınmasını engellemek: “Çocuklar her atılımını boşa çıkarıyor, onunla alay ediyorlar.” -A. İlhan.

(Deyim)
Boşa çıkmak

Umut, düşünce vb. şeyler sonuç vermemek, gerçekleşmemek: “Ümidim boşa çıkınca dizlerimin bağı çözülür.” -H. R. Gürpınar.

(Deyim)
Pöstekisini çıkarmak

öldürmek, yok etmek: “Sonra peşine herifleri taksın ha! Alimallah pöstekisini çıkarırdım.” -İ. A. Gövsa.

(Deyim)
Sahneye çıkmak

1) tiyatro, müzik vb. sanatçılar için sanatını izleyici önünde uygulamak, göstermek: “Türk kızı, orada sahneye çıktı ilk defa.” -Y. Z. Ortaç. 2) mec. kullanılmak, görünmek, ortaya çıkmak: “Almanca yanında ara sıra Hırvatça da sahneye çıkıyor.” -F. R. Atay.

(Deyim)
Aklı zıvanadan çıkmak

Delirmek, aklını oynatmak.

(Deyim)
(birini) zıvanadan çıkarmak

Sinirlendirmek, öfkelendirmek: “Herhangi bir hastada aldığı tedbirlere rağmen beklediği sonucun doğmaması onu zıvanadan çıkarırdı.” -A. İlhan.

(Deyim)
Zıvanadan çıkmak

1) çok sinirlenmek, öfkelenmek: “Dürdane Hanım'ın aşkı seni zıvanadan büsbütün çıkarmış.” -H. R. Gürpınar. 2) aklını yitirmek, çılgın gibi davranmak: “Kaç zamandır zaten bir acayipleşen oğlanın artık adamakıllı zıvanadan çıktığına hükmediyorlardı.” -H. Taner. 3) denetlenemez duruma gelmek: Bu iş zıvanadan çıktı.

(Deyim)
(bir yerin) suyu mu çıktı?

“beğenilmeyecek nesini gördün?” anlamında kullanılan bir söz.

(Deyim)
Ağzından çıkanı (çıkan sözü) kulağı duymamak (işitmemek)

Sözlerini tartmadan söylemek.

(Deyim)
Aynı kapıya çıkmak

Sonuç bakımından fark etmemek, aynı sonuca varmak: “Talihin aşırısı da insanı eninde sonunda aptallaştırdığından, sonuç aynı kapıya çıkardı.” -E. Şafak.

(Deyim)
Foyası meydana (ortaya) çıkmak

Bir olay dolayısıyla bir kimsenin kötü niteliği ortaya çıkmak: “Utanmazlık siyasetinin veya utanmaz siyasinin önünde sonunda foyası meydana çıkar.” -B. Felek.

(Deyim)
Evci çıkmak

Tatil günlerinde okul, kışla vb.nden eve gelmek.

(Deyim)
(birinin) maskarasını çıkarmak

Birini rezil etmek, küçük düşürerek gülünç duruma sokmak.

(Deyim)
Kadidi çıkmak

1) çok zayıflamak, bir deri bir kemik durumuna gelmek: “Sıtmalı arabacıların titredikleri, cılız, kadidi çıkmış öküzlerin iç ezici bir şekilde düşündükleri görülürdü.” -S. F. Abasıyanık. 2) iskeleti görünmek.

(Deyim)
Mülahazat hanesini açık bırakmak

Bir kimse hakkında kesin bir kanıya varamayarak zamanla ortaya çıkacak gelişmeleri beklemek.

(Deyim)
Mezada çıkarmak (koymak)

Açık artırma yoluyla bir malı satışa çıkarmak: “Nesi var nesi yoksa toplar, buraya getirir, mezada koyardı.” -M. Ş. Esendal.

(Deyim)
Eksiltmeye çıkarmak

Bir işi, istekliler arasında en ucuz fiyat verene bırakmak için ihaleye çıkarmak.

(Deyim)
Fare çıktığı deliği bilir

“bir kabahate, suça veya gizli işe kalkışan kişi, yakalanacağını anladığında nereye sığınacağını bilir” anlamında kullanılan bir söz.

(Deyim)
Bir kulağından girip öbür kulağından çıkmak

Söylenen söze önem vermemek: “Fakat bütün bu sözler benim bir kulağımdan girip öbür kulağımdan çıkıyordu.” -Y. K. Karaosmanoğlu.

(Deyim)
Burnu Kafdağı’na çıkmak (varmak)

Kibirlenmek, şımarmak, burnu büyümek: “Nikâh ettirir ettirmez kadının burnu Kafdağı'na çıkmış.” -S. M. Alus.

(Deyim)
Ahkâm çıkarmak

Kendi düşüncelerine dayanarak birtakım yargılara varmak.

(Deyim)
Tedavüle çıkarmak

Parayı piyasaya çıkarmak.

(Deyim)
Alacaklı çıkmak

Alacağı vereceğinden çok olmak.

(Deyim)
Kof çıkmak

Bir kimsenin bilgisiz, değersiz, işe yaramaz biri olduğu anlaşılmak.

(Deyim)
Cep harçlığını çıkarmak

Günlük masrafını karşılayacak kadar kazanç sahibi olmak: “Tuttuğu odayı, ayda üç bin Frankla başkasına veriyor; arada hiç olmazsa cep harçlığını çıkarıyordu.” -A. İlhan.

(Deyim)
Sıkıp suyunu çıkarmak

Sömürmek.

(Deyim)
Ses seda çıkmamak

1) haber çıkmamak: “Çok uzak ama pek çok uzak birkaç akrabadan ses seda çıkmadı.” -A. Gündüz. 2) hiçbir tepki görülmemek.

(Deyim)
Ham çıkmak

Kavun, karpuz olgunlaşmamak.

(Deyim)
(birinin) hatırından çıkmamak

Sevdiği, saydığı birinin isteğini reddetmeyip gönlünü kırmaktan çekinmek.

(Deyim)
Dala çıka

Büyük güçlüklerle.

(Deyim)
Dalıp çıkmak

1) deniz, göl vb. yerlerde suyun içinde kaybolup yeniden görünmek; 2) deniz, göl vb. içinde kısa süre kalmak: Biz bir dalıp çıkacağız. 3) birçok yere girmek: Nerede bulunduğu belli olmaz, her yere dalıp çıkar.

(Deyim)
Pay çıkarmak

Bir olay veya durumdan gereken deneyimi kazanmak, tutulacak yolu belirlemek: “Bununla beraber muhtar, bu vakadan köyün davası için bir pay çıkarmayı ihmal etmemektedir.” -R. N. Güntekin.

(Deyim)
Kamburu çıkmak

1) sırtı kambur olmak: “Mavi gözlü, köse, kamburu çıkmış bir ihtiyardı.” -Ö. Seyfettin. 2) mec. ihtiyarlamak: “Bir kocakarı gibi kamburu çıkmış. Ne istiyor?” -N. Hikmet. 3) mec. eğilerek yapılan işler için çok çalışmış olmak.

(Deyim)
Kamburunu çıkarmak

Insan, kedi vb. sırtını tümsek duruma getirmek.

(Deyim)
ıskartaya çıkarmak (ayırmak)

Değersiz bularak bir yana atmak, işe yaramadığı için ayırıp bir yana koymak: “Sekiz balya tütününden bir ya da iki balyasını ıskartaya ayırabileceklerini aklından geçirmeye başladı eksperlerin.” -N. Cumalı. “Orada, kim bilir neden ve nasıl, işe yaramaz diye ıskartaya çıkardığı bir sürü film tepeleme yığılı.” -A. İlhan.

(Deyim)
Tekeden süt çıkarmak

Hlk. olamayacak şeyleri olur duruma getirmek: “Sen meram ettikten kelli, tekeden süt çıkarırım, ağam! diyordu.” -Halikarnas Balıkçısı.

(Deyim)
Elinden bir kaza (sakatlık) çıkmak

Istemeyerek birini yaralamak veya öldürmek: “Belki elinden bir kaza çıkar diye evine girmeye cesaret edemezdi.” -Y. K. Karaosmanoğlu.

(Deyim)
(birinin) sırtından çıkarmak

O kimseye ödetmek.

(Deyim)
Kan kusup kızılcık şerbeti içtim demek

çok eziyet çektiği hâlde durumunu iyi göstermek.

(Deyim)
Bir koyundan iki post çıkarmak

Olması gerekenden daha fazla elde etmek.

(Deyim)
Kaşıkla yedirip sapıyla (gözünü) çıkartmak

Yaptığı bir iyiliği hiçe indirecek kötülükte bulunmak.

(Deyim)
Sütten çıkmış ak kaşık gibi olmak

Temiz, saf olmak.

(Deyim)
(birinden) öfkesini çıkarmak (almak)

öfkeli kişi haksız yere ilgisiz birine çatmak: “Evde önüne gelenin öfkesini kendisinden çıkarmasına alışıktı.” -N. Cumalı. “Adamı pataklamadan bırakmazdım, pataklamadıkça öfkemi alamazdım.” -R. H. Karay.

(Deyim)
(birinin) öfke topuklarına çıkmak

çok öfkelenmek.

(Deyim)
öfkesi başına sıçramak (çıkmak, vurmak)

çok öfkelenmek.

(Deyim)
Izne çıkmak (ayrılmak)

Bir iş yerinde üst makamların onayıyla belli bir süre için görevinden ayrılmak.

(Deyim)
Cerre çıkmak

Medreselerde okuyan softalar para ve erzak toplamak için belli aylarda köylere dağılıp imamlık veya müezzinlik yapmak: “Padişahlardan birinin torunu çıkageldi, yarı ümmi bir adamla cerre çıkmıştı.” -R. H. Karay.

(Deyim)
Adam içine çıkmak

Topluluğa karışmak, insanların bulunduğu yerlere gitmek, eşe dosta gitmek.

(Deyim)
Kabuğu dışına çıkmak

Içinde bulunduğu ortam veya durumdan ayrılmak.

(Deyim)
... elinden çıkmak

Biri tarafından yapıldığı belli olmak: “Giysi belli oldu, çok kaliteli, çok iyi terzi elinden çıkmış.” -M. İzgü.

(Deyim)
Elinden iş çıkmamak

çabuk iş görememek.

(Deyim)
Elinden kan çıkmak

Cinayet işlemek: “Kırk kanını Allah'a affettirmeye çalışırken kazara, elinden yeni bir kan çıkmıştı.” -Ö. Seyfettin.

(Deyim)
Usta elinden çıkmak

Işinin ehli olan bir kimse tarafından yapılmak: “Sırtında koyu lacivert, usta elinden çıkmış bir kostüm.” -Y. Z. Ortaç.

(Deyim)
Problem çıkarmak

Sorun çıkarmak.

(Deyim)
şapka çıkarmak

Bir söz veya durum karşısında söyleyecek sözü kalmamak ve takdir etmek.

(Deyim)
(birinin) leşini çıkarmak

çok dövmek, adamakıllı dövmek.

(Deyim)
Güçlük çıkarmak

Bir şeyin gerçekleşmesini engelleyici sebepler ileri sürmek: “Ancak çoğu sansür görevlisi de rüşvet alabilmek için güçlük çıkarıyordu.” -M. And.

(Deyim)
çıkıntılık etmek

1) itiraz etmek; 2) yolunda giden işi bozmak.

(Deyim)
çıkış almak

1) işten ayrılmak; 2) çıkış belgesi almak.

(Deyim)
çıkış vermek

Belge düzenleyip işine son vermek.

(Deyim)
çıkış yapmak

1) bir tartışmada, karşı düşüncede olanları alt etmek için sert davranışta bulunmak; 2) ask. uçak herhangi bir görevle havalanmak.

(Deyim)
Para çıkışmamak

Para yetişmemek: “Emine göğsünün altından çıkardığı rutubetli bir meşin çantanın orta gözünü açtı, hesapladı, kırk para çıkışmıyordu.” -R. H. Karay.

(Deyim)
Iş şirazesinden çıkmak

Düzenini kaybetmek, çığırından çıkmak.

(Deyim)
şirazeden çıkmak

1) kitabın sırt bölümünde bulunan enli şeridin bozulması sebebiyle sayfalar dağılmak; 2) mec. akıl dengesini kaybetmek.

(Deyim)
Servise çıkmak

1) ulaşım aracı ile öğrencileri, çalışanları gidecekleri yere taşımak; 2) servis yetkilisi onarım yapmak üzere çağrılan yere gitmek; 3) doktor hastaları durumlarını gözlemlemek üzere ziyaret etmek; 4) bir iş yerinde çay, kahve dağıtımı gibi hizmetleri yapmak üzere dolaşmak.

(Deyim)
Tayini çıkmak

Atanmak.

(Deyim)
Yorgunluk (yorgunluğunu) atmak (çıkarmak)

1) dinlenmek: “Mesela şimdi yorgunluk çıkarmak için yıkanmak istersiniz.” -R. H. Karay. “Hele trenin yorgunluğunu at bir üzerinden.” -T. Dursun K. 2) yaptığı işten, yorgunluğu unutturan, sevindirici bir sonuç almak.

(Deyim)
çıkmaza girmek

Bir iş çözümlenemeyecek, içinden çıkılmayacak bir duruma düşmek: “Kıbrıs sorunu, şu ya da bu siyasal oyunla, yeniden çıkmaza girecektir.” -T. Halman.

(Deyim)
çıkmaza sokmak

Bir işi, bir durumu çözümlenemez, güç bir duruma getirmek: “Bu çelişki, kıyafetinin seçimi konusunda onu çıkmaza sokuyordu.” -N. Bezmen.

(Deyim)
çıkmazda olmak

çözüm bulamamak, çözümsüz durumda olmak: “Şu sıralar tam bir çıkmazdayım anlayacağın.” -İ. Aral.

(Deyim)
Tefrika çıkarmak

Birbirine kötülük etmeye kadar varan sürekli anlaşmazlık yaratmak.

(Deyim)
Keçesini sudan çıkarmak

Güç olan bir işi, durumu yoluna koyarak rahatlamak.

(Deyim)
Sudan çıkmış balığa dönmek

Herhangi bir sebeple ne yapacağını bilememek, çok şaşırmak: “Yaşama adım attılar mı sudan çıkmış balığa dönerler. Ya yetenekleri değerlendirilmezse bu yeni çevrede? Ya saygı görmezlerse?” -T. Uyar.

(Deyim)
Pahaya çıkmak

Pahalanmak, pahalılaşmak.

(Deyim)
Göğüs bağır açık

özensiz bir kılıkta: “Göğüs bağır açık, ellerinde pankartlarla yürütüyorlar bu savaşı.” -N. Cumalı.

(Deyim)
(birinin) sesi çıkmamak (kesilmek)

Bir şey söylemeyerek susmak.

(Deyim)
Tahta çıkmak

Hükümdar olmak: “Sultan Süleyman tahta çıkar çıkmaz, babası namına inşa ettirdiği cami 1522'de bitmiş ve halka açılmıştır.” -Y. K. Beyatlı.

(Deyim)
Kokusu çıkmak

Gizli tutulan bir iş anlaşılmak: “Bir yerden kokusu çıkarsa baban vasıtasıyla önlemek isteyecekler.” -S. Ali.

(Deyim)
Taşı sıksa suyunu çıkarır

Birinin vücutça çok güçlü olduğunu belirtmek üzere söylenen söz: “Aslan gibidir maşallah,, diyor.” -A. İlhan.

(Deyim)
Sıskası çıkmak

çok zayıflamak, sıskalaşmak.

(Deyim)
Aç açık kalmak

Yoksulluk içinde, evsiz barksız kalmak.

(Deyim)
Açık düşmek

1) herhangi bir sebeple bir filodan veya istenilen yerden uzakta kalmak; 2) sp. yağlı güreşte yenilgi sebebi olan sırtı veya yanı toprağa değmek.

(Deyim)
Açık kapı bırakmak

Gereğinde, bir konuya yeniden dönebilme imkânı bırakmak, kesip atmamak.

(Deyim)
Açık vermek

1) geliri, giderini karşılamamak; 2) gizlenmek istenen bir olayı, bir düşünceyi veya durumu elde olmayarak ortaya koymak, açıklamak.

(Deyim)
Açıklar livası olmak

Alay işsiz ve kazançsız kalmak.

(Deyim)
Açıklığa kavuşturmak

Bir konu veya sorunu aydınlatmak, kapalılıktan kurtarmak, anlaşılır duruma getirmek.

(Deyim)
Açıklık getirmek

Bir konu veya sorunu anlaşılır duruma getirmek.

(Deyim)
Açıkta kalmak (olmak)

1) iş ve görev bulamamak; 2) yersiz yurtsuz kalmak; 3) birkaç kişinin birlikte eriştiği bir iyilikten yararlanamamak.

(Deyim)
Açıktan almak

1) den. açıktan geçmek; 2) mec. bir tehlikenin uzağından geçmek.

(Deyim)
Aslı çıkmak

Gerçek olduğu anlaşılmak, gerçek olduğu ortaya çıkmak: Söylenenlerin aslı çıkarsa güç duruma düşecek.

(Deyim)
Komadan çıkmak

Komaya giren hasta bu durumdan kurtulmak, ölümden dönmek.

(Deyim)
Dağarcıkta bir şey kalmamak

Her şeyi tüketmek, bitirmek.

(Deyim)
Kan beynine sıçramak (çıkmak)

çok sinirlenmek, hiddetlenmek, kontrolü yitirmek: “O görüntü gözlerimin önünde canlanınca kan beynime sıçrıyor, kendimi kaybediyorum.” -A. Ümit.

(Deyim)
Arpa ektim, darı çıktı

Ters sonuç veren işler için söylenen bir söz.

(Deyim)
(birinin) sesi soluğu çıkmamak (kesilmek)

Sesi çıkmamak: “Koskoca adam eriyiverdi sanki, sesi soluğu çıkmazdı.” -Y. Atılgan.

(Deyim)
Olay çıkarmak

Hoş olmayan bir durum yaratmak, hadise çıkarmak.

(Deyim)
(bir şeyden) mana (manası) çıkmak

Anlamına gelmek, anlamını taşımak: “Kızın adını Emel koydu. Oğlanınkini Fethi ... Sanki bundan emelini fethetmiş manası çıkıyordu.” -H. R. Gürpınar.

(Deyim)
Gurbete çıkmak

Doğup yaşanılan yerden uzaklaşmak.

(Deyim)
Mesele çıkarmak

Sorun çıkarmak.

(Deyim)
Sabaha çıkmamak

Sabaha kadar yaşayamamak, sabahtan önce ölmek: “Zavallı sabaha çıkmazsa eğer, bil ki benim yüzümden.” -E. Şafak.

(Deyim)
(bir işten) yüz (yüzünün) akı ile çıkmak

Bir işi kendi saygınlığını yitirmeden eksiksiz ve başarılı olarak yapıp bitirmek: “Biz buraya geldi isek her hâlde yüzümüzün akı ile çıkacağımızdan şüphe etmeyesin!” -E. E. Talu.

(Deyim)
Canım dese canın çıksın diyor sanmak

Birinin en gönül okşayıcı sözleri bile kendisine dokunmak, batmak.

(Deyim)
Sandıktan çıkmak

Hlk. seçimle işbaşına gelmek.

(Deyim)
çizmeden yukarı çıkmak

Bilmediği, aklının ermediği, yetkisi dışındaki bir işe karışmak: “Daha çoğunu istemeye kalkarsa iş değişir o zaman; buna denir, herkes haddini bilmeli.” -M. C. Anday.

(Deyim)
Fazla mal göz çıkarmaz

“ne kadar ve ne türden mal olursa olsun elden çıkarılmamalıdır” anlamında kullanılan bir söz.

(Deyim)
Doğru çıkmak

Gerçek olduğu anlaşılmak: “Bu bari doğru çıksaydı, yazarlığıma geçmişte bir ipucu bulacaktım.” -A. Ağaoğlu.

(Deyim)
Dumanı doğru çıksın

“iyi ve güzel olmasa bile yönteme uygun olsun” anlamında kullanılan bir söz.

(Deyim)
Hakikatsiz çıkmak

Yakınlığı ve bağlılığı sürekli olmamak: Dost bildiğim insan hakikatsiz çıktı.

(Deyim)
Sözün ardı boşa çıkmak

Söz olumlu sonuca ulaşmamak: “Her seferki gelişimde bu katakulliyi okursun fakat sözün ardı hep boşa çıkar.” -H. R. Gürpınar.

(Deyim)
Sözünden çıkmamak

Birinin isteklerine, öğütlerine, sözlerine uyarak davranmak: “Halit Ağabey sen benim büyüğümsün, sözünden çıkmam.” -S. F. Abasıyanık.

(Deyim)
Kavga çıkarmak

Kavgaya neden olmak: “Bir gün hiç yoktan kavga çıkarıp oğlanın ağzını burnunu bir güzel dağıtıverdiler.” -N. Cumalı.

(Deyim)
Kavga çıkmak

Dövüş meydana gelmek: “Sık sık kavga çıkıyordu aralarında, ana avrat küfrediyorlardı.” -C. Meriç.

(Deyim)
Ateşi çıkmak (yükselmek)

Hasta vücut ısısı olağandan çok artmak.

(Deyim)
Dumanı tepesinden çıkmak

Bir acının ateşiyle yanıp tutuşmak.

(Deyim)
Taban çıkmak (girmek, koymak)

Futbolda topla oynayan oyuncunun hareketini engellemek için doğrudan doğruya tabanla müdahale etmek.

(Deyim)
Fesat çıkarmak (fesada vermek)

Ara bozmak, ortalığı karıştırmaya çalışmak, insanları birbirine düşürecek işler yapmak.

(Deyim)
Fitne fesat çıkarmak

1) ara bozucu söz söylemek; 2) ara bozucu davranışta bulunmak.

(Deyim)
Tütünü tepesinden çıkmak

Dumanı tepesinden çıkmak.

(Deyim)
Kaburgaları çıkmak (sayılmak)

çok zayıf olmak.

(Deyim)
Baskın çıkmak (gelmek)

Karşılaştırma konusu olan kimseyi geçmek, ona karşı üstünlüğünü göstermek.

(Deyim)
Tiridi çıkmak

Iyice ihtiyarlamak, çok yaşlanmak.

(Deyim)
Sucuğunu çıkarmak

1) yormak; 2) çok dövmek.

(Deyim)
Mahcup çıkarmamak

Utandırmamak: “Her yazdığımı tutan hocayı için yazdıklarımı daha ciddi bir öz eleştiri eleğinden geçirir olmuştum.” -H. Taner.

(Deyim)
Ferz çıkarmak

Acemi bir oyuncuya karşı vezirsiz oynamak.

(Deyim)
Ferz çıkmak

Satrançta piyon, karşıdaki en son kareye kadar sürülüp vezir olmak.

(Deyim)
(bir şeyi) kuvveden fiile çıkarmak

Düşünülen, tasarlanan şeyi gerçekleştirmek.

(Deyim)
Haşadı çıkmak

1) bozulmak, işe yaramaz duruma gelmek; 2) çok yorulmak, bitkinleşmek.

(Deyim)
Umudu boşa çıkmak

Beklentisi, umudu gerçekleşmemek, hayal kırıklığına uğramak.

(Deyim)
çıngar çıkarmak (koparmak)

Gürültü, kavga çıkarmak.

(Deyim)
Model çıkarmak

1) kumaş kesiminden önce kâğıt vb. malzeme üzerine parçanın örneğini hazırlamak; 2) mec. bir şeyi vurarak izini çıkarmak: “Bir tuğla işçisi kerpiç kalıbını kapmış, karısının sırtında model çıkarmış, kadın ciyak ciyak.” -A. Gündüz.

(Deyim)
öç (öcünü) almak (çıkarmak)

Yapılan bir kötülüğün acısını kötülük yaparak çıkarmak, intikam almak: “Sen öz babanın öcünü alamadın diye o da dedesinin ahını yerde mi koyacaktı?” -N. Hikmet.

(Deyim)
Operasyona çıkmak

Harekât gerçekleştirmek.

(Deyim)
Aklı çıkmak

Sonucun kötü olacağını düşünerek korkuya kapılmak: Para harcayacak diye aklı çıkıyor.

(Deyim)
ümidi boşa çıkmak

Umudu boşa çıkmak: “Kaç sene var ki böyle her ümidin boşa çıktı.” -P. Safa.

(Deyim)
Baltası kütükten çıkmak

Bir engelden, bir sıkıntıdan kurtulmak.

(Deyim)
Elden çıkarmak

1) bir şeyin sahipliğini başkasına geçirmek, satmak: “Eskilerden bir kısmını yok pahasına gerekecek.” -H. Taner. 2) yitirmek: “Sanki o, kaçırdığım, elden çıkardığım bir fırsattı.” -N. F. Kısakürek.

(Deyim)
Elden çıkmak

1) malı olmaktan çıkmak, malı satılmak; 2) kaybedilmek: “Selanik elden çıkınca ailesi İzmir'e göçmüştür.” -A. İlhan.

(Deyim)
Sokağa çıkmak

Gezmek veya bir iş görmek için evden çıkmak.

(Deyim)
Tezvir çıkarmak

Birisi hakkında kovculuk etmek.

(Deyim)
Burnunu sıksan canı çıkacak

çok zayıf ve güçsüz kimseler için kullanılan bir söz: “Nerdee iş nerede. Bizimkinin ağzını bıçak açmıyor. Burnunu tutsan canı çıkacak.” -O. Kemal.

(Deyim)
Arabasını düze çıkarmak

Karşılaştığı güçlükleri yenip işini kolay yürür duruma getirmek.

(Deyim)
Deveyi düze çıkarmak

Güçlükleri giderip işleri yoluna koymak.

(Deyim)
Raydan (rayından) çıkmak

Düzeni bozulmak, altüst olmak.

(Deyim)
Göbeği çıkmak

şişmanlamak: “Benim oğlanın göbeği çıkıyormuş da biraz, her sabah koşu yapıyor, dedi.” -N. Hikmet.

(Deyim)
Cama çıkmak

Pencereden görünmek.

(Deyim)
Dışarı çıkmak

Büyük abdest yapmak.

(Deyim)
Dili bir karış dışarı çıkmak (sarkmak)

Koşmaktan, yürümekten ve yorulmaktan çok susamak: “Koştu koştu da dili bir karış sarktı.” -S. F. Abasıyanık.

(Deyim)
Eve çıkmak

1) aileden ayrılıp ayrı bir evde oturmak; 2) öğrenci yurttan ayrılıp ev kiralayarak yaşamak: “Öğrencilerin bir bölümü, ilk yılı yurtta geçirse bile ikinci yıldan başlayarak eve çıkmayı yeğler.” -A. Cemal.

(Deyim)
Adı deliye çıkmak

Deli olmadığı hâlde deli olarak tanınmak: “Böyle bir şey yazmaya kalkarsam adım deliye çıkacak.” -R. N. Güntekin.

(Deyim)
Ağzı açık ayran delisi (budalası)

1) yeni gördüğü her şeye şaşkınlıkla bakan; 2) saf, bön.

(Deyim)
Deli çıkmak

1) çıldırmak; 2) mec. çok sinirlenmek.

(Deyim)
Ok yaydan (yayından) çıkmak

Geri dönülemeyecek bir iş yapmak: “Amcam, beni bir kahraman gibi müdafaaya çalıştı, çalmadığı kapı bırakmadı. Fakat ok yaydan çıkmıştı.” -R. N. Güntekin.

(Deyim)
Avazı çıktığı kadar

çok yüksek sesle: “Avazı çıktığı kadar haykırmak istiyordu.” -P. Safa.

(Deyim)
Altından çapanoğlu çıkmak

Girişilen işte başa dert olacak bir durumla karşılaşmak: “Kısa kesmekten yanaydı ama paraları uzatsa altından bir çapanoğlu çıkar mıydı?” -O. Kemal.

(Deyim)
Altından girip üstünden çıkmak

1) malı, parayı düşüncesizce harcayıp tüketmek: “Babasından kalan servetin altından girip üstünden çıkmıştı.” -R. N. Güntekin. 2) ne yapıp edip istediğini yaptırmak; 3) halletmek; 4) karıştırmak.

(Deyim)
Dilinin altındaki baklayı çıkarmak

Gizli tutulması gereken bir şeyi söylemek: “Çıkar şu dilinin altındaki baklayı da ne demek istiyorsan söyle, ben de anlayayım.” -O. C. Kaygılı.

(Deyim)
Arka çıkmak

Bir kimseyi başkalarına karşı korumak, kayırmak: Annesi arka çıktı da çocuğu dayaktan kurtardı.

(Deyim)
Arka kapıdan çıkmak

Okuldan başarısızlık nedeniyle ayrılmak.

(Deyim)
(birinden) tarafa olmak (çıkmak)

Birinin görüş ve düşüncesini benimsemek, desteklemek.

(Deyim)
Taraf çıkmak (olmak)

Taraf tutmak.

(Deyim)
Yasa çıkarmak (yapmak, koymak)

Bir yasa önerisi, yasama gücü tarafından onaylanmak.

(Deyim)
(bir işte) tulum çıkmak

Amacını eksiksiz elde etmek.

(Deyim)
Tulum çıkarmak

1) hayvanın derisini yarmadan çıkarmak; 2) çoğunluk sistemine dayalı seçimlerde bir partinin listesindeki bütün adaylar seçimi kazanmak.

(Deyim)
Alnı açık yüzü ak

çekinecek hiçbir durumu veya ayıbı olmayan.

(Deyim)
Yumurtadan daha dün çıkmış

“bilgiçlik taslayan toy kimse” anlamında kullanılan bir söz.

(Deyim)
Hırgür çıkarmak

Kavga etmek, kavga çıkarmak.

(Deyim)
Bir kapıya çıkmak

Aynı sonuca varmak.

(Deyim)
Fırsat düşmek (çıkmak)

Bir imkâna kavuşmak: “Evet mademki fırsat düşmüştü. Cesaretini göstermek lazımdı.” -Ö. Seyfettin.

(Deyim)
Ağzından baklayı çıkarmak

Baklayı ağzından çıkarmak.

(Deyim)
(bir şeyin) rezili çıkmak

çok eskimek, bozulmak, parçalanmak: “Şu gömleğe bak, rezili çıkmış!” -Ç. Altan.

(Deyim)
Hırtlambası çıkmak

1) perişan bir biçimde giyinmiş olmak; 2) eşya, çok eskiyip dökülür durumda olmak: Koltukların hırtlambası çıktı.

(Deyim)
Lezzetini çıkarmak

Tadını çıkarmak: “Lezzetini çıkara çıkara hikâyesine devam ediyordu.” -R. H. Karay.

(Deyim)
Rızkını çıkarmak

Günlük yiyecek parasını çıkarmak.

(Deyim)
çırak çıkarmak

1) bir kimseyi beklediğinden az bir kazançla ortaklıktan uzaklaştırmak; 2) esk. cariye veya odalıkların saray, konak, köşk vb. büyük yerlerde yıllarca hizmet ettikten sonra evlenmelerine veya o yerlerden ayrılmalarına izin vermek.

(Deyim)
Cinleri (cin) tepesine çıkmak (binmek)

çok kızmak: “Gidip oyunu seyretmiş. Seyretmiş ama, bütün cinleri de tepesine çıkmış, ağızlarının payını vermiş.” -N. Meriç. “Biraz fazlaca gülsen, bir parça kısa giysen cin tepesine biniyor.” -O. Kemal.

(Deyim)
Adını ...-ye çıkarmak

Bir kişinin sahip olmadığı niteliklerle tanınmasına yol açmak: Adını deliye çıkardılar.

(Deyim)
Adını çıkarmak

Kişi hakkında kötü bir niyetle asılsız söylentiler yaymak: “Kadın durmadan vır vır eder, yakınır diye adımızı çıkarmışlar.” -A. Erhat.

(Deyim)
Haklı çıkmak

Davasının, iddiasının, düşüncesinin veya davranışının doğru olduğu anlaşılmak: Bu tartışmada o haklı çıktı.

(Deyim)
Aradan çıkarmak

Birçok işten birini yapıp bitirivermek.

(Deyim)
Aradan çıkmak

1) yapılması gereken öteki işlerle uğraşılabilmesi için bir iş önce bitirilmek; 2) sıkışık bir durumda, sıkıntılı bir zamanda işe engel olan kimse oradan uzaklaşmak; 3) kendini bir sorunun, bir davanın dışında tutmak.

(Deyim)
(birinin) pestilini çıkarmak

1) çok yormak; 2) çok dövmek: “Bu karıncaya dokunmayan çocuk o kocaman adamın oracıkta pestilini çıkaracaktı.” -S. F. Abasıyanık.

(Deyim)
Pestili çıkmak

çok yorulmak: “Tulum Hayri dün voleybol oynamış, pestili çıkmıştı.” -R. Ilgaz.

(Deyim)
Ileri atılmak (çıkmak)

öne doğru çıkmak.

(Deyim)
Kargaşa çıkarmak

Gürültü patırtıya yol açmak.

(Deyim)
Cılk çıkmak

Kusurlu, boş veya bozuk çıkmak.

(Deyim)
Cılkı çıkmak

Bozulmak, doğru ve uygun yolundan ayrılmak.

(Deyim)
Kıyıya çıkmak

Karaya çıkmak, gemiden karaya inmek.

(Deyim)
Mehtaba çıkmak

Ay ışığında gezip dolaşmak: “O gece için bir hayli evvelinden başlayan tatlı bir hazırlık devresi vardı.” -A. Ş. Hisar.

(Deyim)
Tura çıkmak

Gezinti yapmak: “Her ay, mehtapta bir iki kere merkeplerle tura çıkardık.” -A. Ş. Hisar.

(Deyim)
(birini) çamurdan çekip çıkarmak

Birini kötü veya onurunu tehlikeye düşüren bir durumdan kurtarmak.

(Deyim)
Sinekten yağ çıkarmak (çıkartmak)

Olmayacak şeylerden yararlanmaya çalışmak: “Elverişli durumların kokusunu hemencecik alıyor, sinekten yağ çıkartmasını biliyordu.” -T. Buğra.

(Deyim)
Ağzı açık (bir karış açık) kalmak

çok şaşırmak, şaşakalmak: “Başımı kaldırıp yukarı bakınca şaşkınlıktan ağzım açık kalıyor.” -A. Ümit.

(Deyim)
Kazançlı çıkmak

Kazanmak: “Yarıştan için hasmının kayıplarına karşı duyarsız kalmak zorunludur.” -İ. Özel.

(Deyim)
Tatsızlık çıkarmak

Hoşa gitmeyen, can sıkıcı, gergin bir duruma sebep olmak: “Çoktandır aramızda tatsızlık çıkardığım yoktu.” -N. Cumalı.

(Deyim)
Mana çıkarmak

1) yersiz bir yargıya varmak, yanlış değerlendirmek; 2) bir söze, söyleyenin aklından geçmeyen bir anlam vermek; 3) anlam çıkarmak.

(Deyim)
Zeytinyağı gibi üste çıkmak

Bir sorunda haksız olduğunu kabul etmemek, ustalıkla kendini haklı çıkarmaya çalışmak: “Sizler hep böylesiniz. Zeytinyağı gibi üste çıkmaya alışmışsınız.” -A. Kulin.

(Deyim)
Rüyası çıkmak

Görülen rüya gerçekleşmek.

(Deyim)
(birinin) tepesine binmek (çıkmak)

Genellikle kendinden daha güçsüz kimseleri ezmek, kötü davranmak: “Böyle kız gibi nazik bir zabiti askerler sayarlar mı? Askerlerimiz tepenize çıkıyordur, nedir?” -R. N. Güntekin.

(Deyim)
Kümeye çıkmak

Takımlar sonraki sezonda bir üst kümeye yükselmek, lige çıkmak.

(Deyim)
(birini) gönülden çıkarmamak

Sevilen kimseyi unutmamak.

(Deyim)
Sahaya çıkmak

1) spor karşılaşmasına başlamak için sahada yerini almak; 2) alan araştırması yapmak için belirlenen yere gitmek; 3) mec. mücadele etmeye başlamak.

(Deyim)
Iç gıcıklamak

1) istek uyandırmak; 2) huylandırmak.

(Deyim)
(birine veya bir şeye) taş çıkarmak (çıkartmak)

Biri ötekinden özellik, yetenek vb. bakımından üstün olmak: “Zaten yol boyunca hem lezzetli hem de buzdolabına taş çıkartacak sulardan geçeceğiz.” -N. F. Kısakürek.

(Deyim)
Cıcığını çıkartmak

Cıcığı çıkmak.

(Deyim)
(birine) kılçık atmak

Bir kimsenin işini karıştırmak, bozmak.

(Deyim)
Hayatından çıkarmak

Ilgisini, ilişkisini tamamen kesmek: “Beni sırf, Müslüman olmayan bir erkeği sevdim diye hayatından çıkaran babamın evine dönmeyeceğim.” -A. Kulin.

(Deyim)
Seyre çıkmak

1) bir yerden başka bir yere gitmek için yola çıkmak; 2) eğlenmek üzere gözlemek, bakmak: “Seyrimize çıktınız değil mi? Yürek soğutuyorsunuz değil mi? Allah sizi bizden besbeter etsin inşallah!” -O. Kemal.

(Deyim)
Arada çıkarmak

Başka işler arasında bir işi de yapıvermek.

(Deyim)
Akraba çıkmak

Konuştuktan sonra akraba olduklarını anlamak.

(Deyim)
Ağzı açık kalmak

şaşırmak: “Dillere destan İstanbul nezaketini o evde gördüm, ağzım açık kaldı.” -A. Kutlu.

(Deyim)
(birinin veya bir şeyin) posasını çıkarmak

1) bir kişi veya şeyi sonuna kadar sömürmek: “Onlar öyledir, adamın posasını çıkarırlar, dedi.” -R. H. Karay. 2) birini çok dövmek.

(Deyim)
Pürüz çıkarmak

Engel çıkarmak.

(Deyim)
Borç gırtlağına çıkmak

Borca batmak.

(Deyim)
Ceketini alıp çıkmak

1) ilişkisini tamamen koparmak; 2) hiçbir şey almadan birlikteliği bitirmek, ortaklıktan ayrılmak.

(Deyim)
Zirveye çıkmak

En üst düzeyde ilgi çekmek, herkes tarafından konuşulur olmak.

(Deyim)
Zenneye çıkmak

Tiy. orta oyununda erkek oyuncu, kadın rolüne çıkmak.

(Deyim)
Cıcığı çıkmak

1) çok yorulmak; 2) hırpalanmak.

(Deyim)
Satılığa çıkarmak

Satmak, satışa çıkarmak: “Memleketine mi dönüyormuş neymiş, bütün eşyasını satılığa çıkarmış.” -A. İlhan.

(Deyim)
Satışa çıkarmak

Satmak için ortaya koymak: “Bir şeye ad koymak, satışa çıkarılan malın üzerine yafta asmaya benzetilebilir.” -N. Uygur.

(Deyim)
Satıya çıkarmak

Satışa çıkarmak.

(Deyim)
Yola çıkmak

1) araca binmek üzere yolüstünde durmak; 2) bir yere varmak için bulunduğu yerden ayrılarak yolculuğa başlamak, harekete geçmek: “Yola öğle yemeğinden sonra çıktık.” -S. Kocagöz. 3) herhangi bir şeyi esas almak, oradan başlamak: “Bir roman konusundan yola çıkarak Salâh Birsel'in 'Dört Köşeli Üçgen'iyle Orhan Kemal'in 'Murtaza'sı arasında bir akrabalık kuruverdi.” -S. İleri.

(Deyim)
Işin içinden çıkmak (sıyrılmak)

1) bir şeyi anlamak, bir sorunu çözümlemek: “Ne yaparsanız yapın, yeter ki akıllıca olsun, demiş, çıkmış işin içinden!” -B. R. Eyuboğlu. 2) güç bir sorunu çözemeyince kestirip atmak; 3) bir konudan veya işten uzak durmak, kaçmak: “O, ne emrederse ben razıyım, deyip kurnazlıkla işin içinden sıyrıldım.” -R. N. Güntekin.

(Deyim)
Dünyanın tadını çıkarmak

Bütün zevklerden yararlanmak, mutlu ve rahat yaşamak: “Dünyanın tadını çıkarmaya devam ettik.” -O. Kemal.

(Deyim)
Kuyudan adam çıkarmak

1) olumsuz, uygunsuz veya yasal olmayan bir duruma son vererek birini haklarına kavuşturmak; 2) unutulmaktan kurtarmak.

(Deyim)
Iş çığırından çıkmak

Amacından saparak düzeltilmesi güç bir durum almak.

(Deyim)
Sert çıkmak

Aşırı biçimde karşı durmak.

(Deyim)
çıngar kopmak (çıkmak)

Gürültü, kavga çıkmak: “Bu son rolü, ihtiyaten, büyük çıngarın kopacağı güne sakladı.” -N. Araz.

(Deyim)
Turşusu çıkmak

1) çok yorulmak: “Bütün gün çocukların peşinde koşmaktan turşusu çıkmış ihtiyar lalanın karanlık bir köşede horladığı işitiliyordu.” -R. N. Güntekin. 2) ezilmek, parçalanmak: Portakalların turşusu çıkmış.

(Deyim)
(birini veya bir şeyi) göklere çıkarmak

Aşırı derecede övmek: “Kadın dergileri bizi göklere çıkarıyorlardı, bunu da hak etmemiştik.” -A. Ağaoğlu.

(Deyim)
Alışverişe çıkmak

Alım satım işi için çarşıya gitmek.

(Deyim)
Baştan çıkarmak

1) kötü yola sürüklemek, doğru yoldan saptırmak: “Perihan adında bir bayan, bizim güveyi dans arasında ayartıp baştan çıkarmış.” -M. Ş. Esendal. 2) karşı cinsi bir ilişkiye ikna etmek.

(Deyim)
Baştan çıkmak

Ahlakı bozulmak, doğru yoldan ayrılıp uygunsuz işlere yönelmek: “Edebiyatı zenginleştiren genellikle bu tür, baştan çıkmış yazarlardı.” -S. İleri.

(Deyim)
Ses çıkarmamak (etmemek)

Bir şeyi hoş görerek karşı çıkmamak, itiraz etmemek: “İnsanlar bizim bahçeye çağırdığımız arkadaşlarımıza bile ses çıkarmıyorlardı.” -A. Kutlu.

(Deyim)
Ses çıkmamak

Haber gelmemek.

(Deyim)
Sesi ayyuka çıkmak

çok yüksek sesle bağırmak.

(Deyim)
Sesini çıkarmamak

Bir şey üzerindeki düşüncesini söylememek: “Sesini çıkarmadı. Mütevekkil bir hâli vardı.” -N. F. Kısakürek.

(Deyim)
Son yolculuğa çıkmak

ölmek.

(Deyim)
Adı kötüye çıkmak

ünü kötü olarak yayılmak.

(Deyim)
Kabak çıkmak

Ham çıkmak.

(Deyim)
Ağzından çıkmak

Bir sözü istemeden, farkına varmadan söylemek, söylemiş bulunmak: Bir kez ağzımdan çıktı, o fiyata vereceğim.

(Deyim)
Ağzından çıt çıkmamak

Hiçbir şey söylememek.

(Deyim)
Ağzından girip burnundan çıkmak

1) türlü yollara başvurarak birini bir şeye razı etmek, kandırmak: “O, köylülerin ağzından girip burnundan çıkmayı mükemmel becerir.” -S. Ertem. 2) iyice dövmek: “Ulan, ağzını topla! Şimdi ağzından girer, burnundan çıkarım!” -M. Rona.

(Deyim)
Baklayı ağzından çıkarmak

Açık söylemekten kaçındığı bir sorunu sonunda açıklamak: “Bırak muamma konuşmayı / Çıkar ağzından baklayı / Bahtımız aydınlanıversin” -C. S. Tarancı.

(Deyim)
Sıyırıp çıkarmak

çekip kurtarmak: “Bunlar yaşama yolunda bir engele çarptılar mı hemen dedelerinin adını verirler ve kendilerini güçlükten sıyırıp çıkarırlardı.” -İ. O. Anar.

(Deyim)
çıkarına bakmak

Yalnızca kendini ve kendi durumunu gözeterek çıkar sağlamak.

(Deyim)
Ihaleye çıkarılmak

Eksiltmeye veya artırmaya çıkarılmak.

(Deyim)
Hıncını çıkarmak

öcünü almak: “Hıncını çıkarmak için başka vesileler arıyordu.” -R. N. Güntekin.

(Deyim)
Döküm çıkarmak

Bütün hesap işlemlerini bir listeye yazmak.

(Deyim)
Yoldan çıkmak

1) belli bir yol izleyen taşıtlar herhangi bir sebeple yolundan ayrılmak, gitmez olmak; 2) mec. doğru yoldan ayrılmak.

(Deyim)
Resim çekmek (çıkarmak)

Fotoğraf makinesiyle bir şeyin biçimini kâğıda geçirmek.

(Deyim)
(bir şeyle) başa çıkmak

Bir şeye gücü yetmek: “Varsın kıraç olsun tarlam / Taşlarını ayıklayacağım / Kazmayı sallayacağım / Karar vermişim / Toprakla başa çıkacağım” -O. V. Kanık.

(Deyim)
Dağarcığındakini çıkarmak

Hazırladığı bir sözü söylemek.

(Deyim)
Falso çıkmak

Bozuk olmak: “Yüzde beş yüz kâr beklediği bu işlerin alt tarafı falso çıkınca apışmış kalmıştı.” -E. E. Talu.

(Deyim)
(birine) müşkülat çıkarmak

Yapmakta bulunduğu işi güçleştirecek durumlar yaratmak: “Kaynanam olacak o kadın her türlü müşkülatı çıkarıyor.” -O. Aysu.

(Deyim)
Kıssadan hisse almak (çıkarmak)

Anlatılan bir olaydan ders almak: “O zaman, diplomatlar bu kıssadan lazım gelen hisseyi çıkarmasını bilmişler miydi? Ne gezer!” -Y. K. Karaosmanoğlu.

(Deyim)
Tanış çıkmak

Daha önceden tanışmış olmak.

(Deyim)
Görücüye çıkmak

Evlenmesi söz konusu olan kız görücüye görünmek: “Onu indirmek, görücüye çıkmaya razı etmek için başta haminne olmak üzere bütün ev halkı ağacın altında durdu, yalvardı.” -H. E. Adıvar.

(Deyim)
(birine) biliş çıkmak

Tanımak, önceden tanış olmak: “Hiç kimse bu kara yağız garip yiğide biliş çıkmadı.” -K. Tahir.

(Deyim)
Zimmet çıkarmak

Eksik veya yanlış yapılan bir işlemden dolayı kişiye fazladan ödenen miktarı belirlemek ve ödemesini sağlamak için bildirimde bulunmak.

(Deyim)
Yoluna çıkmak

1) karşılamaya gitmek; 2) yolda karşısına çıkmak.

(Deyim)
Gözüm çıksın (kör olsun)

Bir şeyin doğruluğuna inandırmak için edilen ant.

(Deyim)
Göklere çıkmak

Pek çok yükselmek.

(Deyim)
Dırıltı çıkarmak (etmek)

çekişmeye yol açmak: “Rica ederim bey, gelir gelmez ayağının tozu ile dırıltı çıkarma.” -M. Yesari.

(Deyim)
(birinin) pastırmasını çıkarmak

Tkz. bir kimseyi iyice dövmek, hırpalamak.

(Deyim)
Gık dememek (gıkı çıkmamak)

Sesini çıkarmamak, karşı çıkmamak, yakınmamak.

(Deyim)
Piyasaya çıkmak

1) bir ürün satışa sunulmak; 2) fuhuş yapmak üzere müşteri aramak.

(Deyim)
Fırtına çıkmak

Sert rüzgâr esmeye başlamak.

(Deyim)
Kapı baca açık

Korunmaya alınmamış.

(Deyim)
Engel çıkarmak

Bir işin yapılmasını zorlaştırmak: “Aslında bütün mesele, düğün içinta.” -N. Hikmet.

(Deyim)
Pusudan çıkmak

1) kurulan pusudan kurtulmak; 2) kuracağı pusudan vazgemek: “Müdürün derviş tabiatlı olduğunu öğrenince teker teker pusudan çıkmaya başladılar.” -K. Korcan.

(Deyim)
(bir şeyin) keyfini çıkarmak

Bir şeyden iyice tat almak: “Pazarın keyfini çıkarmak için saat ona doğru villanın ucu deniz kıyısına varan bahçesine çıktı.” -S. Kocagöz.

(Deyim)
Borçlu çıkmak

Görülen hesapta vereceği kalmak: “Para muamelelerinden borçlu çıkmıştı.” -Y. K. Beyatlı.

(Deyim)
Paçavrasını çıkarmak

Paçavraya çevirmek.

(Deyim)
Acısı ortaya çıkmak

Olumsuz sonucu yavaş yavaş ortaya çıkmak: “Dur bakalım daha hele, o içtiklerinin acısı bir bir çıkacak ortaya.” -M. İzgü.

(Deyim)
Acısını çıkarmak

1) acılığını yok etmek: Soğanın. 2) mec. uğradığı maddi veya manevi zararı karşılayacak bir iş yapmak: “Bunca gecikmişliğe rağmen o günlerin acısını çıkarabilmesine imkân tanımalıydı.” -E. Şafak. 3) mec. öç almak: “Ustanın kendisini küçük burjuva münevveri diye aşağılık görmesinin acısını çıkarıyor.” -N. Hikmet.

(Deyim)
(bir şeyin) acısı çıkmak

Bir şeyin olumsuz, kötü sonucu bir süre sonra ortaya çıkmak: Dünkü yorgunluğun acısı bugün çıktı.

(Deyim)
Ulak çıkarmak

Haberci göndermek, posta çıkarmak.

(Deyim)
Dama çıkmak

Cinsel istekleri artmak.

(Deyim)
Fos çıkmak

Bir işin sonu gelmemek, boş çıkmak.

(Deyim)
Ayyuka çıkmak

1) ses yükselmek: “Camlar çerçeveler parçalanıyor, küfürler ayyuka çıkıyordu.” -A. Ümit. 2) dedikodu herkesçe duyulmak, yayılmak: “Rezalet ayyuka çıktı, bütün İstanbul bundan bahsediyor.” -N. F. Kısakürek.

(Deyim)
Yalanı çıkmak

Bir kimsenin yalan söylediği anlaşılmak.

(Deyim)
Pedavrası çıkmış

Pedavra gibi.

(Deyim)
Patron çıkarmak

Patronları çizili olduğu modelden kopya yolu ile bir kâğıda geçirip kesmek.

(Deyim)
Bok etmek (bokunu çıkarmak)

Kaba bir işi, bir şeyi bozmak, berbat etmek.

(Deyim)
Boku çıkmak

Kaba bir iş veya durum tatsızlaşmak.

(Deyim)
Ferman çıkarmak

1) padişah tarafından herhangi bir konuda emir verilmek; 2) yetkili bir kimse tarafından buyruk verilmek.

(Deyim)
Sahip çıkmak

1) kendinin olduğunu ileri sürmek; 2) korumak, koruyucu olmak, ilgilenip gözetmek: “Yazarlara yalnız yazarlar sahip çıkıyor.” -A. Ağaoğlu.

(Deyim)
Ahbap çıkmak

önceden tanışmış olmak: “Gümrükten itibaren her rast geldiği adamla ahbap çıktı.” -Y. K. Karaosmanoğlu.

(Deyim)
Perte çıkmak

Taşıt hurdaya çıkmak.

(Deyim)
Tanıdık çıkmak

1) önceden birbirlerini tanımış olmak, tanış olmak; 2) bir şeyi daha önceden öğrenmiş, duymuş olmak: “Sırrı Bey, bu iki ada hemen tanıdık çıktı ve artık oturduğu koltukta büsbütün uzanarak, bekliyoruz paşam, dedi.” -Y. K. Karaosmanoğlu.

(Deyim)
Akıldan çıkarmak

1) düşünmemek; 2) unutmak.

(Deyim)
Anlam çıkarmak

1) bir cümleden veya metinden yeni ve değişik bir anlam yakalamak; 2) mec. yersiz ve gereksiz bir yargıya varmak, yanlış değerlendirmek; bir söze, söyleyenin aklından geçmeyen bir anlam vermek.

(Deyim)
Askıya çıkarmak

Evlenecek kimselerin durumunu nüfus kayıtlarının bulunduğu yerde askı yoluyla ilan etmek.

(Deyim)
Başına çıkarmak

şımartmak, çok yüz vermek.

(Deyim)
Başına iş çıkarmak

Istenilmeyen veya uğraştırıcı bir işe yol açmak.

(Deyim)
Başını çıkarmak

Bitki filizlenmeye başlamak.

(Deyim)
Alıcı çıkmak

1) müşteri olmak; 2) istemek, talip olmak: “İzmir'den gelmiş birtakım hanımlar onu kız sanıp alıcı çıktılar.” -M. Ş. Esendal.

(Deyim)
Rezalet çıkarmak

Rezalet sayılacak bir durumun ortaya çıkmasına yol açmak: “Her kadının takdim edilmek için can attığı böyle büyük bir adamla dansı yarıda bırakıp için insanın aklı kaçık olmalı.” -H. E. Adıvar.

Cık Kelimesinin İşaret Dilindeki Gösterimi

3 Harf
  • C
  • I
  • K

Cık Kelimesi İle Türetilen Diğer Kelimeler

77 Kelime

Cık İle İlgili Kelimeler ve Anlamları

69 Kelime
(göst.)
Acıklı oyun

Genel olarak erdem ve masumluk ile kötülük arasındaki uzlaşmaz çatışmayı gösteren, acıklı rastlantılar, duygusallık ve bol devinim içeren sahnelerden oluşan, abartılı oyun kişileri bulunan, olay örgüsünün ağır bastığı oyun türü.

(tar.)
Odacık

Fungus, hayvan ya da bitki gibi bir organizmanın bir organındaki küçük boşluk ya da kovuk; eşanlam: lokulus.

(elk.)
Manyetik halkacıklı bellek

- yılları arasında yazılıp okunabilen belleklerin gerçekleştirilmesine yararlanılan ve bir bitlik veri saklama yeteneği olan, ferritten milimetrik boyutlarda, simit şeklinde yapılmış parça.

(yönb.)
Dağarcık çerçeve tekniği

Değişik birey ve yapıların çapraz olarak bireye sunulduğu ve bireyden bunları dereceleme, sıralama biçiminde eşleştirmesinin istenmesine dayanan, bireyin başka bireyleri nasıl değerlendirdiğini saptamaya yarayan teknik, bakış açısı tekniği.

(tar.)
Dalcık

Bitkilerde, genellikle yapraksız halde ince dal ya da sürgün; eşanlam: çildirge.

()
Aşağı akışlı kabarcık kontaktör

çevr. Konik yapıdaki basınçlı bir kapta, suyun yukardan verilip aşağı doğru hareketi sırasında, yine tankın üst kısmına yakın bir yerden oksijen gazının verilmesi ile su ve gaz arasında ters yönlü bir akışın meydana gelmesi sonucu oksijen kabarcıklarının su içinde askıda kaldığı ve atık suyun deşarj edilmeden önce oksijenin su içinde tamamen çözünmesi için büyük kabarcık kümeleri oluşturarak geniş bir oksijen-atıksu arayüzeyi sağlayan sistem.

(yerb.)
çakılcık

çakıl.

(mak.)
Ağızcık

Bir boru, levha ya da cismin herhangi bir ağız ya da deliği; eşanlam: orifis.

(tar.)
Halkacık

Nematot vücudu, kütikulası üzerinde düzenli aralıklarla görülen enine koyu çizgilerin arasındaki kıvrımlı alanlar; eşanlam: annül.

(müh.)
Kabarcık

Bir katı ya da sıvı ortamda çeşitli etkilerle oluşan yerel gaz kovuğu; eşanlam: baloncuk.

(biyom.)
Kabarcık arayüzey alanı

Havalandırmalı tepkime kaplarındaki gaz kabarcıklarından sıvı ortama oksijen aktarımının gerçekleştiği bölge.

Yukarı Çık