Çıkar nedir, ne demek kelimesine ait sonuçlar görüntüleniyor..

Çıkar Kelimesi TDK Sözlük Anlamı

1
1)
Çıkar (isim)

Dolaylı bir biçimde elde edilen kazanç, menfaat, yarar

Çıkar Kelimesi Diğer Sözlüklerde Ne Anlama Geliyor?

5
1)

BSTS / Toplumbilim Terimleri

Bireylerin, toplumsal kümelerin ve tarihsel toplulukların özdeksel ve tinsel gereksinmelerini karşılayacağına inandıkları kişi ya da şeylerle ilişkisi;
Bireylerin, bu gereksinmelerini yansıtan amaçlı düşünce ve eylem yönelimleri.

2)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

Çare, yol.

3)

BSTS / İktisat Terimleri Sözlüğü

k. yarar

4)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

Kız: Bu evin iki çıkarı var.

5)

BSTS / Medeni Hukuk Terimleri Sözlüğü

menfaat.

Çıkar Kelimesinin Braille Alfabesinde Gösterimi

5 Harf
  • Ç
  • I
  • K
  • A
  • R

Çıkar Kelimesinin Cümle İçinde Kullanımı

3 Cümle
(Atasözü)
Karaman’ın koyunu sonra çıkar oyunu

Bir şeye tam güvenmeyip ileride ne olacağı konusunda bilgi sahibi olunamadığı durumlarda kullanılan bir söz.

(Atasözü)
Zurnada peşrev olmaz, ne çıkarsa bahtına

Rastgele yapılan plansız işlerde yöntem, kural aranmaz.

(Atasözü)
Acı (kötü) söz insanı (adamı) dinden çıkarır, tatlı söz yılanı inden çıkarır

Gönül alıcı, okşayıcı sözlerle karşımızdakinin inadı yenilebilir.

(Atasözü)
Akılları pazara çıkarmışlar, herkes yine kendi aklını almış

Insan kendi aklını, düşüncesini başkasınınkinden üstün görür.

(Atasözü)
Herkes aklını pazara çıkarmış, yine kendi aklını almış

Insanlar kendi akıllarını başkalarının aklından üstün görürler.

(Atasözü)
Kısmetinde ne varsa kaşığında o çıkar

Kişi ne kadar çabalarsa çabalasın alın yazısındaki şeye ulaşır.

(Atasözü)
Boynuz kulaktan sonra çıkar, ama kulağı geçer

Bir konu üzerinde sonradan yetiştikleri hâlde kendilerinden önce yetişmiş olanları geçenler vardır.

(Atasözü)
Atalar çıkarayım der tahta, döner dolaşır gelir bahta

Ana baba, çocuğuna mutlu bir yaşam sağlamaya çalışır ancak kaderde yazılı olan gerçekleşir.

(Atasözü)
Herkes sakız çiğner ama, Çingene kızı tadını çıkarır

Severek yapılan iş, insanı mutlu eder.

(Atasözü)
Bir ağaçtan okluk da çıkar, bokluk da

Bir aileden iyi adam da çıkar, kötü adam da.

(Atasözü)
Diken battığı yerden çıkar

Zarar hangi yönden geldiyse ancak o yönden giderilir.

(Atasözü)
çanağa ne doğrarsan kaşığında o çıkar

Kişi, kendisi için önceden yaptığı hazırlıkların verimini ileride alır.

(Atasözü)
Ne doğrarsan aşına, o çıkar kaşığına

Kişi, kendisi için önceden yaptığı hazırlıkların verimini ileride alır.

(Atasözü)
öksüz hırsızlığa çıkarsa ay ilk akşamdan doğar

Talihsiz kimse bir şeyden yararlanmaya kalkışsa karşısına akla gelmedik engeller çıkar.

(Atasözü)
Sütle giren huy, canla çıkar

Kişinin küçükken edindiği huy, ölünceye değin sürer.

(Atasözü)
Temiz iş altı ayda çıkar

Doğru dürüst yapılması istenen iş uzun zaman ister.

(Atasözü)
çobanın gönlü olursa (olunca) tekeden yağ (süt, köremez) çıkarır

Kişi istediğinde olmayacak gibi görünen işlere çözüm yolu bulur.

(Atasözü)
Arife günü yalan söyleyenin (oruç yiyenin) bayram günü yüzü kara çıkar (olur)

Bir sözün yalan olduğu çabuk anlaşılır ve söyleyen toplum içinde utanılacak bir duruma düşer.

(Atasözü)
Her firavunun bir Musa’sı çıkar

Insanı, zalimce davranan birinden kurtaracak bir kimse her zaman bulunur.

(Atasözü)
Ağanın malı çıkar, uşağın canı

Bir afeti önlemek için işveren malını, işçi de canını feda eder.

(Atasözü)
Buğday başak verince orak pahaya çıkar

Gereksinim duyulan şey değer kazanır.

(Atasözü)
Bir deli kuyuya bir taş atar, kırk akıllı çıkaramazmış

Bir insan bazen akla ve mantığa sığmayan bir iş yapar; yapılan iş, hiçbir kurala uymadığı için pek çok akıllı insan bunu düzeltmeye çalışır, fakat başaramaz.

(Atasözü)
Sütlüyü sürüden çıkarmazlar

Yararlı, verimli şey elden çıkarılmaz.

(Atasözü)
Yaza çıkardık danayı, beğenmez oldu anayı

Yetiştirdiğimiz, büyüttüğümüz gençler, bizi beğenmezler.

(Atasözü)
Beylik fırın has çıkarır

Devlet görevlisi olmak insana birçok kazanç sağlar.

(Atasözü)
Rüşvet kapıdan girince insaf (iman) bacadan (pencereden) çıkar

Işini herkese eşit davranarak yapmak zorunda olan bir görevli, kendisine çıkar sağlayan kimselere ayrıcalık tanıyorsa o kişi hak, adalet, insaf gibi duygulardan yoksun demektir, onun gözü paradan, maldan başka bir şey görmez.

(Atasözü)
Her deliğe elini sokma, ya yılan çıkar ya çıyan

Sonunu düşünmeden sana zararı dokunma olasılığı bulunan davranışlarda bulunma.

(Atasözü)
Her taşın altına elini sokma, ya yılan çıkar, ya çıyan

Sonunu düşünmeden sana zararı dokunma olasılığı bulunan davranışlarda bulunma.

(Atasözü)
Fazla mal göz çıkarmaz

Ne kadar ve ne türden mal olursa olsun malın fazlası elden çıkarılmamalıdır çünkü mutlaka bir gün gelir lazım olur.

(Atasözü)
Baca eğri de olsa dumanı doğru çıkar

Yaradılıştan iyi ve doğru olan kimse, ne denli elverişsiz ortam içinde bulunursa bulunsun niteliğini yitirmez.

(Atasözü)
Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır

Gönül alıcı, okşayıcı sözlerle karşımızdakinin inadı yenilebilir.

(Atasözü)
Alma mazlumun ahını çıkar, aheste aheste

Kimseye eziyet edip ahını alma, sonra yaptığın kötülüklerin cezasını ömür boyu çekersin.

(Atasözü)
Kötü söz insanı dininden çıkarır

Gönül alıcı, okşayıcı sözlerle karşımızdakinin inadı yenilebilir.

(Atasözü)
Keçi nereye çıkarsa oğlağı da oraya çıkar

Büyüklerin tuttuğu yol, küçüklere örnek olur.

(Atasözü)
Iyi iş altı ayda çıkar

Doğru dürüst yapılması istenen iş uzun zaman ister.

(Atasözü)
Değirmen taşının altından diri çıkar

En ağır şartlarda bütün güçlükleri yener.

(Atasözü)
Hastalık kantarla girer, miskalle çıkar

Hastalık birden ve çok zorlu gelir ama yavaş yavaş iyileşir.

(Atasözü)
Zor kapıdan girerse, şeriat bacadan çıkar

Zorbalığın hüküm sürdüğü yerde din kuralları, kanun emirleri yürümez.

(Atasözü)
Eşeği yoldan çıkaran sıpanın oynaması

çocuklarının düzensiz davranışı, anne babayı rahatsız eder.

(Atasözü)
Hangi taşı kaldırsan, altından çıkar

1) her işten anlar veya anladığı iddiasında bulunur; 2) her işe karışır.

(Atasözü)
Eşeği dama çıkaran yine kendi indirir

Yanlış yapan kimse, yanlışı yine kendisi düzeltir.

(Atasözü)
Yumurtadan çıkan yine yumurta çıkarır

Her canlı soyuna çeker, soyunun özelliklerini taşır.

(Atasözü)
Işini kış tut da yaz çıkarsa bahtına

Başladığın bir işte her zaman güçlüklerle karşılaşacağını varsay ki sonunda hayal kırıklığına uğramayasın, iyi sonuçlar aldığında sevinesin.

(Atasözü)
Sen dost kazan, düşman ocağın başından çıkar

Sen dost kazanmanın yoluna bak, düşman kolay kazanılır.

(Atasözü)
Er olan ekmeğini taştan çıkarır

Azimli kimse geçim yolunu bulmak için en güç işlerle bile uğraşmaktan yılmaz.

(Atasözü)
Söz var dağa çıkarır, söz var dağdan indirir

Sözün insanlar üzerinde etkisi büyüktür; yerinde söylenen sözler işlerin yoluna girmesini sağlar, ölçüsüz ve sert söylenen sözler ise karşıdakini öfkelendirir, söyleyenin öldürülmesine bile yol açabilir.

(Atasözü)
Artık mal göz çıkarmaz

Ne kadar ve ne türden mal olursa olsun malın fazlası elden çıkarılmamalıdır çünkü mutlaka bir gün gelir lazım olur.

(Atasözü)
Söz ağızdan çıkar

Mert olan kişi, sözünde durur; verdiği sözü yerine getirir.

(Atasözü)
çivi çıkar ama yeri kalır

Gönül yarası kapansa da unutulmaz.

(Deyim)
Oyun çıkarmak

Sp. oyun oynamak: Millî takım güzel bir oyun çıkardı.

(Deyim)
Hadise çıkarmak

Olay çıkarmak: “Gürültü etmeden, iz bırakmadan, hadise çıkarmadan çalışıyorlar, arılar gibi.” -E. M. Karakurt.

(Deyim)
(birine) dil çıkarmak

Alay etmek, eğlenmek.

(Deyim)
Anasının ipini satmış (pazara çıkarmış)

Ipsiz, kendisinden her türlü soysuzluk beklenebilen (kimse).

(Deyim)
Gönlünü pazara çıkarmak

Sevmek için kendine yakışanı seçmeyip rastgele birini sevmek.

(Deyim)
Gözden çıkarmak

Bir mal, para, değer yargısı vb. maddi veya manevi varlığın elden çıkarılmasını kabul etmek: “İnsan, emeğini o kadar kolay gözden çıkaramıyor.” -A. Ağaoğlu.

(Deyim)
Gözden gönülden çıkarmak

önem vermemek, ilgisini kesmek: “Şimdi, artık gözünden ve gönlünden çıkardığı bu adamın her şeyi onun için müsavi idi.” -R. N. Güntekin.

(Deyim)
(bir şeyin) zevkini çıkarmak

Ondan olabildiği kadar zevk almak.

(Deyim)
Gürültü çıkarmak (etmek, koparmak, yapmak)

1) düzensiz ve rahatsız edici sesler çıkarmak: “Karanlıkta bana çarpıp da gürültü yapmamaya dikkat ederek kapıyı açtım.” -H. C. Yalçın. 2) kavga, karışıklık, tartışma çıkarmak.

(Deyim)
(birini) çileden çıkarmak

çok kızdırmak: “Karşı taraftan konuşanın kolağası Mustafa Kemal oluşu hepsini çileden çıkarır.” -F. R. Atay.

(Deyim)
çile çıkarmak (doldurmak)

Sıkıntılı bir işin veya bir durumun sona ermesini beklemek: “Yirmi beş senedir Beykoz'daki o tekke gibi evde çile dolduruyorum.” -R. N. Güntekin.

(Deyim)
(birini) cebinden çıkarmak

Ondan çok üstün olmak.

(Deyim)
Yazıyı çıkarmak (sökmek)

Okuyabilmek: “Benim yerinden dahi kımıldatmaya gücümün yetmediği Afrika seyahatnamesini yere indirtir, kendim de yere uzanır, gözlerim ağrıyıncaya kadar yazıları sökmeye çalışırdım.” -H. Taner.

(Deyim)
Maraza çıkarmak

Kavgaya yol açmak, kavga çıkarmak, anlaşmazlığa yol açacak işler yapmak.

(Deyim)
Ramp ışığına çıkarmak

Bir oyunu sahnelemek: “Yasak oyunum bu rejimde aklandı, Ulvi Uraz onu ramp ışığına çıkardı.” -H. Taner.

(Deyim)
Sonuç çıkarmak

1) mat. bir işlemi bitirip sonuca ulaşmak; 2) kesin bir karar veya görüşe varıp bunu bildirmek.

(Deyim)
Lakırtı çıkarmak

Laf çıkarmak: “Sonra tahsisat yoktur, gelecek sene bütçesine para konulacak diye lakırtı çıkardılar.” -M. Ş. Esendal.

(Deyim)
Kaş yapayım derken (yaparken) göz çıkartmak (çıkarmak)

Işi düzelteyim derken büsbütün bozmak.

(Deyim)
Faturasını (birine) çıkarmak (ödetmek)

Sorumluluğu birine yüklemek.

(Deyim)
Genizden konuşmak (çıkarmak)

Burnu tıkalı gibi konuşmak: “Genzinden çıkardığı seslerle ağlama taklidi yapıyordu.” -O. C. Kaygılı.

(Deyim)
Sorun çıkarmak

üzüntü verecek veya içinden güç çıkılır bir durum yaratmak: “İskemlesinde sıkıntıyla kıpırdanarak iç geçirdiğini duydum, sorun çıkarmaya başladığımı düşünüyordu.” -A. Ümit.

(Deyim)
(birini) açığa çıkarmak

Işinden çıkarmak.

(Deyim)
Suret almak (çıkarmak)

Bir belgenin kopyasını çıkarmak.

(Deyim)
(bir durumu) açığa çıkarmak

Ortaya çıkarmak, gözler önüne sermek, anlaşılır duruma getirmek: “Yolsuzluklarını açığa çıkarması bardağı taşıtan damla oldu.” -H. Topuz.

(Deyim)
Durumdan ders çıkarmak

Içinde bulunulan şartları değerlendirerek yanlış adım atmamak.

(Deyim)
Durumdan vazife çıkarmak

Içinde bulunulan şartları değerlendirerek sorumluluk yüklenmek.

(Deyim)
çıkar gözetmek

çıkarına bakmak.

(Deyim)
çıkarını tepmek

1) kendisine yarar sağlayacak bir şeyi veya bir durumu istememek; 2) kendisine yarar sağlayacak bir şeyden veya durumdan yararlanmamak.

(Deyim)
Yanlışını çıkarmak

Yanlışını bulup göstermek.

(Deyim)
Kendini (birini) temize çıkarmak (çıkartmak)

Huk. aklandırmak: “Sonra kendini büsbütün temize çıkartmak için üstünün ve eşyasının aranmasını istedi.” -R. N. Güntekin.

(Deyim)
Parasını çıkarmak

Anaparayı kurtarmak, masrafını çıkarmak.

(Deyim)
Emekliye ayırmak (çıkarmak, çıkartmak)

Kanuna göre aylık bağlayarak bir görevliyi görevinden ayırmak: “Size bir fenalık edebilir, sizi işinizden attırır, vekâlet emrine alır, vakitsiz emekliye çıkartabilir.” -H. Taner.

(Deyim)
Dedikodu çıkarmak

Birisi hakkında dedikodu ortaya atmak.

(Deyim)
çıt (çıtını) çıkarmamak

1) ses çıkarmamak: “İşte bak, hücre kapısını çıt çıkarmadan araladı, yine bir şey diyecek.” -A. İlhan. 2) hiç konuşmamak.

(Deyim)
Bir yakadan baş çıkarmak

Bir çatı altında dirlik düzenlik içinde yaşamak.

(Deyim)
Boşa çıkarmak

Olumlu bir sonuç alınmasını engellemek: “Çocuklar her atılımını boşa çıkarıyor, onunla alay ediyorlar.” -A. İlhan.

(Deyim)
Pöstekisini çıkarmak

öldürmek, yok etmek: “Sonra peşine herifleri taksın ha! Alimallah pöstekisini çıkarırdım.” -İ. A. Gövsa.

(Deyim)
(birini) zıvanadan çıkarmak

Sinirlendirmek, öfkelendirmek: “Herhangi bir hastada aldığı tedbirlere rağmen beklediği sonucun doğmaması onu zıvanadan çıkarırdı.” -A. İlhan.

(Deyim)
(birinin) maskarasını çıkarmak

Birini rezil etmek, küçük düşürerek gülünç duruma sokmak.

(Deyim)
Mezada çıkarmak (koymak)

Açık artırma yoluyla bir malı satışa çıkarmak: “Nesi var nesi yoksa toplar, buraya getirir, mezada koyardı.” -M. Ş. Esendal.

(Deyim)
Eksiltmeye çıkarmak

Bir işi, istekliler arasında en ucuz fiyat verene bırakmak için ihaleye çıkarmak.

(Deyim)
Ahkâm çıkarmak

Kendi düşüncelerine dayanarak birtakım yargılara varmak.

(Deyim)
Tedavüle çıkarmak

Parayı piyasaya çıkarmak.

(Deyim)
Cep harçlığını çıkarmak

Günlük masrafını karşılayacak kadar kazanç sahibi olmak: “Tuttuğu odayı, ayda üç bin Frankla başkasına veriyor; arada hiç olmazsa cep harçlığını çıkarıyordu.” -A. İlhan.

(Deyim)
Sıkıp suyunu çıkarmak

Sömürmek.

(Deyim)
Pay çıkarmak

Bir olay veya durumdan gereken deneyimi kazanmak, tutulacak yolu belirlemek: “Bununla beraber muhtar, bu vakadan köyün davası için bir pay çıkarmayı ihmal etmemektedir.” -R. N. Güntekin.

(Deyim)
Kamburunu çıkarmak

Insan, kedi vb. sırtını tümsek duruma getirmek.

(Deyim)
ıskartaya çıkarmak (ayırmak)

Değersiz bularak bir yana atmak, işe yaramadığı için ayırıp bir yana koymak: “Sekiz balya tütününden bir ya da iki balyasını ıskartaya ayırabileceklerini aklından geçirmeye başladı eksperlerin.” -N. Cumalı. “Orada, kim bilir neden ve nasıl, işe yaramaz diye ıskartaya çıkardığı bir sürü film tepeleme yığılı.” -A. İlhan.

(Deyim)
Tekeden süt çıkarmak

Hlk. olamayacak şeyleri olur duruma getirmek: “Sen meram ettikten kelli, tekeden süt çıkarırım, ağam! diyordu.” -Halikarnas Balıkçısı.

(Deyim)
(birinin) sırtından çıkarmak

O kimseye ödetmek.

(Deyim)
Bir koyundan iki post çıkarmak

Olması gerekenden daha fazla elde etmek.

(Deyim)
Kaşıkla yedirip sapıyla (gözünü) çıkartmak

Yaptığı bir iyiliği hiçe indirecek kötülükte bulunmak.

(Deyim)
(birinden) öfkesini çıkarmak (almak)

öfkeli kişi haksız yere ilgisiz birine çatmak: “Evde önüne gelenin öfkesini kendisinden çıkarmasına alışıktı.” -N. Cumalı. “Adamı pataklamadan bırakmazdım, pataklamadıkça öfkemi alamazdım.” -R. H. Karay.

(Deyim)
Problem çıkarmak

Sorun çıkarmak.

(Deyim)
şapka çıkarmak

Bir söz veya durum karşısında söyleyecek sözü kalmamak ve takdir etmek.

(Deyim)
(birinin) leşini çıkarmak

çok dövmek, adamakıllı dövmek.

(Deyim)
Güçlük çıkarmak

Bir şeyin gerçekleşmesini engelleyici sebepler ileri sürmek: “Ancak çoğu sansür görevlisi de rüşvet alabilmek için güçlük çıkarıyordu.” -M. And.

(Deyim)
Yorgunluk (yorgunluğunu) atmak (çıkarmak)

1) dinlenmek: “Mesela şimdi yorgunluk çıkarmak için yıkanmak istersiniz.” -R. H. Karay. “Hele trenin yorgunluğunu at bir üzerinden.” -T. Dursun K. 2) yaptığı işten, yorgunluğu unutturan, sevindirici bir sonuç almak.

(Deyim)
Tefrika çıkarmak

Birbirine kötülük etmeye kadar varan sürekli anlaşmazlık yaratmak.

(Deyim)
Keçesini sudan çıkarmak

Güç olan bir işi, durumu yoluna koyarak rahatlamak.

(Deyim)
Taşı sıksa suyunu çıkarır

Birinin vücutça çok güçlü olduğunu belirtmek üzere söylenen söz: “Aslan gibidir maşallah,, diyor.” -A. İlhan.

(Deyim)
Olay çıkarmak

Hoş olmayan bir durum yaratmak, hadise çıkarmak.

(Deyim)
Mesele çıkarmak

Sorun çıkarmak.

(Deyim)
Fazla mal göz çıkarmaz

“ne kadar ve ne türden mal olursa olsun elden çıkarılmamalıdır” anlamında kullanılan bir söz.

(Deyim)
Kavga çıkarmak

Kavgaya neden olmak: “Bir gün hiç yoktan kavga çıkarıp oğlanın ağzını burnunu bir güzel dağıtıverdiler.” -N. Cumalı.

(Deyim)
Fesat çıkarmak (fesada vermek)

Ara bozmak, ortalığı karıştırmaya çalışmak, insanları birbirine düşürecek işler yapmak.

(Deyim)
Fitne fesat çıkarmak

1) ara bozucu söz söylemek; 2) ara bozucu davranışta bulunmak.

(Deyim)
Sucuğunu çıkarmak

1) yormak; 2) çok dövmek.

(Deyim)
Mahcup çıkarmamak

Utandırmamak: “Her yazdığımı tutan hocayı için yazdıklarımı daha ciddi bir öz eleştiri eleğinden geçirir olmuştum.” -H. Taner.

(Deyim)
Ferz çıkarmak

Acemi bir oyuncuya karşı vezirsiz oynamak.

(Deyim)
(bir şeyi) kuvveden fiile çıkarmak

Düşünülen, tasarlanan şeyi gerçekleştirmek.

(Deyim)
çıngar çıkarmak (koparmak)

Gürültü, kavga çıkarmak.

(Deyim)
Model çıkarmak

1) kumaş kesiminden önce kâğıt vb. malzeme üzerine parçanın örneğini hazırlamak; 2) mec. bir şeyi vurarak izini çıkarmak: “Bir tuğla işçisi kerpiç kalıbını kapmış, karısının sırtında model çıkarmış, kadın ciyak ciyak.” -A. Gündüz.

(Deyim)
öç (öcünü) almak (çıkarmak)

Yapılan bir kötülüğün acısını kötülük yaparak çıkarmak, intikam almak: “Sen öz babanın öcünü alamadın diye o da dedesinin ahını yerde mi koyacaktı?” -N. Hikmet.

(Deyim)
Elden çıkarmak

1) bir şeyin sahipliğini başkasına geçirmek, satmak: “Eskilerden bir kısmını yok pahasına gerekecek.” -H. Taner. 2) yitirmek: “Sanki o, kaçırdığım, elden çıkardığım bir fırsattı.” -N. F. Kısakürek.

(Deyim)
Tezvir çıkarmak

Birisi hakkında kovculuk etmek.

(Deyim)
Arabasını düze çıkarmak

Karşılaştığı güçlükleri yenip işini kolay yürür duruma getirmek.

(Deyim)
Deveyi düze çıkarmak

Güçlükleri giderip işleri yoluna koymak.

(Deyim)
Dilinin altındaki baklayı çıkarmak

Gizli tutulması gereken bir şeyi söylemek: “Çıkar şu dilinin altındaki baklayı da ne demek istiyorsan söyle, ben de anlayayım.” -O. C. Kaygılı.

(Deyim)
Yasa çıkarmak (yapmak, koymak)

Bir yasa önerisi, yasama gücü tarafından onaylanmak.

(Deyim)
Tulum çıkarmak

1) hayvanın derisini yarmadan çıkarmak; 2) çoğunluk sistemine dayalı seçimlerde bir partinin listesindeki bütün adaylar seçimi kazanmak.

(Deyim)
Hırgür çıkarmak

Kavga etmek, kavga çıkarmak.

(Deyim)
Ağzından baklayı çıkarmak

Baklayı ağzından çıkarmak.

(Deyim)
Lezzetini çıkarmak

Tadını çıkarmak: “Lezzetini çıkara çıkara hikâyesine devam ediyordu.” -R. H. Karay.

(Deyim)
Rızkını çıkarmak

Günlük yiyecek parasını çıkarmak.

(Deyim)
çırak çıkarmak

1) bir kimseyi beklediğinden az bir kazançla ortaklıktan uzaklaştırmak; 2) esk. cariye veya odalıkların saray, konak, köşk vb. büyük yerlerde yıllarca hizmet ettikten sonra evlenmelerine veya o yerlerden ayrılmalarına izin vermek.

(Deyim)
Adını ...-ye çıkarmak

Bir kişinin sahip olmadığı niteliklerle tanınmasına yol açmak: Adını deliye çıkardılar.

(Deyim)
Adını çıkarmak

Kişi hakkında kötü bir niyetle asılsız söylentiler yaymak: “Kadın durmadan vır vır eder, yakınır diye adımızı çıkarmışlar.” -A. Erhat.

(Deyim)
Aradan çıkarmak

Birçok işten birini yapıp bitirivermek.

(Deyim)
(birinin) pestilini çıkarmak

1) çok yormak; 2) çok dövmek: “Bu karıncaya dokunmayan çocuk o kocaman adamın oracıkta pestilini çıkaracaktı.” -S. F. Abasıyanık.

(Deyim)
Kargaşa çıkarmak

Gürültü patırtıya yol açmak.

(Deyim)
(birini) çamurdan çekip çıkarmak

Birini kötü veya onurunu tehlikeye düşüren bir durumdan kurtarmak.

(Deyim)
Sinekten yağ çıkarmak (çıkartmak)

Olmayacak şeylerden yararlanmaya çalışmak: “Elverişli durumların kokusunu hemencecik alıyor, sinekten yağ çıkartmasını biliyordu.” -T. Buğra.

(Deyim)
Tatsızlık çıkarmak

Hoşa gitmeyen, can sıkıcı, gergin bir duruma sebep olmak: “Çoktandır aramızda tatsızlık çıkardığım yoktu.” -N. Cumalı.

(Deyim)
Mana çıkarmak

1) yersiz bir yargıya varmak, yanlış değerlendirmek; 2) bir söze, söyleyenin aklından geçmeyen bir anlam vermek; 3) anlam çıkarmak.

(Deyim)
(birini) gönülden çıkarmamak

Sevilen kimseyi unutmamak.

(Deyim)
(birine veya bir şeye) taş çıkarmak (çıkartmak)

Biri ötekinden özellik, yetenek vb. bakımından üstün olmak: “Zaten yol boyunca hem lezzetli hem de buzdolabına taş çıkartacak sulardan geçeceğiz.” -N. F. Kısakürek.

(Deyim)
Cıcığını çıkartmak

Cıcığı çıkmak.

(Deyim)
Hayatından çıkarmak

Ilgisini, ilişkisini tamamen kesmek: “Beni sırf, Müslüman olmayan bir erkeği sevdim diye hayatından çıkaran babamın evine dönmeyeceğim.” -A. Kulin.

(Deyim)
Arada çıkarmak

Başka işler arasında bir işi de yapıvermek.

(Deyim)
(birinin veya bir şeyin) posasını çıkarmak

1) bir kişi veya şeyi sonuna kadar sömürmek: “Onlar öyledir, adamın posasını çıkarırlar, dedi.” -R. H. Karay. 2) birini çok dövmek.

(Deyim)
Pürüz çıkarmak

Engel çıkarmak.

(Deyim)
Satılığa çıkarmak

Satmak, satışa çıkarmak: “Memleketine mi dönüyormuş neymiş, bütün eşyasını satılığa çıkarmış.” -A. İlhan.

(Deyim)
Satışa çıkarmak

Satmak için ortaya koymak: “Bir şeye ad koymak, satışa çıkarılan malın üzerine yafta asmaya benzetilebilir.” -N. Uygur.

(Deyim)
Satıya çıkarmak

Satışa çıkarmak.

(Deyim)
Dünyanın tadını çıkarmak

Bütün zevklerden yararlanmak, mutlu ve rahat yaşamak: “Dünyanın tadını çıkarmaya devam ettik.” -O. Kemal.

(Deyim)
Kuyudan adam çıkarmak

1) olumsuz, uygunsuz veya yasal olmayan bir duruma son vererek birini haklarına kavuşturmak; 2) unutulmaktan kurtarmak.

(Deyim)
(birini veya bir şeyi) göklere çıkarmak

Aşırı derecede övmek: “Kadın dergileri bizi göklere çıkarıyorlardı, bunu da hak etmemiştik.” -A. Ağaoğlu.

(Deyim)
Baştan çıkarmak

1) kötü yola sürüklemek, doğru yoldan saptırmak: “Perihan adında bir bayan, bizim güveyi dans arasında ayartıp baştan çıkarmış.” -M. Ş. Esendal. 2) karşı cinsi bir ilişkiye ikna etmek.

(Deyim)
Ses çıkarmamak (etmemek)

Bir şeyi hoş görerek karşı çıkmamak, itiraz etmemek: “İnsanlar bizim bahçeye çağırdığımız arkadaşlarımıza bile ses çıkarmıyorlardı.” -A. Kutlu.

(Deyim)
Sesini çıkarmamak

Bir şey üzerindeki düşüncesini söylememek: “Sesini çıkarmadı. Mütevekkil bir hâli vardı.” -N. F. Kısakürek.

(Deyim)
Baklayı ağzından çıkarmak

Açık söylemekten kaçındığı bir sorunu sonunda açıklamak: “Bırak muamma konuşmayı / Çıkar ağzından baklayı / Bahtımız aydınlanıversin” -C. S. Tarancı.

(Deyim)
Sıyırıp çıkarmak

çekip kurtarmak: “Bunlar yaşama yolunda bir engele çarptılar mı hemen dedelerinin adını verirler ve kendilerini güçlükten sıyırıp çıkarırlardı.” -İ. O. Anar.

(Deyim)
çıkarına bakmak

Yalnızca kendini ve kendi durumunu gözeterek çıkar sağlamak.

(Deyim)
Ihaleye çıkarılmak

Eksiltmeye veya artırmaya çıkarılmak.

(Deyim)
Hıncını çıkarmak

öcünü almak: “Hıncını çıkarmak için başka vesileler arıyordu.” -R. N. Güntekin.

(Deyim)
Döküm çıkarmak

Bütün hesap işlemlerini bir listeye yazmak.

(Deyim)
Resim çekmek (çıkarmak)

Fotoğraf makinesiyle bir şeyin biçimini kâğıda geçirmek.

(Deyim)
Dağarcığındakini çıkarmak

Hazırladığı bir sözü söylemek.

(Deyim)
(birine) müşkülat çıkarmak

Yapmakta bulunduğu işi güçleştirecek durumlar yaratmak: “Kaynanam olacak o kadın her türlü müşkülatı çıkarıyor.” -O. Aysu.

(Deyim)
Kıssadan hisse almak (çıkarmak)

Anlatılan bir olaydan ders almak: “O zaman, diplomatlar bu kıssadan lazım gelen hisseyi çıkarmasını bilmişler miydi? Ne gezer!” -Y. K. Karaosmanoğlu.

(Deyim)
Zimmet çıkarmak

Eksik veya yanlış yapılan bir işlemden dolayı kişiye fazladan ödenen miktarı belirlemek ve ödemesini sağlamak için bildirimde bulunmak.

(Deyim)
Dırıltı çıkarmak (etmek)

çekişmeye yol açmak: “Rica ederim bey, gelir gelmez ayağının tozu ile dırıltı çıkarma.” -M. Yesari.

(Deyim)
(birinin) pastırmasını çıkarmak

Tkz. bir kimseyi iyice dövmek, hırpalamak.

(Deyim)
Engel çıkarmak

Bir işin yapılmasını zorlaştırmak: “Aslında bütün mesele, düğün içinta.” -N. Hikmet.

(Deyim)
(bir şeyin) keyfini çıkarmak

Bir şeyden iyice tat almak: “Pazarın keyfini çıkarmak için saat ona doğru villanın ucu deniz kıyısına varan bahçesine çıktı.” -S. Kocagöz.

(Deyim)
Paçavrasını çıkarmak

Paçavraya çevirmek.

(Deyim)
Acısını çıkarmak

1) acılığını yok etmek: Soğanın. 2) mec. uğradığı maddi veya manevi zararı karşılayacak bir iş yapmak: “Bunca gecikmişliğe rağmen o günlerin acısını çıkarabilmesine imkân tanımalıydı.” -E. Şafak. 3) mec. öç almak: “Ustanın kendisini küçük burjuva münevveri diye aşağılık görmesinin acısını çıkarıyor.” -N. Hikmet.

(Deyim)
Ulak çıkarmak

Haberci göndermek, posta çıkarmak.

(Deyim)
Patron çıkarmak

Patronları çizili olduğu modelden kopya yolu ile bir kâğıda geçirip kesmek.

(Deyim)
Bok etmek (bokunu çıkarmak)

Kaba bir işi, bir şeyi bozmak, berbat etmek.

(Deyim)
Ferman çıkarmak

1) padişah tarafından herhangi bir konuda emir verilmek; 2) yetkili bir kimse tarafından buyruk verilmek.

(Deyim)
Akıldan çıkarmak

1) düşünmemek; 2) unutmak.

(Deyim)
Anlam çıkarmak

1) bir cümleden veya metinden yeni ve değişik bir anlam yakalamak; 2) mec. yersiz ve gereksiz bir yargıya varmak, yanlış değerlendirmek; bir söze, söyleyenin aklından geçmeyen bir anlam vermek.

(Deyim)
Askıya çıkarmak

Evlenecek kimselerin durumunu nüfus kayıtlarının bulunduğu yerde askı yoluyla ilan etmek.

(Deyim)
Başına çıkarmak

şımartmak, çok yüz vermek.

(Deyim)
Başına iş çıkarmak

Istenilmeyen veya uğraştırıcı bir işe yol açmak.

(Deyim)
Başını çıkarmak

Bitki filizlenmeye başlamak.

(Deyim)
Rezalet çıkarmak

Rezalet sayılacak bir durumun ortaya çıkmasına yol açmak: “Her kadının takdim edilmek için can attığı böyle büyük bir adamla dansı yarıda bırakıp için insanın aklı kaçık olmalı.” -H. E. Adıvar.

Çıkar Kelimesinin İşaret Dilindeki Gösterimi

5 Harf
  • Ç
  • I
  • K
  • A
  • R

Çıkar İle İlgili Kelimeler ve Anlamları

78 Kelime
(göst.)
Oyun çıkarma

Köy seyirlik oyunları düzenleyip izleyiciye sunma.

(elk.)
çıkarılabilir disk

Sürücüsünden çıkarılabilen bilgisayar diski; eşanlam: çıkartılabilir disk.

(kamy.)
Devlet memurluğundan çıkarma

Bir memurun, bağlı bulunduğu kurumun yüksek disiplin kurulunca, bir daha devlet memurluğuna atanmamak üzere memurluktan çıkarılması.

(kamy.)
Meslekten çıkarma

Memurun, belirli bir hizmet sınıfı ya da meslekten, o hizmet sınıfı ya da meslekte bir daha çalıştırılmamak üzere çıkarılması.

(tar.)
Açıkartırma

Bir malın ya da hizmetin alıcılar arasında rekabet yaratılarak en yüksek fiyatı verene satış yöntemi.

(ulusi.)
Ulusal çıkar

Devletlerin dış politikalarını dayandırdıkları, bir ülkenin öz varlığının korunmasını sağlayan temel öğeler.

(bkz.)
Vatandaşlıktan çıkarma

çıkarma

(man.)
Tasımsal çıkarım genel kalıbı

Örnekleri tasımsal çıkarım olup özne-yüklem önermesi genel kalıplarından oluşan çıkarım kalıbı. TtT,..,TntnTn+?Ttn+Tn+ Ör. MaP, SaM?SaP, ikili tasımsal çıkarım genel kalıbıdır.

(man.)
Geçerli çıkarım

Sonucu öncüllerinden çıkan çıkarım; öncülleri doğru kılan bütün yorumlarda sonucu da doğru ya da geçersiz kılıcı kümesi tutarsız olan çıkarım.

(man.)
Geçersiz çıkarım

Sonucu öncüllerinden çıkmayan, başka bir deyişle geçersiz kılıcı kümesi tutarlı olan çıkarım.

(man.)
Gevşek-geçerli çıkarım

Sıkı geçerli olmamakla birlikte, belli varlıksal öndayanakların gerçekleşmesi koşuluyla geçerli olan tasımsal çıkarım.

Yukarı Çık