Dara nedir, ne demek kelimesine ait sonuçlar görüntüleniyor..

Dara Kelimesi TDK Sözlük Anlamı

3
1)
Dara

İçinde yük taşınan aracın boş durumdaki ağırlığı

2)
Dara (isim)

Kabıyla birlikte tartılan bir nesnenin kabının ağırlığı

3)
Dara

Terazide dengeyi sağlamak için hafif gelen kefeye ağırlık olarak konulan taş, demir, çivi vb., abra

Dara Kelimesi Diğer Sözlüklerde Ne Anlama Geliyor?

5
1)

BSTS / Orta Öğretim Terimleri Kılavuzu

(matematik)

2)

BSTS / İktisat Terimleri Sözlüğü

Bir malın net ve brüt ağırlıkları arasındaki fark.

3)

BSTS / Kimya Terimleri Sözlüğü (II)

Malzemenin net kütlesini tayin etmek amacıyla tartımı alınan paket veya kabın kütlesi.
Kabın kütlesini yok saymak için analitik kimyada kullanılan kütle.

4)

Kişi Adları Sözlüğü

Söyleyiş: (da:ra:) Cinsiyet: Erkek
Hükümdar.
Tanrı adlarından.
Eski İran hükümdarlarından dokuzuncusu.

5)

BSTS / Tecim, Maliye, Sayışmanlık ve Güvence Terim

Tartılarak bulunan mal ağırlıklarından bunlara ilişkin kap ağırlıklarının düşümü.
Malı koruyan, ya da kapsayan sarmalaçın gerçek ya da saymaca ağırlığı.

Dara Kelimesinin Braille Alfabesinde Gösterimi

4 Harf
  • D
  • A
  • R
  • A

Dara Kelimesinin Cümle İçinde Kullanımı

3 Cümle
(Atasözü)
Kul sıkışmayınca (daralmayınca, bunalmayınca) Hızır yetişmez

Yardım hep en zor anda gelir.

(Atasözü)
şeytanın dostluğu darağacına kadardır

Kötü arkadaş kişiyi yoldan çıkartıp ölüme kadar sürükleyebilir ama ölümün eşiğinde onu kaderiyle baş başa bırakır.

(Deyim)
Yüreği daralmak

Sıkılmak, bunalmak, içi daralmak: “Yusuf bütün olayları korkuyla, yüreği daralarak izliyordu.” -Y. Kemal.

(Deyim)
Göğsü daralmak (tıkanmak)

1) güçlükle nefes almak; 2) mec. içi sıkılmak: “Öteden beri yola yüzü yoktu. Hele yokuşları karşıdan gördüğü vakit göğsü tıkanırdı.” -R. N. Güntekin.

(Deyim)
Başı daralmak

Para yönünden sıkıntıya, darlığa düşmek: Başınız daralırsa beni arayın.

(Deyim)
Içi daralmak

Sıkılmak, bunalmak: “Hayvan aklıma geldikçe içim daralıyor dayı.” -N. Kurşunlu.

(Deyim)
Nefesi kesilmek (daralmak veya tutulmak)

1) güç soluk alacak duruma gelmek veya soluğu büsbütün durmak: “Nefesi daralıyor, yüzü kızarıyor, böğrüne bir ağrı giriyor ve yol ona gittikçe uzuyordu.” -M. Ş. Esendal. 2) mec. bunalmak, sıkılmak: “İki güzel filmin arkasından peş peşe on tane moloz film sıralanınca insanın nefesi kesiliyor.” -B. R. Eyuboğlu. 3) mec. hayran kalmak, etkilenmek.

(Deyim)
Ufku daralmak

Ileriyi görememek, bakış açısı geniş olmamak.

(Deyim)
Madara etmek

Kötü duruma düşürmek, yalanını, yanlışını çıkarmak.

(Deyim)
Madara olmak

Kötü duruma düşmek, yalanı, yanlışı ortaya çıkmak.

(Deyim)
Içine daralma gelmek

Sıkıntı basmak, sıkılmak: “Hava kararmaya yüz tutunca, içine bir daralma geliyor çocuğun.” -A. Kulin.

(Deyim)
Başı dara düşmek

Sıkıntıya girmek: “Adamın başı dara düşünce yardımına Hayrullah koşmaz da kim koşar?” -A. İlhan.

(Deyim)
Dara boğmak

Birinin güç durumundan yararlanmak.

(Deyim)
Dara düşmek

Para sıkıntısına düşmek: “Madam onu çocuğu gibi seviyordu. Dara düştüğü günlerde hizmetini hiç aksatmadan para mara istemedi.” -T. Buğra.

(Deyim)
Dara gelmek

1) aceleye gelmek; 2) mecbur olmak.

(Deyim)
Dara getirmek

Aceleye getirmek.

(Deyim)
Darağacına çekmek

Idam cezası alan bir kimseyi asmak: “Darağacına çekilmiş bir adam gibi göğsüm, nefes borularım birdenbire tıkanıverdi.” -P. Safa.

(Deyim)
Darasını almak

Içine bir şey konulacak kabın ağırlığını tartmak.

(Deyim)
Darasını düşmek

Kabın ağırlığını hesaba katmamak.

(Deyim)
Daraya atmak (çıkarmak)

Değer vermemek.

Dara Kelimesinin İşaret Dilindeki Gösterimi

4 Harf
  • D
  • A
  • R
  • A

Dara İle İlgili Kelimeler ve Anlamları

19 Kelime
(elk.)
Daralan dalga kılavuzu

Ekseni boyunca arakesit alanı sürekli biçimde azalan dalga kılavuzu.

(yönb.)
Daraltılmış test

Çok dar bir yetenek alanında etkili bir ölçme yapabilmek için düzenlenmiş test, daraltılmış sınar.

(elk.)
Erim daraltma

İmgelerin gösteriminde, ışıklılık değerlerinin çok geniş bir aralıkta yer almasından dolayı ekranda ya da basılı halde gösteriminde detayların ezilip görünememesine karşı bir önlem olarak ışıklılık eriminin daraltılması; eşanlam: erim sıkıştırma.

(mak.)
Ani daralma

Boru akışında kesit alanının yerel yük kaybına yol açan ani küçülmesi.

(made.)
Daralan oluk

Yüksek katı yoğunluğa sahip katı-sıvı karışımları içindeki, eğimli ve akış yönünde genişliği giderek azalan olukta karışım çamurundaki yüksek yoğunluklu tanelerin engelli çökelme ve ara boşluklardan sızma etkileri ile düşük yoğunluklu tanelerden ayrılmasına dayalı cevher zenginleştirme aygıtı.

(göst.)
Daraçılı ışık

değişen açılarla sahneye verilen ışık.

(mak.)
Daraltıcı fiting

Boruları, herhangi bir lehim ya da kaynak işlemi gerekmeden birbirine çabuk ve kolay biçimde bağlamaya yarayan bağlantı elemanı.

(dilb.)
Anlam daralması

Anlamlı bir birimin kapsamının daralması; genel bir anlamdan dar bir anlama geçişi.

(mak.)
Kesit daralması

Bir boru veya kanal sisteminde farklı boyutlara sahip boru veya kanalın birleştirilmesine olanak vermek için kullanılan elemanlarda akış yönünde kanal kesitinin küçülmesi.

(i.)
Müdârâ

Kin ve düşmanlığı örtüp zâhiren dost gibi davranma, iyi geçinme, güler yüzle idâre etme: Yakın komşu kâfirlerle gāyet müdârâya başladı . Dem-i adlinde oldu vaz’-ı nâ-hemvârdan fâriğ / Sipihrin kârı şimdi erbâb-ı dile müdârâdır . Meşrû sûrette yapılan müdârâ memduhtur, muvaffakiyete sebeptir. Bir hadis-i şerifte, “Nâsa müdârâ bir sadakadır” buyurulmuştur . Yüze gülmek, dalkavukluk yapmak: Âlemde edânîye müdârâdan usandım / Nâhak yere takdîr ile gavgādan usandım . Güzel bir âkıbet düşüncesiyle olmaksızın herhangi bir kimsenin mücerret mevkiinden veya servetinden dolayı yüzüne gülmek, kendisine müdârâda bulunmak pek mezmumdur . ѻ Müdârâ etmek : Zâhiren dost gibi davranmak, güler yüzle idâre etmek, iyi geçinmek: Anınçün kim bu nevâhîlerimizi yıkıp komşularımızla dostluk ve müdârâ edelim . Dalkavukluk yapmak, yüze gülmek: Kanda olsa yürütür kuvvet-i tab’ıyle sözün / Eylemez kimseye âlemde müdârâ şâir . Etmez zer ü sîm için müdâra / Olmaz kadem-i ricâle ruh-sâ . Zâlimlere sen etme müdârâ dedi zîrâ / Zulmü çoğalır onların ettikçe müdârâ .

(i.)
Müdârat

Müdârâ: Zu’m-i pindâr-ı cibillisini te’kîd ederiz / Süfehâ kısmına izhâr-ı müdârât etsek .

Yukarı Çık