Deyimler ve Anlamları

9082
Ha Hoca Ali ha Ali Hoca

Değişik gibi gösterilen iki şeyin, gerçekte aynı olduğunu anlatan bir söz.

Sadık kalmak

Birine, bir şeye bağlılığını sürdürmek, bağlı kalmak: “O tarihten sonra da bir daha görüşmediğimize göre, sözüme hâlâ sadık kaldığım söylenebilir.” -E. Şafak.

Kımkım etmek

Bir işi ağır ağır yapmak, oyalanmak.

Kontrpiyede kalmak

1) sp. futbolda kaleci ters tarafa gitmek veya hamle yapmak; 2) mec. beklediği sonuca ulaşamamak; 3) mec. düşüncelerini açıklayamamaktan ötürü zor durumda kalmak.

Kontak atmak

1) elektrik donanımında karşı uçların birbirine dokunmasıyla elektrik akımı kesilmek; 2) mec. dengeyi kaybetmek, sinirlenip olağan dışı davranmak.

Kont gibi

şık giyinmiş (adam).

Kafasının kontağı atmak

çok sinirlenmek, öfke ile dolmak: “Kafalarının kontağı bir kere atınca eski rayına oturtmakta güçlük çekerler.” -H. Taner.

Kısıntı yapmak

1) tutumlu davranmak; 2) azaltmak: “Bu durum, ister istemez evi doldurup boşaltanlarda da kısıntı yapmamızı gerektiriyordu.” -A. Ağaoğlu.

Lafı sulandırmak

Bir konu üzerinde ciddiyetle durup konuşurken araya ilgisiz, anlamsız veya tutarsız boş laf katmak.

Yüreklilik göstermek

Korkmamak, cesur davranmak.

Baston (baston yutmuş) gibi

Dimdik duran veya yürüyen (kimse): “Omuzlarını kısıyor, kafasını dimdik tutuyor, baston yutmuş gibi katılaşıyor.” -M. Ş. Esendal.

Halvet olmak

Birisi veya birileriyle yalnız görüşmek amacıyla içeriye başkasını veya başkalarını almamak.

Halvet gibi

çok sıcak (yer, oda).

Endişeye düşmek

Tasaya kapılmak, kaygılanmak: “Hatta kilise yetkilileri onun sağlığından endişeye düştüler.” -İ. O. Anar.

Tırtıl kesmek

Bir şeyin yanlarını diş diş kesmek.