Esin nedir, ne demek kelimesine ait sonuçlar görüntüleniyor..

Esin Kelimesi TDK Sözlük Anlamı

2
1)
Esin (isim)

Etkilenme, çağrışım veya içe doğmayla akla gelen yaratıcı duygu, düşünce, ilham "Bir roman, bir müzik parçası için esin kaynağı olabilir." - A. Ağaoğlu

2)
Esin

Sabah yeli

Esin Kelimesi Diğer Sözlüklerde Ne Anlama Geliyor?

5
1)

Kişi Adları Sözlüğü

Cinsiyet: Kız
Esinti, rüzgâr, sabah rüzgârı.
Etkilenme, çağrışım veya içe doğma ile akla gelen yaratıcı duygu, ilham. Cinsiyet: Erkek
Esinti, rüzgâr, sabah rüzgârı.
Etkilenme, çağrışım veya içe doğma ile akla gelen yaratıcı duygu, ilham.

2)

BSTS / Yazın Terimleri Sözlüğü

İçe doğan buluş ve yaratış gücü.

3)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

Keklik vb. av hayvanları için silindir biçiminde, delikli, bir, bir buçuk metre yüksekliğinde; ot, ağaç, çalıdan yapılan barınak.

4)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

Sabah rüzgârı.

5)

BSTS / Toplumbilim Terimleri

Yaratıcı olmak yönündeki toplumsal ve bireysel özendirmelerin belirlediği ve bireyin tüm tinsel gücünü yaratmakta olduğu şey üzerinde toplamasıyla tanınan bir anlık olgusu.

Esin Kelimesinin Braille Alfabesinde Gösterimi

4 Harf
  • E
  • S
  • I
  • N

Esin Kelimesinin Cümle İçinde Kullanımı

3 Cümle
(Atasözü)
It kağnı gölgesinde yürür de kendi gölgesi sanırmış

Başkasının korumasıyla iş yapan akılsız kişi, desteklendiğini unutarak kendi gücüne inanır.

(Atasözü)
Milletin ağzı torba değil ki büzesin (dikesin)

Başkalarının söyleyeceklerine engel olamazsınız.

(Atasözü)
Vermeyince (vermemiş) mabut, neylesin Sultan Mahmut

Tanrı, rahat bir yaşam veya yetenek kısmet etmemişse kulun elinden bir şey gelmez.

(Atasözü)
Bir (sağ) elinin verdiğini öbür (sol) elin duymasın (görmesin)

Birine yaptığın iyiliği gizli tut.

(Atasözü)
Erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer

Kendini bir erkeğe beğendirmek isteyen kadın, ona güzel yemekler hazırlamalıdır.

(Atasözü)
Ağzı eğri, gözü şaşı ensesinden belli olur

Bir kişinin tutum ve davranışları, o kişide birtakım eksiklikler bulunduğunu gösterir.

(Atasözü)
Başını acemi berbere teslim eden cebinden pamuğu eksik etmez (etmesin)

Işbaşına tecrübesiz yönetici getirenler, onun yaratacağı sıkıntı ve zararları çekmeye hazır olmalıdır.

(Atasözü)
Herkesin tenceresi kapalı kaynar

Bir kimsenin durumu, içinde bulunduğu yaşayış şartları başkalarınca gereği gibi bilinemez.

(Atasözü)
Aç ile dost olayım diyen peşin karnını doyursun

Yakınlık kurduğumuz kimsenin sağlama olanağı bulunmayan şeyi, ondan beklemeden kendimiz elde etmeye çalışmalıyız.

(Atasözü)
Balık demiş ki “etimi yiyen doymasın, avımı yapan gülmesin (onmasın)”

Balık çok lezzetlidir etine doyum olmaz ama balık avcıları hep geçim darlığı içindedir.

(Atasözü)
El elin nesine, gülerek gider yasına

Bir kimsenin acısı, başkalarının umurunda değildir.

(Atasözü)
Ağır ol da molla desinler

Ağırbaşlı davranan itibarlı olur.

(Atasözü)
Ağır otur ki bey (ağa, molla) desinler

Ağırbaşlı ol ki büyüğümüz diye sana saygı göstersinler.

(Atasözü)
Malını yemesini bilmeyen zengin, her gün züğürttür

Züğürt, yokluk içinde bulunduğundan yiyemez, varlık içinde olduğu hâlde yiyemeyen de bunun gibidir.

(Atasözü)
Karaya sabun, deliye öğüt neylesin

özü bozuk olan şey, düzeltme çabalarıyla iyi duruma getirilemez.

(Atasözü)
Zenginin malı züğürdün çenesini yorar

Birinin zenginliğinden çok söz etmenin gereksizliğini, yersizliğini belirtmek için söylenen bir söz.

(Atasözü)
Allah sağ gözü (eli) sol göze (ele) muhtaç etmesin

Tanrı kimseyi kimseye, en yakınlarına bile muhtaç etmesin.

(Atasözü)
Nefesine güvenen borazancıbaşı olur

Başarabileceğinize eminseniz büyük işlere girişiniz.

(Atasözü)
Kork aprilin beşinden, öküzü ayırır eşinden

Nisan ayının beşinde çift süren iki öküzü birbirinden ayıracak kadar hava soğuk olur.

(Atasözü)
Açın gözü ekmek teknesinde olur

Kişinin tek düşüncesi, yaşaması için gerekli olan şeyi elde etmektir.

(Atasözü)
At binicisine (sahibine) göre kişner (eşinir)

Insanlar başlarında bulunan kişinin etkisi altında kalarak onun tutumuna göre davranırlar.

(Atasözü)
Eşeğin sahibinin dediği yere bağla da varsın kurt yesin

Kötü bir sonuç meydana geldiğinde sorumlu olmamak için işi, sahibinin isteğine uygun olarak yap.

(Atasözü)
Para peşin, kırmızı meşin

Her işin karşılığı anında ödenmelidir.

(Atasözü)
Herkesin gönlünde bir aslan yatar

Herkesin kendine göre büyük bir emeli vardır.

(Atasözü)
Eşek hoşaftan ne anlar (suyunu içer, tanesini bırakır)

Bilgisiz, görgüsüz kimse ince, güzel şeylerin zevkine varamaz, değerini ölçemez.

(Atasözü)
Herkesin geçtiği köprüden sen de geç

Herkesin tuttuğu yoldan sen de git.

(Atasözü)
ölü evinde ağlamasını, düğünevinde gülmesini bilmeli

Insan içinde bulunduğu çevrenin durum ve koşullarına uygun biçimde davranmasını bilmelidir.

(Atasözü)
Herkesin yorulduğu yere han yapılmaz

Genel kurallar herkesin istek ve gereksinimine göre bozulamaz.

(Atasözü)
Elma da alma da demesini biliriz

şartlara göre uygun davranırız.

(Atasözü)
Herkesin aklı bir olsa koyuna çoban bulunmaz

Herkes aynı şeyi bilse ve yapabilseydi, geri kalan işleri yapacak kimse bulunamazdı.

(Atasözü)
Cömertle nekesin harcı birdir

1) cömertin de cimrinin de sarıldığı kefen aynıdır; 2) cimri, ucuz diye her şeyin kötüsünü alır, bunlar işe yaramadıklarından veya çarçabuk bozulduklarından yenilerini almak zorunda kalır ve birkaç kez para harcar; cömert ise bir kez çok para verip her şeyin iyisini alır. Sonuç olarak cimri de, cömert de aynı parayı harcamış olur.

(Atasözü)
âlemin ağzı torba değil ki büzesin

Başkalarının söyleyeceklerine engel olamazsınız.

(Atasözü)
Elin ağzı torba değil ki büzesin

Başkalarının söyleyeceklerine engel olamazsınız.

(Atasözü)
Herkesin ağzı torba değil ki büzesin

Başkalarının söyleyeceklerine engel olamazsınız.

(Atasözü)
Herkesin arşınına göre bez vermezler

Genel kurallar herkesin istek ve gereksinimine göre bozulamaz.

(Atasözü)
Herkesin bir derdi var, değirmencininki su

Herkesin kendi yaşayışı ile ilgili bir derdi vardır, bir kişinin derdi ötekininkine benzemez.

(Atasözü)
Herkesin hamuru ekmeğine göredir

Bir iş için yapılacak hazırlık, gereksinim ölçüsünde olmalıdır.

(Atasözü)
Hayırlı evlat neylesin malı, hayırsız evlat neylesin malı

çocuk akıllı ise babasından mal kalsın diye beklemez, malı kendisi kazanır; akılsızsa babası ne kadar çok mal bırakırsa bıraksın, değerini bilmez ve onu kısa zamanda bitirir.

(Atasözü)
Oğlum deli malı neylesin, oğlum akıllı malı neylesin

çocuk akıllı ise babasından mal kalsın diye beklemez, malı kendisi kazanır; akılsızsa babası ne kadar çok mal bırakırsa bıraksın, değerini bilmez ve onu kısa zamanda bitirir.

(Atasözü)
Kardeş kardeşin ne öldüğünü ister, ne onduğunu

Kardeş, kardeşe zarar gelmesini istemez ama onun kendisinden üstün durumda olmasını da kıskanır.

(Atasözü)
Ufak at da civcivler yesin

çok yalan söyleyen veya olayları abartan kişilere inandırıcı olmadığını belirtmek için söylenen bir söz.

(Atasözü)
Allah kardeşi kardeş yaratmış, kesesini ayrı yaratmış

Geçim konusunda kimse kimseye yük olmamalıdır.

(Atasözü)
Tatsız aşa su neylesin, akılsız başa söz neylesin

Işe yaramayan nesneyi küçük çabalarla bir şeye benzetmek boş olduğu gibi aptal kişiyi de sözle akıllandırmak imkânsızdır.

(Atasözü)
Deve büyüktür amma beşini bir eşek yeder

Insan görünüşte büyük olmakla akıl büyük olmaz, bir akıllı birçok az akıllıyı arkasından sürükler.

(Atasözü)
Aşını, eşini, işini bil

Sağlık ve mutluluk içinde yaşamak isteyen kişi, yiyeceğine dikkat etmeli, arkadaşını iyi seçmeli ve bir iş sahibi olmalıdır.

(Atasözü)
ölüm bir kara devedir ki herkesin kapısına çöker

Her eve gelin girmeyebilir ama ölüm kesinlikle girer.

(Atasözü)
Borç yiyen kesesinden yer

Borçla alışveriş yapan, aldıklarının parasını hemen ödemese de günün birinde mutlaka ödeyecektir.

(Atasözü)
Sirkesini, sarımsağını sayan paçayı yiyemez

Küçük sakıncalarını düşünerek bir işe girişmeyen kişi, o işin kazançlarından yoksun kalır.

(Atasözü)
On beşinde kız, ya erde gerek ya yerde

Kız on beş yaşına ulaştığında evlendirilmelidir, evlendirilmezse anneyi, babayı güç durumda bırakacak çok üzücü olaylar çıkabileceğinden böyle olacağına kızın ölmesi daha iyidir.

(Atasözü)
Zengin kesesini döver, züğürt dizini

Bir iş yapılacağı zaman zengin “işte para” diye kesesini döver, fakirse yapmak istediği işi parasızlık yüzünden yapamayacağı için dizini döver.

(Atasözü)
Kötü söyleme eşine, ağı katar aşına

Ilişkide bulunduğun kimseleri sözlerinle incitme, kötüleme ki onlar da sana daha büyük kötülük yapmasınlar.

(Atasözü)
Zararın neresinden dönülse kârdır

Sürüp giden zararlı bir işten ne kadar erken vazgeçersek daha sonra uğrayacağımız zararı o kadar azaltmış oluruz.

(Atasözü)
Balın âlâsı (tazesi) oğlun tazesinden

Ana baba için en tatlı şey, çocuklarıdır.

(Atasözü)
Herkesin ettiği yoluna gelir

Bir kimse başkasına ne yaparsa kendisi de aynı şeyle karşılaşır.

(Atasözü)
Ne dilersen eşine o gelir başına

Sen başkaları için iyi şeyler dile ve yap ki başkaları da senin için iyi şeyler dilesin, yapsın.

(Deyim)
Gölgede (gölgesinde) kalmak

Adı sanı pek duyulmamak, ön plana çıkamamak, daha az ünlü olmak: “Önce akranlarının gölgesinde kaldı, sonraları kendinden sonra yetişen şairler gölge ettiler önüne.” -N. Cumalı.

(Deyim)
Gölgesine sığınmak

Birinin emri altına girmek: Yakınları bağışlatınca da ayaklarına kapanarak gölgesine sığınmıştı.

(Deyim)
Gölgesine yatmak

Daha önce elde edilen para, makam, ün vb.ne sığınarak zaman geçirmek veya bundan yararlanmak: “O, büyük aktörlüğün gölgesine yatmış, günlerini stüdyolara telefon etmekle geçiriyor.” -A. İlhan.

(Deyim)
Kendi gölgesinden korkmak

çok korkak olmak, bir sakınca söz konusu olmayan işlere girişmekten bile korkmak.

(Deyim)
çenesini dağıtmak

Iyice dövmek.

(Deyim)
Kendi köşesinde yaşamak

Yalnız başına yaşamak: “Bu şiirlerin okuyucuya tanıttığı kişi, kitapları, üç beş sevdiği dostu ile kendi köşesinde yaşamayı seven bir kimse olarak görünür.” -N. Cumalı.

(Deyim)
Körler mahallesinde ayna satmak

Bir şeyi ona gereksinim duymayacak olan çevreye götürmek.

(Deyim)
Eli cebine (cüzdanına veya kesesine) gitmemek (varmamak)

çok cimri olmak.

(Deyim)
Semeresini vermek

Bir şey istenilen verimi, sonucu vermek: “Nitekim bu hummalı faaliyet,te gecikmedi.” -H. Taner.

(Deyim)
(birinin, bir şeyin) peşinde olmak

O şeyi çok istemek: O şimdi koltuk peşinde.

(Deyim)
(birinin) peşinde dolaşmak (gezmek)

Bir amaçla birisini izlemek: Tarlayı satın almak için peşinde dolaşıyor.

(Deyim)
(birinin) peşinde gitmek

1) bir kimseyi izlemek; 2) düşünce ve görüşlerini benimsemek.

(Deyim)
Külah peşinde olmak

Yalan ve dolanla bir işin başına geçmeye çalışmak.

(Deyim)
Peşinde (peşinden) koşmak

Elde etmek için uğraşmak: “Zaman oldu en renkli, en ahenkli şekillerin peşinde koştum.” -N. Hikmet.

(Deyim)
Peşinden sürüklemek

Birinin veya birçoklarının arkasından gelmesini sağlamak: “Değişen, baş döndürücü bir hızla değişen değişiş iki ayakları topal olanları bile sürükler peşinden.” -N. Hikmet.

(Deyim)
Peşinden yürümek

1) birinin arkasından yürümek, gitmek; 2) mec. bir kimseye her konuda uymak.

(Deyim)
Damdan düşercesine

Birdenbire ve yersiz olarak: “Baba çocuğunun bu cevabına kızdı.” -İ. H. Baltacıoğlu.

(Deyim)
(bir şey, birinin) vazifesinden olmak

Bir şey o kimsenin görevleri arasında olmak.

(Deyim)
(biri) vazifesinden olmak

Görevini yitirmek.

(Deyim)
(birinin) zayiçesine bakmak

Bir inanışa göre, yıldızlara bakarak birinin gelecekteki talihini anlamak.

(Deyim)
Ziftin pekini yesin

Zift yesin.

(Deyim)
(birinin) çenesini açtırmak

Söz fırsatı vermek: “Büyük hanım gece erken yatıp kocasının çenesini açtırmamak için şimdi öğle yemeklerinden sonra biraz kestiriyormuş.” -M. Ş. Esendal.

(Deyim)
(birinin) çenesini bıçak açmamak

Sıkıntı ve üzüntüden konuşamamak: “Hiçbirimizin çenesini bıçak açmıyordu.” -Y. K. Karaosmanoğlu.

(Deyim)
Burnu çenesine değmek

çok yaşlanmak: “Bu kez gelen, burnu çenesine değmiş bir acuzeydi.” -İ. O. Anar.

(Deyim)
çenesine vurmak

Aşırı derecede konuşmak, gevezelik etmek.

(Deyim)
çenesini açmak

1) çok konuşmasına sebep olmak: “Fakat bu inat, Emine'nin çenesini açmış; kızın ne kadar kusuru varsa babasından geldiğini söylerken Tevfik'e ağzını açmış, gözünü yummuştu.” -H. E. Adıvar. 2) çok konuşmak, gevezelik etmek.

(Deyim)
çenesini bağlamak

1) ölen bir kimsenin çenesi altından geçirilen tülbendi başının üstünde düğümlemek; 2) mec. bir kimsenin ölümünü istemek.

(Deyim)
Geceyi (gecesini) gündüze (gündüzüne) katmak

Aralıksız, gece gündüz çalışmak, büyük çaba göstermek: “Başaramayacağı kadar çok işlerin altına girmekten çekinmedi, geceyi gündüze katıp çalışmaya başladı.” -M. Ş. Esendal. “Köycülük kollarında gecemi gündüzüme kattım.” -Y. Z. Ortaç.

(Deyim)
Ensesinde boza pişirmek

1) ısıtmak, kızgın duruma getirmek: “Güneş, bütün gün enselerinde boza pişirmiş, vücutlarının teri mintanlarının üstüne çıkmıştı.” -H. Taner. 2) birini çok üzmek, tedirgin etmek: “İhtiyarlık kepaze şey... Şimdi çocuk evde ensemde boza pişiriyor.” -R. N. Güntekin. 3) birini bir işi yapıp bitirmesi için sürekli sıkıştırmak.

(Deyim)
Maskesini atmak

Amaçlarını gizlemesini bilen kimse, bu tutumunu bırakarak gerçek kişiliğini ve amaçlarını açığa vurmak.

(Deyim)
Maskesini düşürmek (kaldırmak)

Gizli amaçlarını, gerçek kişiliğini ortaya çıkarmak.

(Deyim)
Mülahazat hanesini açık bırakmak

Bir kimse hakkında kesin bir kanıya varamayarak zamanla ortaya çıkacak gelişmeleri beklemek.

(Deyim)
Müslüman mahallesinde salyangoz satmak

Körler mahallesinde ayna satmak.

(Deyim)
Elma da alma da demesini biliriz

“şartlara göre uygun davranırız” anlamında kullanılan bir söz.

(Deyim)
çoban kulübesinde padişah rüyası görmek

Içinde bulunduğu duruma uygun düşmeyen düşler kurmak.

(Deyim)
ölümün soluğunu ensesinde duymak (hissetmek)

Her an öleceğini beklemek, ölüm korkusu ile dolu olmak: “Yüz yaşından daha çok insan ne kadar yaşar ki ölümün soluğunu ensemde duyuyorum.” -Y. Kemal.

(Deyim)
Hatırına bir şey gelmesin

Bir düşüncede, sözde veya davranışta kötü bir amaç güdülmediğini anlatan bir söz.

(Deyim)
Feleğin sillesini yemek (sillesine uğramak)

Büyük bir yıkıma uğramak.

(Deyim)
Fesini havaya atmak

Sevinmek.

(Deyim)
(birinden) öfkesini çıkarmak (almak)

öfkeli kişi haksız yere ilgisiz birine çatmak: “Evde önüne gelenin öfkesini kendisinden çıkarmasına alışıktı.” -N. Cumalı. “Adamı pataklamadan bırakmazdım, pataklamadıkça öfkemi alamazdım.” -R. H. Karay.

(Deyim)
öfkesini kusmak

Kızgınlıkla ağır hakaret etmek.

(Deyim)
öfkesini yenmek

Iradesini kullanarak öfkesini gidermek.

(Deyim)
Ceremesini çekmek

Başkasının yol açtığı zararı ödemek.

(Deyim)
çenesinin bağı çözülmek

Gevezelik etmek, yerli yersiz, sürekli konuşmak: “Çenesinin bağı çözülmüştü, cıvıldıyor, annesinden, babasından söz açıyordu.” -O. Kemal.

(Deyim)
Kesesine güvenmek

Parasına güvenmek.

(Deyim)
Hevesine düşmek

Kuvvetle istemek: “Bir aralık, büyük bir devlet adamı olmak hevesine düştüm.” -M. Ş. Esendal.

(Deyim)
Hevesini almak

Istediği, imrendiği şeyi elde ederek ona doymak: “Oluruna bırak gençtir, derim / Hevesini alsın sokaklardan” -B. Necatigil.

(Deyim)
Hevesini kırmak

1) isteklerini, düşüncelerini engellemek; 2) zevki kaçmak, hevesi kalmamak, şevki kırılmak.

(Deyim)
(birinin) leşini çıkarmak

çok dövmek, adamakıllı dövmek.

(Deyim)
(birinin) leşini sermek

öldürmek: “Evin içini allak bullak edip leşini gözünün önüne sereyim mi?” -S. M. Alus.

(Deyim)
(birinin) ensesine yapışmak

Yakalayıp sıkıştırmak: “Polisler ikametgâhsız diye ensene yapışırlar, seni deliğe tıkarlar.” -Y. K. Beyatlı.

(Deyim)
Iş şirazesinden çıkmak

Düzenini kaybetmek, çığırından çıkmak.

(Deyim)
Sesini kısmak

Sesini alçaltmak.

(Deyim)
(birinin) kellesini uçurmak

Kafasını keserek koparmak.

(Deyim)
Burnunun ucundan ötesini (ilerisini) görmemek

Dar düşünceli olmak.

(Deyim)
(birinin) terbiyesini vermek

Sert sözlerle terbiyesizliğini kendisine anlatmak.

(Deyim)
Terbiyesini bozmak

Terbiyesizlik etmek.

(Deyim)
Neşesini bulmak

Neşeli bir duruma gelmek, neşelenmek.

(Deyim)
Keçesini sudan çıkarmak

Güç olan bir işi, durumu yoluna koyarak rahatlamak.

(Deyim)
(birinin) kellesini vurdurmak

öldürtmek: “Atı kimin evinde, kimin elinde bulursa onun kellesini vurduracakmış.” -Y. Kemal.

(Deyim)
Kellesinden olmak

Can vermek, ölmek: “Kimi kellesinden olur padişah olayım derken, kimi de yaka paça oturtulur tahtına.” -T. Oflazoğlu.

(Deyim)
Kellesini koltuğuna almak

ölümü göze almak: “Kelleyi koltuğun altına almışız, memleketteki pisliği kanımızla temizlemeye karar vermişiz.” -Y. K. Karaosmanoğlu.

(Deyim)
Işkembesini şişirmek

Tkz. oburca yemek.

(Deyim)
(birinin) tepesinde bitmek

1) istenmediği hâlde birinin yanına gelip ayrılmak istememek, türlü isteklerle canını sıkmak, rahatsız etmek; 2) ansızın yanına gelmek.

(Deyim)
Dili ensesinden çekilsin!

Bıktıracak kadar çok konuşan veya kötü sözler söyleyenler için kullanılan bir ilenme sözü.

(Deyim)
Ensesine binmek

Birine bir işi yaptırmak için sürekli baskı altında bulundurmak.

(Deyim)
Ağzıyla içmesini bilmek

Sözünü, sohbetini karşıdaki kişiyi incitmeyecek bir biçimde ayarlamak.

(Deyim)
Tövbesini bozmak

Tövbe ettiği herhangi bir işe, duruma yeniden dönmek.

(Deyim)
Ağzına verilmesini beklemek (istemek)

çalışmayıp işlerinin başkaları tarafından yapılmasını beklemek.

(Deyim)
Sesini yükseltmek

Yüksek, öfkeli bir sesle söylemek: “Çardaktan kocasının sesini yükselterek söylediğini duyan kadın, kahve takımlarını alıp çıktı.” -N. Cumalı.

(Deyim)
Dumanı tepesinden çıkmak

Bir acının ateşiyle yanıp tutuşmak.

(Deyim)
(birinin) künyesini okumak

Ayıplarını yüzüne vurarak bir kimseye sövmek.

(Deyim)
Düşüncesini okumak

Bir kimsenin ne düşündüğünü anlamak.

(Deyim)
Tütünü tepesinden çıkmak

Dumanı tepesinden çıkmak.

(Deyim)
Peşine takılmak

Ardından gitmek: “Üftade Hanım'ın peşine takılmış olan şamatalı, gösterişli ve her yaştan, her cinsten bir kalabalık...” -H. E. Adıvar.

(Deyim)
çenesini kapatmak

Susturmak.

(Deyim)
Nefesini tutup beklemek

Heyecan, merak veya endişeyle sonucu izlemek: “Uzun süren ziyaretin sona ermesini, nefeslerini tutup beklemişlerdi.” -A. Kulin.

(Deyim)
Son nefesini vermek

ölmek: “Adam, iskelenin üstüne yığılmış, son nefesini verirken biçarenin şapkasını aşırmışlar.” -B. R. Eyuboğlu.

(Deyim)
Köşesine çekilmek

Toplumdan kaçıp hiçbir şeyle ilgilenmeyerek tek başına yaşamak.

(Deyim)
Cinleri (cin) tepesine çıkmak (binmek)

çok kızmak: “Gidip oyunu seyretmiş. Seyretmiş ama, bütün cinleri de tepesine çıkmış, ağızlarının payını vermiş.” -N. Meriç. “Biraz fazlaca gülsen, bir parça kısa giysen cin tepesine biniyor.” -O. Kemal.

(Deyim)
Kesesini doldurmak

Fırsatlardan yararlanarak para kazanıp zengin olmak: “Böylece Tecirlilerin yanına varan bir hoca, kesesini pek çok doldururmuş.” -S. Birsel.

(Deyim)
Meşin gibi

1) kararmış ve sertleşmiş (insan derisi); 2) iyi pişirilmeyip çiğ kalmış (et).

(Deyim)
Düşüncesini açmak

Görüşünü bildirmek.

(Deyim)
Işkembesini düşünmek

Tkz. öncelikle karın doyurmayı düşünmek.

(Deyim)
Bana da ... demesinler

Bir işin kesinlikle yapılacağını belirtmek için söylenen bir söz: “Fırat'ın iki yakasını birbirine bağlamazsam bana da vali demesinler.” -A. Kulin.

(Deyim)
(bir şeyin) pençesine düşmek

Yakalanmak: “Karaborsa davalarında ise bunların nüfuzları sıfırdan aşağıdır çünkü bu hususta birçoğu Millî Korunma'nın pençesine düşmeye namzettir.” -H. E. Adıvar.

(Deyim)
Aklının bir köşesine yazmak

Ileride hatırlamak üzere belleğine almak.

(Deyim)
(birinin) tepesine binmek (çıkmak)

Genellikle kendinden daha güçsüz kimseleri ezmek, kötü davranmak: “Böyle kız gibi nazik bir zabiti askerler sayarlar mı? Askerlerimiz tepenize çıkıyordur, nedir?” -R. N. Güntekin.

(Deyim)
(birinin) tepesine dikilmek

Başına dikilmek.

(Deyim)
Tepesinde değirmen çevirmek

Tepesinde havan dövmek.

(Deyim)
Beğenmeyen kızını (küçük kızını) vermesin

Bir durumun beğenilmemesi karşısında, beğenmeyenin umursanmadığını anlatan bir söz.

(Deyim)
Başının çaresine bakmak

Kimseden yardım görmeden kendi işini kendi yapmak.

(Deyim)
(bir şeyin) çaresine bakmak

Gerekeni yapmak, çözüm yolu aramak: “Sıkboğaz etme çocuğum. Bir çaresine bakacağız. Ben annenle konuşurum.” -M. Yesari.

(Deyim)
Peşine düşmek (gitmek)

1) arkasından gitmek, izlemek: “Kaçarsa peşine düşerek ona korkulu dakikalar geçirtiyordu.” -Y. N. Nayır. 2) bir isteğin gerçekleşmesini sağlamaya çalışmak: “Her biri bir yere, ekmek parası peşine gittiler, kendi başlarını da kurtardılar.” -M. Ş. Esendal.

(Deyim)
Peşine takmak

Yanında götürmek: “Valinin yerini öğrendiği gibi savuştu Bayram, İlyas'ı peşine takıp.” -A. Kulin.

(Deyim)
Peşini bırakmamak

Bir kimseyi veya şeyi izlemekten vazgeçmemek: “Başımın belası! Peşimi hiç bırakmaz.” -S. F. Abasıyanık.

(Deyim)
Dalavere çevirmek (dalaveresini döndürmek)

Yalan dolanla gizlice kötü iş görmek: “Beyefendi dalaveresini döndüreceği yerleri adamlarından hiç kimseye söylemedi.” -Ö. Seyfettin.

(Deyim)
Himayesine almak

Koruyucusu olmak, korumak.

(Deyim)
Tezkiyesini düzeltmek

Ahlakça kötü tanınmışken durumunu düzeltmek.

(Deyim)
(birinin) ateşine yanmak

Bir kimse yüzünden zarara uğramak.

(Deyim)
Sayesinde sayeban olmak

Istenilen bir şeyi başkasının aracılığıyla elde etmek: “Sayende sayeban olduk İstanbul şehri / Sayende sebil olduk, aç kaldık, sefil olduk” -A. İlhan.

(Deyim)
Tepesinde havan dövmek

üst katta oturan biri, gürültü yaparak alt kattakini rahatsız etmek.

(Deyim)
Sesini çıkarmamak

Bir şey üzerindeki düşüncesini söylememek: “Sesini çıkarmadı. Mütevekkil bir hâli vardı.” -N. F. Kısakürek.

(Deyim)
Sesini kesmek

Söylemekteyken susmak.

(Deyim)
Tepesinden kaynar sular dökülmek

Başından aşağı kaynar sular dökülmek: “Nazmiye'nin tepesinden sanki kaynar sular döküldü, yooo ... dedi.” -O. Kemal.

(Deyim)
(birini) kesintiye almak

Biriyle sezdirmeden alay etmek.

(Deyim)
Kesintiye uğramak

Bir süre için durmak.

(Deyim)
(bir şeyin) muhasebesini yapmak

Bir şeyin olumlu veya olumsuz yönlerini gözden geçirerek bir yargıya varmak.

(Deyim)
Güneşin alnında (altında)

Güneşin yakıcı ışınları altında.

(Deyim)
Tepesinin tası atmak

Birdenbire çok sinirlenmek.

(Deyim)
Toprağına ağır gelmesin

Bir ölünün aleyhinde konuşulduğunda kullanılan bir söz.

(Deyim)
(birini) gözüm görmesin

“bana görünmesin, yüzünü görmek istemem” anlamında kullanılan bir söz.

(Deyim)
Ateşini almak

1) yüksek vücut ısısını düşürmek: Alnına sirkeli bez koyun, ateşini alır. 2) derece ile ateşi ölçmek; 3) mec. acıyı, yanmayı azaltmak.

(Deyim)
Uhdesinden gelmek

Becermek, başarmak: “Bu işi tek bir kişiye verseniz yine uhdesinden gelir çünkü yapacağı bellidir.” -Y. K. Beyatlı.

(Deyim)
Uhdesine almak

Bir işi üstüne almak, yapacağına söz vermek, sorumluluğu altına almak: “Kulübün masrafını Türk azalar uhdelerine almışlardır.” -Ö. Seyfettin.

(Deyim)
Kertesine gelmek

Tam yerini ve zamanını bulmak.

(Deyim)
Kertesine getirmek

Tam sırasını, en uygun zamanını seçmek.

(Deyim)
Tezkeresini eline vermek

Işine son vermek, kovmak.

(Deyim)
Bekle yârin köşesini!

Yakında gerçekleşeceği beklenmeyen umutlar için söylenen bir söz.

(Deyim)
Peresesine getirmek

Tam sırasını, uygun zamanını bulmak, biçimine getirmek.

(Deyim)
Elleri (ellerin) dert görmesin

“ellerine sağlık” anlamında kullanılan bir iyi dilek sözü: “Havluyu geri aldığı zaman, oh rahatladım, ellerin dert görmesin, dediği duyulurdu.” -N. Cumalı.

Esin Kelimesinin İşaret Dilindeki Gösterimi

4 Harf
  • E
  • S
  • I
  • N

Esin İle İlgili Kelimeler ve Anlamları

102 Kelime
(tar.)
Tam besin çözeltisi

Topraksız tarım yönteminde , bitkinin topraktan gereksinim duyduğu tüm besin elementlerini uygun oran ve miktarlarda içeren besin çözeltisi.

(tar.)
Bitki besin elementleri

Organik maddelerde ve bitkilerin yapılarında yüksek oranda bulunan,  güneş ya da yapay ışık enerjisi ile gerçekleşen fotosentez sonucu, ışığın enerjisinin kimyasal gıda enerjisi şeklinde depo edildiği, bitkiler tarafından mikro, oligo veya iz düzeylerinden makro veya esas düzeylere kadar depo edilen, bitkilerin büyüme ve gelişme için mutlaka gerekli olan, yetiştirme ortamında bulunmadığı koşullarda ise büyüme ve gelişmesini sınırlayan, karbon, oksijen, hidrojen, azot, fosfor, potasyum, kalsiyum, magnezyum ve kükürtten oluşan kimyasal elementler; eşanlam: mutlak gerekli elementler.

(biyom.)
Makrobesin

Büyüme ortamlarında genellikle bitkiler tarafından yüksek miktarlarda karbonhidrat, yağ, protein gibi temel bileşenleri oluşturmak için kullanılan,  karbon, hidrojen, oksijen, azot, fosfor, kükürt, potasyum, kalsiyum, magnezyum gibi temel elementler; eşanlam: ana elementler, makroelementler.

(tar.)
Besin anatagonizması

Yetiştirme ortamında iki değişik bitki besin elementinin birlikte bulunmasının ürün miktarını olumsuz etkilediği durum.

(tar.)
Besin sinerjisi

Yetiştirme ortamında iki değişik bitki besin elementinin birlikte bulunmasının hasat edilen ürün miktarını olumlu etkilediği durum.

(biyom.)
Mikrobesin

Canlıların fizyolojik fonksiyonlarında, enzim bileşeni ya da kofaktör olarak işlev gören, genellikle düşük derişimlerde kullanılan demir, mangan, çinko gibi ya da daha az miktarlarda alüminyum, bakır, molibden, selenyum gibi elementler.

(tar.)
Tümleşik bitki besin yönetimi

Topraktan arzu edilen bitkisel üretim kapasitesinin sağlanması ve gelecek nesiller için toprak verimliliğinin korunabilmesi amacıyla, kimyasal ve organik kaynaklı bitki besin elementlerinin birlikte kullanılarak tarımsal ekosistemi ve doğal ekosistemi korumayı hedefleyen, ’li yılların üretim alanına özel bitki besleme yaklaşımı.

(tar.)
Besin maddesi oranı

Herhangi bir yem veya rasyonun içerdiği enerjinin proteinine oranı.

(tar.)
Besin madde yıkım düzeyi

Gevişgetirenlerde, genelde tüketilen besin madde miktarının yüzdesi olarak ele alınan, tüketilen yemlerin içerdiği besin maddelerinin işkembe ya da ön midede bakteriyel olarak çoğu zaman yapıtaşlarına kadar parçalanma düzeyi, besin madde parçalanma oranı.

(meteo.)
Atmosferden hava kütlesine katılma

Mevcut bir hava akımına ya da bulutun içine çevresel havanın karışması.

(denz.)
Su kütlesinin dibe çöküşü

Okyanuslarda, daha tuzlu ve/ya da soğuk, dolayısıyla yoğun suların dibe inerek daha az tuzlu ve/ya da sıcak suların altına geçmesi.

Yukarı Çık