Has nedir, ne demek kelimesine ait sonuçlar görüntüleniyor..

Has Kelimesi TDK Sözlük Anlamı

5
1)
Has

Hükümdara özgü olan "Has ahır. Has bahçe."

2)
Has

İyi nitelikleri kendinde toplamış olan (kimse)

3)
Has

Katışıksız, en iyi cinsten, saf "Has gümüş."

4)
Has (sıfat)

Özgü "Her medeniyet kendine has değerleri gerçekleştirerek insanlığın ortak hazinesini zenginleştirir." - C. Meriç

5)
Has (isim,)

tarih Başmaklık

Has Kelimesi Diğer Sözlüklerde Ne Anlama Geliyor?

11
1)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

Ar. hâss: has; iyi; lezzetli; un ve ekmek için birinci kalite; ekstra; en iyi; en güzel.
has eyhmeyh: francala
has giz: güzel ve ahlaklı kız
ey has (da): pekâlâ,

2)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

Boş yer.

3)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

Duvar.

4)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

Has, marul

5)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

İpekli.

6)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

İyi, güzel

7)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

Marul.

8)

BSTS / İktisat Terimleri Sözlüğü

Osmanlı İmparatorluğu toprak düzeninde yıllık geliri yüz bin akçeden çok olan topraklar ve bu topraklardan alınan vergi. krş. tımar, has

9)

Şehir, İlçe veya Semt İsmi

Osmanlı İmparatorluğu toprak düzeninde yıllık geliri yüz bin akçeden çok olan topraklardan alınan vergi.

10)

BSTS / Zanaat Terimleri Sözlüğü

Pideye benzeyen tandır ekmeği. (Deliilyas *Şarkışla -Sivas)

11)

BSTS / Tarih Terimleri Sözlüğü

Yıllık geliri


.


akçeyi aşan dirlik.

Has Kelimesinin Braille Alfabesinde Gösterimi

3 Harf
  • H
  • A
  • S

Has Kelimesinin Cümle İçinde Kullanımı

3 Cümle
(Atasözü)
Hasta olmayan, sağlığın kadrini bilmez

Insanlar sağlığın değerini ancak hastalıkta acı çekip iyileştikten sonra anlarlar.

(Atasözü)
Hastalık sağlık bizim için

Insan sağ, esen olabildiği gibi hasta da olabilir.

(Atasözü)
Hastaya döşek sorulmaz

Bir kişiye, onsuz yapamayacağı belli olan bir şeyin gerekli olup olmadığı sorulmaz.

(Atasözü)
ırz insanın kanı pahasıdır

Insan ırzını, namusunu korumak için canını feda eder.

(Atasözü)
Eşkıyanın (ihtiyarın, fukaranın) düşkünü, beyaz (hasa) giyer kış günü

Daha önce iyi bir durumda olan kişi bu konumunu kaybettiğinde uygun olmayan, yersiz davranışlarda bulunur.

(Atasözü)
Yatan (hasta yatan) ölmez, eceli yeten ölür

Hasta olan eceli gelmemişse ölmez; sapasağlam biri de eceli gelmişse sağlıklıyken ölüverir.

(Atasözü)
Ek tohumun hasını, çekme yiyecek yasını

Bir girişimden iyi sonuç almak isteyen, o işin temelini sağlam kurmalıdır.

(Atasözü)
Merhametten maraz doğar (hasıl olur)

Kimi kişiler, kendilerine acıyıp iyilik edenlerin başını derde sokarlar veya bu iyiliği kötüye kullanırlar.

(Atasözü)
Hastaya bakmaktan hasta olması yeğdir

Ağır bir hastaya bakmak o denli güçtür ki, kimi zaman hasta olmak bundan daha kolay görünür.

(Atasözü)
Beylik fırın has çıkarır

Devlet görevlisi olmak insana birçok kazanç sağlar.

(Atasözü)
Hastalık kantarla girer, miskalle çıkar

Hastalık birden ve çok zorlu gelir ama yavaş yavaş iyileşir.

(Atasözü)
Hasta ol benim için, öleyim senin için

Kişi kendisi için bir fedakârlıkta bulunan kimseye karşı sırası geldiğinde daha büyük fedakârlıkta bulunur.

(Atasözü)
Iyi olacak hastanın, doktor ayağına gelir

Tanrı kötü bir durumun iyiliğe dönmesini dilemişse bunu yapacak kimse işin üstüne gelir.

(Atasözü)
ölümü gören hastalığa razı olur

Küçük bir zarara uğramayı kabul etmezse çok büyük bir zarara uğrayacağını anlayan kimse, bu küçük zarara katlanır.

(Deyim)
(bir şeye) hasret bırakmak

Gerektiği anda bir şeyin yokluğunu hissettirmek: “Kış günü, çoluğu çocuğu battaniyeye hasret bırakıp hepsini topladım, balkonda yattım.” -M. İzgü.

(Deyim)
(bir şeyin) yüzüne hasret kalmak

O şeyden yoksun kalmak, hasret kalmak: “Burada yağdan yumurtadan geçtik, ekmek yüzüne hasret kaldık.” -M. Ş. Esendal.

(Deyim)
(birinin veya bir şeyin) hasretini çekmek

1) çok özlemek: “Ben dört sene onun hasretini çektim.” -A. Gündüz. 2) mec. gereksinim duyduğu şeyi elde edememenin üzüntüsü içinde bulunmak: Dünya, barışın hasretini çekiyor.

(Deyim)
Hasret çekmek

özlem duymak: “Geçmiş günlere hasret çekmiyorum. Çocukluğumu göresim gelmedi.” -N. Hikmet.

(Deyim)
Hasret gidermek

özleme son vermek, kavuşmak: “Sonra ver elini ana baba ocağı. Hem hasret giderecektim hem de ruhumla dinlenecektim.” -C. Uçuk.

(Deyim)
Hasret gitmek

özlemini çektiği, sevdiği bir yere veya kimseye kavuşamadan ölmek.

(Deyim)
Hasret kalmak

özlemek.

(Deyim)
Hastaneye kaldırmak (yatırmak)

Tedavi amacıyla hastaneye götürmek.

(Deyim)
Hastalık almak (kapmak, hastalığa tutulmak)

Bulaşıcı bir hastalığa yakalanmak.

(Deyim)
(herhangi bir şey) pahasına

Karşılığında, uğruna, ... için: Treni kaçırmak pahasına onu bekledim.

(Deyim)
Babalık fırın has işler

Babasının parası ile geçinenlere sitem olarak kullanılan bir söz.

(Deyim)
Haşa huzurdan (huzurunuzdan)

Uygunsuz bir şey söylemek zorunda kalındığında bağışlanma dileği anlatan bir söz: Haşa huzurdan, o hayvan gibi davrandı.

(Deyim)
Her ne pahasına olursa olsun

Ne pahasına olursa olsun.

(Deyim)
Ne pahasına olursa olsun

1) “ne büyük özveri isterse istesin” anlamında kullanılan bir söz; 2) “her türlü sıkıntı ve tehlikeyi göze alarak” anlamında kullanılan bir söz: “Emin olduğu tek şey, gerçekten, artık bir daha geri dönmeyeceğiydi.” -M. Mungan.

(Deyim)
Hasıraltı etmek

Bir işi isteyerek, bilerek ve haksız olarak yürütmemek, örtbas etmek.

(Deyim)
Kuru hasır (kilim) üstünde kalmak

Aç, parasız, evsiz kalmak.

(Deyim)
Yağma Hasan’ın böreği

“hakkı olan veya olmayan herkesin yararlandığı kaynak” anlamında kullanılan bir söz.

(Deyim)
Haşadı çıkmak

1) bozulmak, işe yaramaz duruma gelmek; 2) çok yorulmak, bitkinleşmek.

(Deyim)
Hasbi geçmek

Bir şeye önem vermemek, ilgi göstermemek, kısa kesmek: “Aslına bakarsanız karı bana yıllar yılı güler, işaret ederdi de arkadaş karısı diye hasbi geçerdim.” -O. Kemal.

(Deyim)
Dahası var

Bir konuda bilinmesi gereken başka şeyler de olduğunu anlatmak için kullanılan bir söz: “Dahası var fakat dahasını siz merak edip arayın, bulun.” -B. R. Eyuboğlu.

(Deyim)
Hasara uğramak

Zarar görmek, yıkılmak, harap olmak: “Bir lokomotifle iki vagon hasara uğramışlar.” -A. İlhan.

(Deyim)
(bir şeyin) hastası olmak

Bir şeye çok düşkün olmak.

(Deyim)
Hasta düşmek

Hastalanmak.

(Deyim)
Hasta etmek

1) hasta olmasına yol açmak; 2) mec. bezdirmek, bıktırmak, usandırmak.

(Deyim)
(bir şeyin) muhasebesini yapmak

Bir şeyin olumlu veya olumsuz yönlerini gözden geçirerek bir yargıya varmak.

(Deyim)
Maksat hasıl olmak

Amaca ulaşılmak, amaç gerçekleşmek: “İmzanın arkasına saklanan adam dost, düşman her kim olursa olsun maksat hasıl olmuştu.” -H. R. Gürpınar.

(Deyim)
Hastanelik etmek

Birini aşırı derecede dövmek.

(Deyim)
Hastanelik olmak

1) hastanede tedavi görmeyi gerektirecek kadar hastalanmak: “Şu son turnuvada dört futbolcu hastanelik olmuş.” -H. Taner. 2) çok dayak yemek: Çıkan kavgada beş kişi hastanelik oldu.

(Deyim)
Muhasara altına almak

Kuşatılmak: “Avluda neden bir köşede muhasara altına alındığımı o vakit anlamıştım.” -Y. K. Karaosmanoğlu.

Has Kelimesinin İşaret Dilindeki Gösterimi

3 Harf
  • H
  • A
  • S

Has Kelimesi İle Türetilen Diğer Kelimeler

197 Kelime

Has İle İlgili Kelimeler ve Anlamları

231 Kelime
(bkz.)
Oyun safhası

çocg. oyun evresi

(huk.)
Iş kazası ve meslek hastalığı sigortası

Sigortalının iş kazası ya da meslek hastalığına yakalanması durumunda, kendisine sağlık ve para yardımı sağlayan sigorta.

()
Hastane okulu

çocg. Hastanede uzun süreli yatan okul çağı çocuklarının eğitim ve öğretimlerini sürdürdükleri okul.

()
Hasretl

Hasreti olan, hasret alâmeti taşıyan: Çok husûsî aydınlıkları ve geçmiş zamâna âit bütün duygularda olduğu gibi çok hasretli lezzetleri vardır . Bu ses, bu kırık ve hasretli nağme .

(geçişli)
Hasretmek – hasreylemek

Ayırmak, ona tahsis etmek: Hurşîd-i nevbahar feyzini zemîne hasretmez . Hayâtını evine, zevcine hasretmişti . Sizi tamâmıyle kendime hasretmem fazla hodkâmlık olur .

(i.)
Hasret

Ayrı kalınan veya elden kaçırılan bir şeye karşı duyulan istek, tekrar görme ve kavuşma arzusu, özleyiş, özlem, iştiyak: Cennet değil mi yâr ile sohbet dedikleri / Dûzah değil mi âteş-i hasret dedikleri . Bugün yine içimi derin bir İstanbul hasreti kavuruyor . Balkan şehirlerinde geçerken çocukluğum / Her lahza bir alev gibi hasretti duyduğum . halk ağzı. Özlenen şey veya kimse: Hasret olan hasretine kavuşur . ѻ Hasret çekmek: İçi, özlediği şey veya kimseye kavuşma arzusu ile dolu olmak, kavuşamamanın üzüntüsünü yaşamak: Birbirimize yakın, birbirimize hasret çekerek yaşıyorduk . Yaylada bir yaprağa hasret çeken çobanlar… . Sen bahtsızdın… Fakat senin acını gören, sana hasret çekerek yabancıların himâyesinde bir evlât büyüten annem kadar değil . Hasret gitmek: Hasretini çektiği, görmek istediği bir şey veya kimseye kavuşamadan ölmek: Anasına hasret giden oğul gibiyim . Hasret kalmak: Özlediğine kavuşamamış olmak: Suya hasret kalan gül bu haberle solacak . Çok özlemek: Belki de rüzgârda namaz bezidir / Yüzüne hasret kaldığım anacığımın . Hasretini çekmek: Kavuşamamanın üzüntüsünü yaşamak: Hasretini çektiğim babam . Her mısrâda insanlık gemisinin uzun zamandır hasretini çektiği kıyılara yaklaştığını sezersiniz . ● Hasret-engiz birl. sıf. Hasret uyandıran: Nidâ-yı hasret-engîzi eder vicdanları pür-cûş . ● Hasret-güdaz birl. sıf. Hasretle yanan. ● Hasret-keş Bk. HASRETKEŞ ● Hasret-nâme birl. i. Hasreti dile getiren mektup. ● Hasret-zede birl. sıf. Hasrete uğramış.

(sıf.)
Hasretke

Hasret çeken, özleyen : Cibrîl bile felekte hasretkeştir / Kim hizmet-i uşşâka ede kendin esîr . Yâhut o servilerin altında gunûde bir hasretkeşi mi vardı? . Hasretkeş-i muhabbet idim ben bu hâkte .

()
Hassas su alanı

çevr. Ötrofik olduğu belirlenen veya gerekli tedbirler alınmazsa yakın gelecekte ötrofik hale gelebilecek tatlı su kaynağı, haliç ve kıyı suyu.

(tar.)
Vasküler solgunluk hastalığı

Bitkilerde normal su ve mineral madde alımını bozan, daimi pörsümeye yol açan, bazen sararma ile beraber görülen bir bitki iletim demeti hastalığı.

(eko.)
Devlet muhasebesi

Kamu gelir ve giderlerinin hesabını tutmak için yapılan işlemlerin tümünü kapsayan muhasebe.

(huk.)
Meslek hastalığı

Bir işyerinde bulunan işçinin, çalıştırıldığı işin niteliğine göre yinelenen bir nedenle ya da işin yürütüm koşulları yüzünden uğradığı geçici ya da sürekli hastalık, sakatlık ya da ruhsal bozukluk.

Yukarı Çık