Kalb nedir, ne demek kelimesine ait sonuçlar görüntüleniyor..

Kalb Nedir ve Ne Demek?

1
1)
Kalb ()

Bk. KALP

Kalb Kelimesi Diğer Sözlüklerde Ne Anlama Geliyor?

2
1)

Orta Öğretim Terimleri Kılavuzu

k. yürek

2)

yürek

k. yürek.

Kalb Kelimesinin Diğer Dillerdeki Anlamı

9 Dil
  • İNGİLİZCE (USA) Kalb “ What is a heart ”
  • ALMANCA Kalb “ Was ist ein Herz ”
  • İSPANYOLCA Kalb “ ¿Qué es un corazón ”
  • ÇİNCE 卡尔布 “ 什么是心脏 ”
  • FRANSIZCA Kalb “ Qu'est ce qu'un cœur ”
  • Arapça Kalb “ ما هو القلب ”
  • İTALYANCA Kalb “ Che cosa è un cuore ”
  • JAPONCA Kalb “ うに心が ”
  • PORTEKİZCE Kalb “ O que é um coração ”

Kalb Kelimesinin Braille Alfabesinde Gösterimi

4 Harf
  • K
  • A
  • L
  • B

Kalb Kelimesinin Cümle İçinde Kullanımı

3 Cümle
(Atasözü)
Erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer

Kendini bir erkeğe beğendirmek isteyen kadın, ona güzel yemekler hazırlamalıdır.

(Atasözü)
Kalbin yolu mideden geçer

Bir kimsenin sevgisi kazanılmak istendiğinde ona güzel yiyecekler ikram edilmelidir.

(Atasözü)
Kalbi yıkmak kolay, yapmak zordur

Insanları kırmak ve üzmek, mutlu etmekten daha kolaydır.

(Deyim)
Kalbi dolu olmak

Sevgilisi olmak.

(Deyim)
(birinin) düğününde kalburla (elekle) su taşımak

Bir yardımına karşılık olarak bekâr bir kimseye çok büyük bir yardımda bulunma sözü vermek.

(Deyim)
Kalbi ferahlamak

Yüreği ferahlamak.

(Deyim)
Kalbi yerinden oynamak (fırlamak)

Yüreği yerinden oynamak: “En hafif bir hareketi kalbimizi yerinden oynatmaya yeterdi.” -A. Ş. Hisar.

(Deyim)
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde

“çok zaman önce” anlamında bir tekerleme.

(Deyim)
Kalbur gibi

Delikleri olan, delik deşik.

(Deyim)
Kalbura çevirmek

Delik deşik etmek.

(Deyim)
Kalbura dönmek

Delik deşik olmak.

(Deyim)
Kalburdan geçirmek

Kalbur yardımıyla ayırmak, elemek.

(Deyim)
Kalburla su taşımak

Verimsiz, sonuçsuz bir işle uğraşmak.

(Deyim)
Kalburüstü kalmak

Kalburüstüne gelmek.

(Deyim)
Kalburüstüne gelmek

Benzerleri arasında sivrilmiş olmak, seçkin duruma gelmek: “Merkez azaları, âyandan birkaç kişi, mebusların hatırlıları ile ateşlilerden kalburüstüne gelenleri oradaydı.” -M. Ş. Esendal.

(Deyim)
Kalbi yırtılmak

Acı duymak: “Koca Ali susar, kalbinin yırtıldığını, kilitlenen çenelerinin çatırdadığını, şakaklarının attığını duyardı.” -Ö. Seyfettin.

(Deyim)
Kalbi sıkışmak

Kalp atışları düzensiz olmak, sıkıntı duymak; 2) mec. bir meseleden dolayı aşırı üzülmek.

(Deyim)
Kalbe (kalbine) doğmak

Içine doğmak.

(Deyim)
(birinin) kalbini doldurmak

Yüreğini sevgiyle ısıtmak.

(Deyim)
Kalbe dokunmak

Acı veya üzüntü vermek.

(Deyim)
Kalbe işlemek

Derin üzüntü uyandırmak.

(Deyim)
Kalbi ağzına gelmek

Yüreği ağzına gelmek: “Kendisi de her fırsat düştükçe bunlarla yan yana harp ettiğini söylerken âdeta kalbi ağzına gelmiş gibi olurdu.” -Y. K. Karaosmanoğlu.

(Deyim)
Kalbi boş olmak

Sevgilisi bulunmamak.

(Deyim)
Kalbi çarpmak

1) kalbi çok vurmak; 2) çok heyecanlanmak; 3) yüreği çarpmak.

(Deyim)
Kalbi dayanmamak

1) aşırı heyecan, üzüntü, yorgunluk veya herhangi bir hastalık yüzünden kalbi durmak, ölmek; 2) yüreği dayanmamak.

(Deyim)
Kalbi kararmak

1) inancını kaybetmek; 2) yüreği kararmak.

(Deyim)
Kalbi parçalanmak

Yüreği parçalanmak.

(Deyim)
Kalbi sızlamak

Yüreği sızlamak: “Sekiz sene evvel İstanbul'dan kalbim sızlayarak çıktım.” -S. F. Abasıyanık.

(Deyim)
Kalbine saplanmak

Yüreğine saplanmak.

(Deyim)
Kalbini burmak

üzmek, sıkıntı vermek: “Hikâyenin burası kalbimi burdu.” -H. E. Adıvar.

(Deyim)
Kalp (kalbini) kazanmak (fethetmek)

Ince bir davranış veya güzel bir sözle birinin sevgisini kazanmak, ilgisini çekmek: “Hele düzmece şehzadenin kadife pantolonuyla sivri güzel çehresi derhâl kadının kalbini kazandı.” -R. N. Güntekin.

(Deyim)
Kalbini eritmek

Acımasını sağlamak, yumuşatmak: “Edebiyat hocamız Ali Bey'in kalbini eritecek bir konu seçmeli, acıklı bir tarzda yazmalı.” -H. E. Adıvar.

(Deyim)
Kalbine girmek

Sevgisini kazanmak.

(Deyim)
Kalbine göre

Gönlüne göre: Allah verdi.

(Deyim)
Kalbini açmak

Yüreğini açmak: “Bir gün kalbini İclâl'e açtı.” -Ö. Seyfettin.

(Deyim)
Kalbini çalmak

Sevgisini kazanmak, kendine âşık etmek.

(Deyim)
Kalbini okumak

Birinin duygu ve düşüncelerini, niyetini anlamak.

(Deyim)
Kalp (kalbini) kırmak

Gönül kırmak: “Hak yemek, kanuna aykırı bir şey yapmak, kalp kırmak korkusuyla bir türlü iş göremezdi.” -H. E. Adıvar. “Okuyucularımın hakkını yiyor hem de öteki genç okuyucularımın kalbini kırıyorum.” -O. V. Kanık.

Kalb Kelimesinin İşaret Dilindeki Gösterimi

4 Harf
  • K
  • A
  • L
  • B

Kalb İle İlgili Kelimeler ve Anlamları

15 Kelime
(göst.)
Bakkalbazi

İran'da ilkel bir güldürü türü.

()
Fevkalbeşer

[ l ince] sıf. İnsan üstü: “Fevkalbeşer bir kuvvet.” Fakat ben, müfekkiremin şe’niyetlere karşı bu hürriyetini kazanacak kadar fevkalbeşer bir realizme yükselmiş olabilir miydim? . i. Üstün insan: Nietzsche’nin fevkalbeşerleri onlara can verdi, onun için yaşıyorlar. Türk unsurunda da bir fevkalbeşer doğacağı gün bu şehirlere ruh verecek .

(i.)
Kalburabasti

Hamur bezelerinin kalburda yassılaştırılıp şekil verildikten sonra içine ceviz konarak fırınlanması ve üzerine şeker şerbeti dökülmesiyle yapılan bir tatlı türü, hurma tatlısı.

()
Kalburcu

Kalbur yapan, kalbur satan kimse. İşi bir şeyi kalburdan geçirmek, kalburla elemek olan kimse.

(f.)
Kalburlamak

Kalburdan geçirmek, kalbura koyup sallayarak içindeki yabancı maddeleri veya iri tâneleri ayırmak.

()
Kalbursu

Kalbura benzer, gırbâlî.

()
Kalbur

[ ġirbāl , göçüşme ile ġilbār > kılbar > kalbur ] İri tâneli maddeleri elemeye yarayan, tahta bir çembere gerilmiş delikli deri veya kafes kafes telden ibâret âlet: “Buğdayı, kumu kalbura koyup elemek.” Sanki kalbur içinde patlatılmış mısır buğdayları gibi . ѻ Kalbur gibi: Delik deşik. Kalbur üstü: mec. Seçkin, seçilmiş, benzerleri arasında üstün: Dârülbedâyi’in ilk piyesleri, modern garp tiyatrosunun ustalıkla adapte edilmiş ve kuvvetli bir telif çeşnisi almış en kalbur üstü piyesleri idiler . Kalbur üstüne gelmek: mec. Üstün ve seçilmiş olmak: Ben de bu mahallenin kalbur üstüne gelenlerinden değil miyim? . İstanbul’un kalbur üstüne gelen ne kadar hovardası varsa hepsi orada . Kalbura çevirmek: Delik deşik etmek, perîşan etmek: Bilhassa Hüseyin Câhit’in âteşin kalemi onu dele deşe kalbura çevirmişti . Kalbura dönmek: Delik deşik olmak. İncelmek, seyrekleşmek. Kalburdan geçirmek: Elemek. Kalburla su taşımak: mec. Olmayacak bir işle boşu boşuna uğraşmak.

(i.)
Kalbur kemiği

Kafatasının altön bölümünü meydana getiren, burnun arkasındaki delikli, kalburumsu kemik.

(tar.)
Böcek kalbi

Böcek dolaşım sisteminde, ostiyumlardan giren kanı peristaltik hareketlerle, vücudun arkasından önüne doğru taşınımını sağlayan, abdomenin dorsal kısmında yer alan tüp.

()
Kalben

[ l ince] zf. Yürekten, cânugönülden, samîmî olarak: Bu halâstan sonra Nihat’ın sıdk-ı hulûsunu herkesle berâber Talat Hanım da kalben tasdik etti . Kendi kendine, içinden: “Bir şey söylemese de kalben şüphe ettiği belli idi.” Etse kalben şu şi’rimi tekrar .

()
Kalbetmek – kalbeylemek

[ l ince] birl. geçişli f. Değiştirmek, çevirmek, dönüştürmek: Arada bir vücûdunun hareketleriyle bu istihzâmı arzuya kalbediyor .

Yukarı Çık
x