Kapı nedir, ne demek kelimesine ait sonuçlar görüntüleniyor..

Kapı Nedir ve Ne Demek?

35
1)
Kapı (i. )

: Ağbâni sarıklı ve poturlu bekçi elinde muşamba fener kapıya dikildi (Rûşen E. Ünaydın). Kapıyı açmak: Bir işe başlayıp başkalarının da o yola girmesini sağlamak, onlara örnek olmak. Kapıyı büyük açmak: İşi büyük ölçüde tutup çok masraf etmek. Kapıyı sırretmek: Kapıyı kapamak [Bilhassa tekkelerde kullanılırdı]. Kapıyı yüzüne (suratına) çarpmak (çevirmek, kapamak): Kabul etmemek, kovmak: Ayşe Hanım bir hafta evvelsi gelip de bir tek zeytin tânesi isteseydi kapıyı suratına kapar, bir temiz de paylardın (Mahmut Yesâri). Neredeyse kapıyı yüzlerine çarpacaktı (Mustafa N. Sepetçioğlu).

2)
Kapı (i. )

. Kapı altı: târih. Osmanlı devrinde hükûmet dâirelerinde bulunan zâbıta dâiresi ve nezârethâne. Kapı baca açık: Rahatça girilebilecek durumda, muhâfazasız (yer). Kapı baca kapalı: Binânın her yeri, bütün giriş yerleri kapalı: “Evde yoklar gāliba, kapı baca kapalı.” Kapı çuhadarı:

3)
Kapı (i. )

(Bir iş yeri) Faâliyetini durdurmak. (Birinin) Kapısına sığınmak: (Bir kimseye) İlticâ etmek. Kapısını aşındırmak: (Birinin) Yanına veya evine çok sık gitmek, eşiğini aşındırmak: Borçlunun kapısını aşındırmış bir alacaklı var (Burhan Felek). Hatta tek imzâ için günlerdir vilâyetin kapısını aşındıranları husûsî kalem müdürü türlü masallarla oyalamaya çalışmaktadır (Sâmiha Ayverdi). (Birinin) Kapısını çalmak: (Birine) Baş vurmak, mürâcaat etmek: Askeri doyurmak, memurlara üç ayda bir maaş verebilmek için ecnebi şirketlerinin, bankaların kapılarını çalarlar (Hâlit Z. Uşaklıgil). Böyle zamanda kimin kapısını çalıp evlenecek kızınız var mı diye soruyorlar? (Reşat N. Güntekin). Kapısını kimse çalmamak – Kapısını çalanı olmamak: Hiç kimse hatırını sormamak: Birkaç ay Bağlarbaşı’ndaki evin kapılarını çalan olmadı (Reşat N. Güntekin). (Birine) Kapısını kapamak: (Bir kimseyi) Evine kabul etmemek. Kapısının köpeği olmak: Birine cân ü gönülden bağlı ve her türlü hizmetine hazır olmak. Kapıya çıkma: târih. Sarayda görevli olanların dış hizmete verilmeleri, acemi oğlanların yeniçeri ocağına veya diğer askerî hizmetlere geçirilmeleri hakkında kullanılan tâbir. Bk. ÇIKMA. Kapıya dayanmak:

4)
Kapı (i. )

(Sayı sıfatları ile) … eve ziyârete gitmiş olmak: “Akşama kadar beş kapı yaptım.” Kapı yoldaşı: Aynı kimseye veya aynı yere hizmet edenlerden her biri: O gün hem unuttuğu birkaç parça eşyâyı almaya hem de eski kapı yoldaşlarını yoklamaya gelmişti (Reşat N. Güntekin). Kendi gibi bir harem ağası olan Beşir’e dahi açmadığı, hiçbir kapı yoldaşıyle paylaşamadığı bir derdi olmalıydı (Sâmiha Ayverdi). (…) Kapıda: … Gelmek üzere: “Kış kapıda.” “Zamlar kapıda.” Kapıda kalmak: Gittiği yerde kimseyi bulamamak, içeri girememek. Kapıdan kovsan (kovulsa) bacadan girer: Çok yüzsüzdür, kovsan bile tekrar gelir. Kapıdan çevirmek: İçeri almamak, kabul etmemek: Fakat görücüleri de kapıdan çevirmeyi doğru bulmuyordu (Hâlide E. Adıvar). Kapılarını (Kapısını) açmak:

5)
Kapı (i. )

(Tavlada) Kapı almak.

6)
Kapı (i. )

Asıl söyleyeceği şeyi söylemeden önce karşısındakini hazırlayacak sözlerle giriş yapmak: Havsalası en geniş erkek bile gizli tertiplere gelemez. Annen de böyleydi. Evvelâ kapı yapardı, her erkek sinirlenir buna (Peyâmi Safâ).

7)
Kapı (i. )

Belli bir maksatla belli bir şey elde etmek için başvurulan, bağlanılan yer [Bu anlamda isim tamlamasının ikinci öğesi durumundadır]: “Hâcet kapısı.” “Mürşit kapısı.” “Geçim kapısı.” “Gelir kapısı.” “Yiyim kapısı.”

8)
Kapı (i. )

Bir konakta, zengin ve büyük bir evde çalışan kimselerin tamamı: XVIII. asır sonlarında orta halli bir vezir konağının kapı halkı binlerden beş altı yüze düşmüş bulunmakla berâber gene de bir minyatür devlet örneği vasfını muhâfaza ediyordu (Sâmiha Ayverdi). Kapı kadar: Çok büyük. Kapı kâhyası: târih. Kapı kethüdâsı. Kapı kapı: Bütün kapılara, her yere uğramak sûretiyle: “Kapı kapı aramak.” “Kapı kapı dilenmek.” “Kapı kapı gezmek.” Kapı kapı dolaşmak:

9)
Kapı (i. )

Bir patrikhâne ve sefârethânenin resmî dâirelerdeki işlerini tâkip eden hademe. Kapı taşlamak: Eskiden uygunsuz evlere yapılan baskınlarda kapılara, pencerelere taş atmak. Kapı yapmak:

10)
Kapı (i. )

Bir yere girilip çıkılırken içinden geçilen yer: “Bahçe, han, oda, mutfak, ahır kapısı.”

11)
Kapı (i. )

Buyur etmek, girmesine izin vermek: Türkiye canlanmaya gayret etmiş, o zamâna kadar boyuna aleyhinde cephe aldığı bir medeniyetle temas kurmak istemiş, ona kapılarını açmış (Cemil Meriç).

12)
Kapı (i. )

Elde etmek istediği şey için gelip direnmek: Kapıya dayanacak nerdeyse mültezimler (Fâruk N. Çamlıbel). İki kadının da aynı günde yatakları, pijamaları alıp kapıya dayanacaklarını ne bileyim? (Bediî Fâik).

13)
Kapı (i. )

Eskiden devlet dâirelerine ve yeniçeri ağasının bulunduğu ağa kapısına verilen isim: “Vezir kapısı.” “Paşa kapısı.” Yeniçeri ağası bir gece kol gezerken (…) bir sarhoşun, “Canına yandığım, ben bu İstanbul’dan bıktım usandım, satacağım, müşteri var mı?” diye hezeyan ettiğini işitince tutturup kapıya gönderir (Fâik Reşat). Sâkıp Efendi azledildi ve hayli müddet süren idbar devirleri geçirdi, kapıdan uzaklaştırıldı. Ancak İstanbul’da bırakıldı (Yahyâ Kemal). ѻ (Bir şeyden) Kapı açmak:

14)
Kapı (i. )

Ev gezmesi için gidilen yer.

15)
Kapı (i. )

Faâliyete başlamak: “Şehir tiyatroları bu sene kapılarını erken açtı.” Kapılı bacalı olmak: Birbiriyle mahkemelik olmak. … Kapının ipini çekmek: … Kadar yere uğramak: “Akşama kadar kaç kapının ipini çektin, kim bilir.” (… liranın … kuruşun) Kapısı: … Lira ister, … kadar parayı gerektirir: “Oraya gitmek

16)
Kapı (i. )

Geçim sağlamak için çalışılan iş yeri.

17)
Kapı (i. )

Gelip çatmak, vakti gelmek: “Soğuklar kapıya dayandı.” Kapıya dikilmek: Kapıya dayanmak

18)
Kapı (i. )

Giriş çıkışı sağlamak için bir yere yerleştirilen, tahta yâhut demirden iki veya tek kanatlı açılır kapanır düzen: “Camlı, oymalı, geçme kapı.” “Körüklü kapı.” “Döner kapı.” Bekçiniz kapıya geldi / Cümlenize selâm verdi / Darılmayın iki gözüm / Bahşişin almaya geldi (Mâni). Mefharet bu sefer kapıyı yumrukladı ve bağırdı… Aç, aç diyorum. Fenâ olur sonra! (Peyâmi Safâ).

19)
Kapı (i. )

Her yere baş vurmak: Müddeî, hasmının celbi için aylarca kapı kapı dolaşır (Nâmık Kemal). Kapı karşı: Oturulan binânın karşısında. Kapı kethüdâsı: târih. Eyâletlerin, patrikhânenin Bâbıâlî ve resmî dâirelerdeki işlerini tâkip eden kimse, kapı kâhyası. Kapı komşu (komşusu): Evleri yan yana veya çok yakın olan komşulardan her biri. Kapı mandalı: mec. Önem verilmeyen, bir işe karıştırılmayan kimse. Kapı oğlanı: târih.

20)
Kapı (i. )

Hiç evde oturmayıp durmadan konu komşuyu gezmek.

21)
Kapı (i. )

Hizmetçi, uşak, ahçı vb.nin çalıştığı ev: Eski kapısından hesâbını keserek çıkmıştı (Hüseyin R. Gürpınar).

22)
Kapı (i. )

i. (Eski Türk. kapıġ > Orta Türk. kapuġ > kapu > kapı < kap-mak (~kapa-mak) ) [Kelime Farsça’ya ve Balkan dillerine de geçmiştir]

23)
Kapı (i. )

Kapı kethüdâsının maiyetinde bulunan kimse.

24)
Kapı (i. )

Kapısını kilitlemek.

25)
Kapı (i. )

Konak ve dâirelerde kapıcıların başı. Kapı almak: Tavla oyununda, bir hânede iki pulu üst üste getirerek o hâneyi kapalı duruma getirmek, kapı yapmak

26)
Kapı (i. )

milyonun kapısı.” Kapısı açık olmak: Misâfirperver, konuk sever olmak: Kendi öz topraklarında kapısı açık, eli bol, hanlıklarında yaşıyormuşçasına, son derece hudutlu imkânlarına rağmen yok yoksul kimseler ve ziyâretçilerle dolup taşan evinde eski günleri yaşatan bir hanzâde olmaklığın bacını ödemek ona yetiyor (Sâmiha Ayverdi). Kapısı (ardına) dayalı: Her zaman misâfir kabul etmeye hazır: İşte bu eli açık, kapısı dayalı varlık sâhiplerinden biri de Han Süleyman Ağa idi (Sâmiha Ayverdi). O devirlerin adamı bağı bostanı, hânesi vîrânesi olan, eli açık, kapısı dayalı adamdı (Sâmiha Ayverdi). Kapısına kilit vurmak:

27)
Kapı (i. )

O şeyden söz etmek, söz etmeye başlamak.

28)
Kapı (i. )

Pazarlığa yüksek bir fiyattan başlamak: “On milyardan kapı açtı, niyeti satmamak.” Kapı ağası: târih.

29)
Kapı (i. )

Posta işlerinde evrak götürüp getirmekte ve diğer ayak hizmetlerinde kapı kethüdâsına yardımcı olan kimse.

30)
Kapı (i. )

Saraydaki ak ağaların başı, Enderun’un ve dâire-i hümâyunun yönetimiyle görevli kimse.

31)
Kapı (i. )

Tavla oyununda bir hâneyi rakîbin kullanmasına engel olan üst üste gelmiş iki taş.

32)
Kapı (i. )

teşmil. Ev, mâlikâne: Kâmil Paşa’nın kapısında büyüdü. Kapısında birkaç uşak bulunur (Nâmık Kemal).

33)
Kapı (i. )

teşmil. ve mec. Makam, huzur: Kapına geldim garib / Maksûdum eyle nasib / Ente semîun mücîb / Hâlime senden meded (İlâhî).

34)
Kapı (i. )

Vezir ve beylerbeyilerin maiyetindeki asker ve zâbitlerin, bunların hizmetlerinde bulunanların hepsine birden verilen isim: O devirlerde bir eyâlete tâyin olunan bir vâlinin İstanbul’dan kalkıp mahall-i me’mûriyyetine gidebilmesi için kapı halkı nâmıyle maiyetine lâakal iki bin kişi almak (…) mecbûriyetinde bulunduğu nazar-ı dikkate alınırsa… (Mec. Um. Bel.). İstanbul Türkleri hükûmet bendesi, kapı halkı gibi yaşayamaz (Yahyâ Kemal).

35)
Kapı (i. )

Vezirlerin, ileri gelen erkânın, sultan ve hanım sultanların resmî dâirelerdeki işlerini tâkip eden güvenilir bende ve hizmetkâr: Esmâ Sultan’ın kapı çuhadarı Ali Ağa (Reşat E. Koçu). Kapı dışarı etmek: Kovmak: Şimdiye kadar o dandini beyi çoktan kapı dışarı ederdim (Ahmed Midhat Efendi). Dokuz senelik sâdık hizmetçilerini kapı dışarı etti (Ömer Seyfeddin). Kapı duvar: Ne kadar çalarsan çal, kapı açılmıyor. Kapı gibi: Uzun boylu, iri yarı (kimse). Kapı gibi senedim var: Elimde sağlam ve açık belge var. Kapı halkı:

Kapı Kelimesi TDK Sözlük Anlamı

9
1)
Kapı (isim)

Bir yere girip çıkarken geçilen ve açılıp kapanma düzeni olan duvar veya bölme açıklığı "Çıtalarla yapılma telli bir kapı koymuşlardı ortasına." - C. Uçuk

2)
Kapı

Bu açıklıktaki açılıp kapanan kanat "Evlerin kapılarında kocaman yeşil bronz tokmaklar vardı." - S. F. Abasıyanık

3)
Kapı

Devlet dairesi "Hükûmet kapısı."

4)
Kapı

Ev gezmesi için gidilen yer "Bugün yine kaç kapı dolaştın?"

5)
Kapı

Gelir, geçim, kısmet sağlayan yer, kaynak veya imkân "Onların başvuracağı her kapıya gitmiş." - S. F. Abasıyanık

6)
Kapı

Gidere yol açan gereksinim "Bayram geldi, yine masraf kapıları açıldı."

7)
Kapı (tarih)

Osmanlı Devleti'nde resmî görev yeri

8)
Kapı (bilişim)

Sadece bir konuda yoğunlaşmış bilgilerin yer aldığı Genel Ağ sayfası, portal

9)
Kapı

Tavla oyununda iki pul üst üste getirilerek karşı oyuncunun o haneyi kullanmasına engel olunan yer

Kapı Kelimesi Diğer Sözlüklerde Ne Anlama Geliyor?

7
1)

BSTS / Orta Öğretim Terimleri Kılavuzu

(biyoloji)

2)

Şehir, İlçe veya Semt İsmi

Adana ili, Tuzla bucağına bağlı bir yerleşim birimi.

3)

BSTS / Tarih Terimleri Sözlüğü

Genel olarak yüksek düzeydeki hükümet dairesi: Şeyhülislam Kapısı, Serasker Kapısı.

4)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

Hükümet, mahkeme.

5)

BSTS / Gümrük Terimleri Sözlüğü

k. gümrük kapısı

6)

Şehir, İlçe veya Semt İsmi

Sivas ili, Yavu bucağına bağlı bir yerleşim birimi.

7)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

Sokak, dışarı : Kapıda döğüş var.

Kapı Kelimesinin Braille Alfabesinde Gösterimi

4 Harf
  • K
  • A
  • P
  • I

Kapı Kelimesinin Cümle İçinde Kullanımı

3 Cümle
(Atasözü)
Allah gümüş kapıyı kaparsa altın kapıyı açar

Işi bozulan kişi umutsuzluğa düşmemeli, Tanrı'nın onu daha iyi bir işe kavuşturacağına inanmalıdır.

(Atasözü)
Acemi katır kapı önünde yük indirir

Beceriksiz ve anlayışsız kişi kendisine yaptırılan işi en önemli yerinde bırakır.

(Atasözü)
Deniz dalgasız olmaz, kapı halkasız

Her nesnenin kendisine özgü nitelikleri, kendisinden ayrılmayan özellikleri vardır.

(Atasözü)
Oğlan anası kapı arkası, kız anası minder kabası

Eve gelin geldikten sonra oğlanın anası kapı dışarı edilecek kadar fazla görülür ama kızın anası başköşeye oturtulur.

(Atasözü)
Tembele dediler “kapını ört”, dedi “yel eser örter”

Tembel, kapısının örtülmesini bile rüzgârdan bekler.

(Atasözü)
çalma elin kapısını, çalarlar kapını

Kimseye kötülük yapma yoksa onlar da sana aynı kötülüğü yaparlar.

(Atasözü)
Deveci ile görüşen kapısını yüksek açmalı

Yüksek makam sahibi kimselerle ilgisi olanlar durumlarının gerektirdiği özveriyi göze almalıdırlar.

(Atasözü)
Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır

Mart ayındaki şiddetli soğuklarda insanlar ellerine geçen her şeyi yakmak zorunda kalırlar.

(Atasözü)
Borçtan korkan kapısını büyük açmaz (küçük açar)

Borçlanmak istemeyen fazla açılmaz, giderlerini kısar, kendi durumuna uygun bir yaşama yolu tutar.

(Atasözü)
Avrat (kadın) malı, kapı mandalı

Bir erkek, karısının malından yararlanmayı düşünmemelidir.

(Atasözü)
Altın anahtar her kapıyı açar

Para olduğunda her güçlük yenilebilir.

(Atasözü)
Kapı arkası bile gurbet

Bir insan evinden pek uzağa gitmese bile evden ayrıldıktan sonra kendini gurbete çıkmış gibi hisseder.

(Atasözü)
Rüşvet kapıdan girince insaf (iman) bacadan (pencereden) çıkar

Işini herkese eşit davranarak yapmak zorunda olan bir görevli, kendisine çıkar sağlayan kimselere ayrıcalık tanıyorsa o kişi hak, adalet, insaf gibi duygulardan yoksun demektir, onun gözü paradan, maldan başka bir şey görmez.

(Atasözü)
Deveci ile konuşan kapısını büyük açar

Yüksek makam sahibi kimselerle ilgisi olanlar durumlarının gerektirdiği özveriyi göze almalıdırlar.

(Atasözü)
ölüm bir kara devedir ki herkesin kapısına çöker

Her eve gelin girmeyebilir ama ölüm kesinlikle girer.

(Atasözü)
Zor kapıdan girerse, şeriat bacadan çıkar

Zorbalığın hüküm sürdüğü yerde din kuralları, kanun emirleri yürümez.

(Atasözü)
Köpek ekmek veren (yediği) kapıyı tanır

Köpek bile kendisini besleyen yeri bilir, davranışlarıyla duygularını belli eder, insan da bundan ders almalı, gördüğü iyiliği unutmamalıdır.

(Atasözü)
Sitteisevir kapıyı çevirir

Kötü havalarda dışarı çıkmamayı öğütleyen bir söz.

(Deyim)
Kapılar yüzüne (üzerine veya üstüne) kapanmak

Istenilen şeye ulaşma imkânı verilmemek.

(Deyim)
At çalındıktan sonra ahırın kapısını kapamak

Iş işten geçtikten sonra önlem almaya kalkışmak.

(Deyim)
Kapıları kapamak

Bütün ilişkileri kesmek veya anlaşma ortamını ortadan kaldırmak.

(Deyim)
Büyüsüne kapılmak (tutulmak)

Bir şeyin, bir kimsenin çekiciliğinden kurtulamamak: “Durup durup başıma gelenlerin büyüsüne kapılıyordum.” -O. Pamuk.

(Deyim)
Cezbeye tutulmak (kapılmak)

Bir duygu veya bir inanışın etkisiyle aşırı ölçüde coşup kendinden geçmek: “Cezbeye tutulmuş gibi haykırdım, Türkçe haykırdım.” -A. Gündüz.

(Deyim)
Han kapısından teğelti atmak

Defetmek, kovmak: “Bir adamı hiç sormadan, etmeden böyle han kapısından teğelti atar gibi kolundan tutup fırlatınca içinde bir üzüntü kalır.” -M. Ş. Esendal.

(Deyim)
(birinin) kapısını çalmak

Birine başvurmak: “İskele memurluğu isteyen işçiler hep benim kapımı çalıyorlar.” -M. Ş. Esendal.

(Deyim)
Hiddete kapılmak

öfkelenmek, kızmak.

(Deyim)
(bir şeyin) girdabına kapılmak

Etkisinde kalmak, o şeyin çekiciliğinden kurtulamamak.

(Deyim)
Yağlı kapıya konmak

Rahat, sıkıntısız bir yere girmek, geçimini başkasının üstüne yıkmak: “Kondu, namussuz, yağlı kapıya, diye, hasedini belli ediyordu.” -H. Taner.

(Deyim)
Kapıp koyuvermek

1) kendini bırakmak: “Nihayet yorgunluktan sızıp kalıncıya kadar kendimi bu buhrana kapıp koyuverdim.” -E. İ. Benice. 2) bırakmak, vazgeçmek.

(Deyim)
Kapıdan kovsan bacadan düşer

Yüzsüz, arsız kimseler için söylenen bir söz.

(Deyim)
Yanlış kapı çalmak

Isteğinin yapılmayacağı, yersiz sayılacağı bir yere başvurmak.

(Deyim)
Dış kapının mandalı

1) uzak akraba; 2) önemsiz, değersiz.

(Deyim)
şüpheye kapılmak

şüphe duymak: “Eski bir bakan Ankara'nın bir köşesinde bir apartman mı yaptırmış, İsmet Paşa derhâl bir haksız iktisap şüphesine kapılıyordu.” -Y. K. Karaosmanoğlu.

(Deyim)
Kapı aralamak

Bir konuya giriş yapmak, karşısındakini hazırlamak.

(Deyim)
Aynı kapıya çıkmak

Sonuç bakımından fark etmemek, aynı sonuca varmak: “Talihin aşırısı da insanı eninde sonunda aptallaştırdığından, sonuç aynı kapıya çıkardı.” -E. Şafak.

(Deyim)
çat orada çat burada çat kapı arkasında

çok çabuk yer değiştiren bir şeyin durumunu anlatan bir söz: “Sizin sevgili bir yerde durmaz,dır.” -O. C. Kaygılı.

(Deyim)
O kapı (mahalle) senin bu kapı (mahalle) benim

Sürekli gezip dolaşmayı anlatan bir söz: O kapı senin bu kapı benim, akşamı eder.

(Deyim)
Hüzne kapılmak

Hüzünlenmek.

(Deyim)
öfkeye kapılmak

çok sinirlenmek, kızmak, hiddetlenmek: “Siz gelin de böyle bir adamın herhangi bir öfkeye kapılacağını tahmin edin.” -Y. K. Karaosmanoğlu.

(Deyim)
Cereyana kapılmak

1) elektrik akımıyla çarpılmak; 2) suyun akışı içinde kalıp sürüklenmek; 3) bir eğilim, bir görüş hareketi içinde yer almak.

(Deyim)
Açık kapı bırakmak

Gereğinde, bir konuya yeniden dönebilme imkânı bırakmak, kesip atmamak.

(Deyim)
Gurura kapılmak

Büyüklenmek, gururlanmak: “Sataşmalarını artırıyor ve yersiz bir gurura kapılıyordu.” -K. Korcan.

(Deyim)
(bir yeri) komşu kapısı yapmak

Sık gidilen yer hâline getirmek.

(Deyim)
(bir yeri) komşu kapısına çevirmek

Yakın olmadığı ve sık sık uğranılması gerekmediği hâlde bir yere çok sık gitmek.

(Deyim)
Kapı komşusu yapmak (etmek)

Bir yere sık gidip gelmek.

(Deyim)
(birinin) kapısını aşındırmak

Yanına çok sık gitmek: “Sabahtan akşama kadar belki kapısını aşındıranlar elli altmışı bulur.” -E. İ. Benice.

(Deyim)
Doksan kapının ipini çekmek

Içinde bulunduğu sorunu çözmek için kapı kapı dolaşmak, birçok yere uğramak.

(Deyim)
El kapısına düşmek

Yabancıya muhtaç olmak: “Başından nasıl bir sergüzeşt geçmişti de böyle el kapılarına düşmüştü?” -R. H. Karay.

(Deyim)
Kapısına kilit vurmak

1) girilip çıkılmasını önlemek için bir yeri kapamak; 2) bir yerin çalışmasına son vermek.

(Deyim)
Masraf kapısı açmak

Para harcamayı gerektiren bir işe girişmek.

(Deyim)
şöhret kapısı açılmak

Meşhur olmaya başlamak.

(Deyim)
Seksen kapının ipini çekmek

Içinde bulunduğu sorunu çözmek için kapı kapı dolaşmak, birçok yere uğramak: “Ama şimdi, bir çift lastik için seksen kapının ipini çekiyoruz.” -R. Enis.

(Deyim)
Korkuya kapılmak

Korku düşmek.

(Deyim)
Umuda kapılmak

Olacağını düşünmek, hayal etmek.

(Deyim)
Umutsuzluğa düşmek (kapılmak)

Umudu kalmamak, güveni sarsılmak, olumsuzluğa sürüklenmek: “Yoksa gönlümüzü kırmaktan, bizi umutsuzluğa düşürmekten bir şey kazanılmaz.” -S. F. Abasıyanık.

(Deyim)
ümide kapılmak

Umuda kapılmak.

(Deyim)
Kapı dışarı etmek (atmak)

Kovmak, dışarı atmak: “Sizin hepinizi kapı dışarı edecekler. Çünkü kaçak işçiye memlekette iş yok.” -M. İzgü.

(Deyim)
Hissine (hislerine) kapılmak

Duygusal davranmak: “Ona mantık ve kıyaslarını yaparken, hissine ve taassubuna kapılmamasını tavsiye edecektim.” -Ö. Seyfettin.

(Deyim)
Arka kapıdan çıkmak

Okuldan başarısızlık nedeniyle ayrılmak.

(Deyim)
Hayale kapılmak

Hayallerin etkisi altında kalmak: “Yine işi büyüttüğüne, hayale kapıldığına hükmetti.” -R. H. Karay.

(Deyim)
Kapıya dayanmak

1) gelip çatmak: “Kış kapıya dayandı, daha kömür alamadık.” -R. N. Güntekin. 2) bir şey elde etmek için bir yeri, bir kimseyi zorlamak, göz korkutmak: “Bereket versin ki padişahın cellatları kapıya dayanmadılar.” -İ. O. Anar.

(Deyim)
Yumurta kapıya dayanmak (gelmek)

Yapılacak iş için zaman çok daralmak.

(Deyim)
Akıntıya kapılmak

1) bir akıntının etki alanına girmek, akıntı ile birlikte sürüklenmek: “Aralarından biri akıntıya kapıldığı zaman ötekiler var kuvvetleriyle dayanarak onu geri çekiyorlardı.” -R. N. Güntekin. 2) mec. etki altında kalarak bir topluluğun davranışına katılmak.

(Deyim)
Bir kapıya çıkmak

Aynı sonuca varmak.

(Deyim)
(bir şeyden) kapı açmak

1) bir şeyin sözünü etmek veya bir işe başlamak; 2) pazarlığa çok yüksek bir fiyatla başlamak.

(Deyim)
Dolduruşa kapılmak

Dolduruşa gelmek.

(Deyim)
Sanısına kapılmak

Sanmak, zannetmek.

(Deyim)
Kendini (kapıp) koyuvermek

Kendine özen göstermemek, kötümser olmak: “Belki de benim başkasıyla evlenip gidişim üzerine hayattan soğudu, kendini koyuverdi.” -H. Taner.

(Deyim)
Heyecana kapılmak

Aşırı derecede heyecan, coşku duymak: “Ne zaman böyle büyük makineler görsem kolay kolay tarif edilemeyen bir heyecana kapıldığımı duyuyorum.” -B. R. Eyuboğlu.

(Deyim)
Dehşete kapılmak (düşmek)

çok korkmak: “Ev sahibi dehşete kapılmış gibiydi.” -T. Buğra.

(Deyim)
Kapı kapı dolaşmak (gezmek)

1) ev ev gezmek; 2) bir yerlere sürekli girip çıkmak: “Elbette öyle ama sen böyle panik hâlinde kapı kapı dolaşırsan, teşkilatta muhalefet var sanıp gerçekten de bir temizliğe başlayabilirler.” -A. Ümit. 3) iş aramak için her yere başvurmak.

(Deyim)
Kapış kapış gitmek

çok çabuk satılmak, çok istenir olmak.

(Deyim)
Kapış kapış yapmak

üstüne atılmak, aceleyle almak: “El elin ayıbını terzi kumaşı alır gibi kapış kapış yaptığı için aldırış etmem.” -B. Felek.

(Deyim)
Paniğe kapılmak

çok korkmak: “Kendisi ile birlikte gelemeyeceğini anlayınca tam bir paniğe kapıldı.” -N. Cumalı.

(Deyim)
Yeise kapılmak

çok üzülmek: “Şimdi bu ümidin boşa çıktığını anlayınca birden yeise kapıldı.” -R. H. Karay.

(Deyim)
Komplekse kapılmak

Aşağılık duygusu hissetmek: “Haklarında yazılan yüceltici eleştirileri de tam anladığımı söyleyemem. O zaman biraz komplekse kapılıyorum.” -N. Meriç.

(Deyim)
Zehaba (zehabına) kapılmak

Kuruntuya düşmek, vesveselenmek: “Bu makalemin, adını koyduğum kitap için, ona ayrıca ehemmiyet verdiğim zehabına kapılmamalarını okuyucularımdan rica ederim.” -A. H. Çelebi.

(Deyim)
Infiale kapılmak

Kızgınlık, öfke duymak.

(Deyim)
Kuruntuya kapılmak

Boş yere tasalanmak.

(Deyim)
Kapı baca açık

Korunmaya alınmamış.

(Deyim)
Tutkuya kapılmak

Aşırı istek ve eğilim içinde olmak.

(Deyim)
Kendini kapının dışında bulmak

Kovulmak, işten atılmak, bir yerden istenmeden uzaklaştırılmak: “Bir gazeteci gelsin de bizden bir haber alsın. Haberi veren ertesi günü kendini kapının dışında bulurdu.” -M. Ş. Esendal.

Kapı Kelimesinin İşaret Dilindeki Gösterimi

4 Harf
  • K
  • A
  • P
  • I

Kapı İle İlgili Kelimeler ve Anlamları

40 Kelime
(isl.)
Kapıdışı reklam

Bina duvarları ya da toplu taşıtlar gibi, açık yerlerin üzerine yapıştırılan afiş ve panolarla yapılan reklam.

(bkz.)
Cümle kapısı

Array

(bkz.)
Saltanat kapısı

(mim.)
Uğrun kapı

Kalelerde dışarıdaki düşmana baskın yapmak ya da gizlice dışarı çıkmak için yapılmış saklı küçük kapı, gizli kapı.

(denz.)
Rampadan kapıya

Demiryolu çekerme terminalinden malın teslim yerine karayoluyla yapılan taşıma.

(denz.)
Kapıdan rıhtıma taşıma

Malın gönderildiği yerden limana kadar yapılan karayolu taşıması.

(mim.)
Asma kapı

Bir kalenin girişini kapamaya yarayan, karşı ağırlık ile inip kalkan parmaklık.

(mim.)
Germe kapı

Aşağıya doğru inerek kapanan bahçe ya da kale kapısı, indirme kapı.

(mim.)
Kuzukapı

Her zaman açılması kolay olmayan büyük bir kapının içine yapılmış küçük kapı.

(elk.)
çok kapılı bellek

Aynı anda farklı adres ve veri yolları aracılığı ile birden fazla kapısından okunup yazılabilen bellek.

(elk.)
Tek kapılı devre

İki uçlu elektrik devresi. İkiden fazla ucu olup yalnızca kapı olarak ele alınan iki ucuyla ilgilenilen elektrik devresi; eşanlam: iki uçlu devre.

Yukarı Çık