Naat nedir, ne demek kelimesine ait sonuçlar görüntüleniyor..

Naat Kelimesi TDK Sözlük Anlamı

2
1)
Naat (isim)

Bir şeyin niteliklerini övme

2)
Naat (edebiyat)

Hz. Muhammed'in niteliklerini övmek, ondan şefaat dilemek amacıyla yazılan kaside

Naat Kelimesi Diğer Sözlüklerde Ne Anlama Geliyor?

2
1)

BSTS / Edebiyat ve Söz Sanatı Terimleri Sözlüğü

(Divan edebiyatı terimi) Peygamberin vasıflarını anlatmak ve şefaatini dilemek yolunda yazılan koşuk.

2)

BSTS / Yazın Terimleri Sözlüğü

k. kaside I,
c.

Naat Kelimesinin Braille Alfabesinde Gösterimi

4 Harf
  • N
  • A
  • A
  • T

Naat Kelimesinin Cümle İçinde Kullanımı

3 Cümle
(Atasözü)
Kanaat gibi devlet olmaz

Elindekiyle yetinmesini bilen kişi yokluk nedir bilmez.

(Atasözü)
Aza kanaat etmeyen çoğu hiç bulamaz

Büyük şeyleri elde edebilmek için önce küçük şeylerle yetinmek gerekir.

(Deyim)
(bir şeye) kanaat getirmek

Kanmak, aklı yatmak, inanmak: “Artık Kâmuran'ın ömrümün en büyük aşkı, geleceğime bir tek hâkim kudret olduğuna kanaat getirdim.” -H. E. Adıvar.

Naat Kelimesinin İşaret Dilindeki Gösterimi

4 Harf
  • N
  • A
  • A
  • T

Naat İle İlgili Kelimeler ve Anlamları

15 Kelime
(kiti.)
Kanaat önderi

Kitle iletişiminde alıcının ya da alıcıların bir iletiyi anlamlandırmasında etkili olan birey, kamuoyu/kanı önderi.

(i.)
Sinâât

Zanâatler, sanatlar.

(i.)
Sinâat – sanâat

Zanâat, meslek: Çapullar, zeâmetler ve tımarlar bugünkü çiftçilik, ticâret ve sınâat yanında tahassürle yâdedilemez . Sanat, sanatkârlık, ustalık, mahâret: “ Sınâat-ı inşâ: İnşâ sanatı.” ● Sınâat-kâr tür. i. Zanâatkâr, esnaf.

(sıf.)
Kanaatkâr

Elindeki ile yetinen, fazlasını istemeyen, kanaat sâhibi : Onun bir kedi kadar kanaatkâr hayâtı vardı . ● Kanaatkârâne zf. Kanaatkâr olan kimseye yakışır tarzda.

()
Kanaatkârlik

Kanaatkâr olma, elindekini kâfi görüp fazlasını istememe durumu: Zevceniz sâdelik içinde zarif zevkini kanaatkârlıkla mezcedebilmiş .

()
Kanaatli

Azla ve elindekiyle yetinen, kanaatkâr.

(i.)
Kanaat

Elindekinden hoşnut olup fazlasını istememe, kısmetine, kendisine verilene râzı olma: Kanaat tükenmez bir hazînedir . Öyle bir kızda kanaat da bulunur . Az şeyle yetinme, iktisatlı davranma. Görüş, fikir, zan, kanı: Hayvanların temizliği ve pisliği hakkındaki kanaatlerimiz de serâpâ hatâlıdır . Bunun bir çâre-i necat olmadığına kanaati vardı . İbrâhim Efendi’nin muhteşem konağı ile Hilmi Bey’in mütevâzi evi, fikir ve kanaat ayrılığına rağmen iki yakın akrabâ evi manzarası arzederdi . ѻ Kanaat beslemek: Şu veya bu zannı taşımak. Kanaat etmek : Yetinmek, kâfi bulmak: Tabyaları korumakla kanaat etmezlerdi . Bir gül ile eyledim kanâat . Hastalığıma dâir sualler soruyor, verdiğim kısa cevaplarla kanaat etmiyordu . Kanaat getirmek : Aklı yatmak, inanmak: Artık Beşir’in öleceğine kanaat hâsıl etmişti . Artık arzusunun yerine getirileceğine kanaat getirmişti . İlhâmi Bey de yakışıklı erkekti. Nâlân’a eş olmaya lâyık bir adamdı. Buna kanaat getirdikten sonra daha ziyâde müsterih oldum . Kanaat notu: Öğretmenin bir ders yılı boyunca hakkında edindiği fikre göre öğrencisine verdiği not. ● Kanâat-bahş birl. sıf. Kanaat veren, inandırıcı.

()
Sanâat

Bk. SINÂAT

(i.)
Menâat

Güç olma durumu, güçlük, çetinlik. Ele geçirilmesi güç olan sarp yerin durumu, sarplık: Ol hisâr-ı sengin-bünyad, menâat ü metânette lâ-nazîr ve etrâfından bir vech ile zafer bulmak emr-i asîr idi .

()
Zanaatçı

Handwerker, m; Fr. artisan,- e; İng. artisan, craftsman) sant. Sanatta olduğu gibi yaratıcılık gerektirmeyen, el becerisi ve deneyime dayalı bir işle uğraşan kişi.

()
Zanâatçi

Bir zanâatı meslek edinen kimse, zanâatkâr: Sonradan öğrendiğime göre muhtelif çarşılarında on binlerce zanâatçı çalışır .

Yukarı Çık