Ser nedir, ne demek kelimesine ait sonuçlar görüntüleniyor..

Ser Kelimesi TDK Sözlük Anlamı

5
1)
Ser (isim)

Baş, kafa

2)
Ser

Başkan, reis "Sertabip. Sermürettip."

3)
Şer (sıfat)

Kötü, fena

4)
Şer (isim)

Kötülük, fenalık "Abdülhak Hamit'in Kemal'e galebesi, şerrin hayra galebesi demekti." - Y. K. Beyatlı

5)
Ser (isim)

Limonluk "Köşkünün arka tarafında çiçek serleri vardır, her mevsim en nadide çiçekler yetiştirilir." - A. Boysan

Ser Kelimesi Diğer Sözlüklerde Ne Anlama Geliyor?

10
1)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

(< Far. şehr) şehir

2)

Güncel Türkçe Sözlük

(II) a. Limonluk: “Köşkünün arka tarafında çiçek serleri vardır, her mevsim en nadide çiçekler yetiştirilir.” -A. Boysan.

3)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

Ar. şerr: kötülük; sataşmayı huy edinmiş kötü tabiatlı kimse; şerli' de denir

4)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

Baş

5)

BSTS / Su Ürünleri Terimleri Sözlüğü

Granülsüz endoplazmik retikulum.

6)

BSTS / Biyoloji Terimleri Sözlüğü

k. granülsüz endoplâzmik retikulum

7)

BSTS / Biyoloji Terimleri Sözlüğü

k. serin

8)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

Söz.

9)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

Şehir

10)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

Yaramaz.

Ser Kelimesinin Braille Alfabesinde Gösterimi

3 Harf
  • S
  • E
  • R

Ser Kelimesinin Cümle İçinde Kullanımı

3 Cümle
(Atasözü)
Yazın başı pişenin, kışın aşı pişer

1) yazın güneş altında çalışan, ailesinin kışlık ihtiyacını kazanır; 2) gençliğinde çok çalışıp varlık edinen hastalığında veya ihtiyarlığında rahat eder.

(Atasözü)
Eceli gelen (yaklaşan) köpek cami (mescit) duvarına (avlusuna) siyer (işer)

Herkesin üzerine titrediği, kutsal saydığı şeyi kötüleyen, bozan kimse mutlaka kötü bir sonuçla karşılaşır.

(Atasözü)
Acı acıyı keser, su sancıyı

Bir güçlüğü yenmek için başka bir güç yola başvurulmalıdır.

(Atasözü)
Akıl adama sermayedir

Bir kimsenin giriştiği işlerde en büyük yardımcısı aklıdır.

(Atasözü)
Bir sıçrarsın çekirge, iki sıçrarsın çekirge, sonunda yakalanırsın çekirge (üçüncüsünde avucuma düşersin çekirge)

Birkaç kez saklanabilen bir suç günün birinde ortaya çıkarak yapanı kötü bir duruma düşürür, suçlu cezasız kalmaz.

(Atasözü)
Kurdun adı yaman çıkmış, tilki vardır (tilkicik var) baş keser

öylesine sinsi ve kurnaz kimseler vardır ki adı zalime, haine ve kötüye çıkmış kimselerden daha tehlikelidirler.

(Atasözü)
Tembele dediler “kapını ört”, dedi “yel eser örter”

Tembel, kapısının örtülmesini bile rüzgârdan bekler.

(Atasözü)
Güvenme varlığa, düşersin darlığa

Varlıklarına güvenerek ölçüsüz harcamalarda bulunanlar daha sonraları sıkıntıya düşebilirler.

(Atasözü)
El için kuyu kazan, evvela kendisi düşer

Başkasına tuzak hazırlayan kimse, bu tuzağa ondan önce kendisi düşer.

(Atasözü)
Düğün olur iki kişiye, kaygısı düşer deli komşuya

Akılsız kişi, başkalarının eğlence programlarında bir aksama olmasın diye çabalar.

(Atasözü)
Akıl kişiye (adama) sermayedir

Bir kimsenin giriştiği işlerde en büyük yardımcısı aklıdır.

(Atasözü)
Arslanın adı çıkmış, çakallar baş keser

Haksızlık veya kötülük yapacağı düşünülen kişi yerine bu konuda adı ön plana çıkan kişiler asıl haksızlığı ve kötülüğü yaparlar.

(Atasözü)
Dazlayan daza düşer, kel başlı kıza düşer

Evleneceği kişiyi seçmekte çok titizlik gösteren kimse, çoğu kez istemediği, beğenmediği bir kişiye düşer.

(Atasözü)
Ayağını sıcak tut, başını serin; gönlünü ferah tut, düşünme derin

Hastalıktan korunmak istiyorsak ayağımızı sıcak, başımızı serin tutmalı, olur olmaz şeyleri sıkıntı konusu yapmamalı, geniş yürekli olmalıyız.

(Atasözü)
Akşamın hayrından sabahın şerri iyidir (yeğdir)

Işinizi akşamüzeri veya gece yapmayın, sabaha bırakın çünkü gece iş yapmanın kötü yönleri daha çoktur.

(Atasözü)
Insan beşer, kuldur şaşar

Kişinin zaman zaman şaşırmasını, yanılmasını hoş görmek gerekir.

(Atasözü)
Armut dalının dibine düşer

Bir kimse önce yakınlarına yararlı olur.

(Atasözü)
Atın bahtsızı arabaya düşer

Değerli ama talihsiz kimseler, kişiliklerine uygun olmayan ağır ve aşağılık işlerde kullanılırlar.

(Atasözü)
Komşuda pişer, bize de düşer

Insanların, çevresindekilerin kazancından yararlanma umudunu anlatan bir söz.

(Atasözü)
Yiğit bin yaşar, fırsat bir düşer

Kişiye ömrü boyunca ancak bir kez çok önemli bir iş yapma fırsatı geçer, bu fırsatı kaçırmamalıdır.

(Atasözü)
Serçeden korkan darı ekmez

Tehlikeleri gözde büyüterek işe girişmekte çekingen davrananlar amaçlarına ulaşamazlar.

(Atasözü)
şeriatın kestiği parmak acımaz

Kanunların uygun gördüğü cezaya katlanmak gerekir.

(Atasözü)
Kedinin kanadı olsaydı, serçenin adı kalmazdı

Saldırganlar istediklerini yapabilecek durumda olsalardı, zayıfları kolaylıkla ortadan kaldırır, bol bol çıkarlarını sağlarlardı.

(Atasözü)
Vakitsiz öten horozun başını keserler

Her söz yerinde ve zamanında söylenmelidir, zamansız ve yersiz söylenen sözler büyük zararlara yol açabilir.

(Atasözü)
Ağaç yeşert meyve getirsin, oğlan büyüt ekmek getirsin

Erkek evlat meyve veren ağaç gibidir, günü gelince evin geçim yükünü hafifletir.

(Atasözü)
Baş başa bağlı, baş da şeriata (yasaya, padişaha)

Biz yöneticinin buyruğu altındayız ama yönetici de toplum için konulmuş olan kanunlar ne diyorsa onu uygular, onun dışına çıkamaz.

(Atasözü)
Ağzından hayır çıkmazsa bari şer söyleme

Lehte konuşmuyorsun, hiç olmazsa aleyhte de konuşma.

(Atasözü)
öksüz oğlan (çocuk) göbeğini kendi keser

Koruyanı, yardım edeni bulunmayan kişi, işini kendi başına görmek zorunda kalır.

(Atasözü)
Serkeş öküz (son) soluğu kasap dükkânında alır

Dikbaşlı olanlar, davranışlarının cezasını görürler, hatta bu davranışları hayatlarına bile mal olabilir.

(Atasözü)
Iki serçeden börek olur

Insanların birbirlerine her zaman gereksinimleri olur.

(Atasözü)
Arı bey olan kovana üşer

Halk, kendisine önderlik edecek kişinin çevresinde toplanır.

(Atasözü)
Zenginin sermayesi kasasında, âlimin sermayesi kafasında

Zengin kişinin zenginliği parasıdır, her işini parayla kolayca yaptırır; bilgin kişinin zenginliği ise kafasındaki bilgisidir, düşüncesidir.

(Atasözü)
Itin ölümü gelirse cami duvarına işer

Herkesin üzerine titrediği, kutsal saydığı şeyi kötüleyen, bozan kimse mutlaka kötü bir sonuçla karşılaşır.

(Atasözü)
Sermayen bir yumurtaysa taşa çal

Yetersiz olanaklarla büyük işler yapmayı tasarlıyorsan başarılı olamazsın, vazgeç daha iyi.

(Atasözü)
Yengece “niçin yan yan gidersin?” demişler, “serde kabadayılık var” demiş

Bir işi, herkesten farklı bir yöntemle yapanların bu yöntemleri olumlu sonuç veriyorsa onların kendilerine özgü olan davranışlarını iyi karşılamak gerekir.

(Atasözü)
Zor kapıdan girerse, şeriat bacadan çıkar

Zorbalığın hüküm sürdüğü yerde din kuralları, kanun emirleri yürümez.

(Atasözü)
Ne yârden geçilir ne serden

Insan ne kendinden ne de sevdiklerinden kolay kolay vazgeçemez.

(Atasözü)
Sap döner, keser döner, gün gelir hesap döner

Her şey zaman içinde planlandığı gibi gerçekleşmeyebilir.

(Deyim)
şehadet şerbetini içmek

Şehit olmak, vatan millet, din ve namusu uğruna canını vermek

(Deyim)
Ser verip sır vermemek

Ağzı sıkı olmak.

(Deyim)
Serinlik vermek

1) serin duruma getirmek; 2) mec. acısını, sıkıntısını azaltmak, avundurmak; 3) mec. rahatlatmak, huzura kavuşturmak: “Evimin cehennemi içinde bana biraz serinlik verebilecek, bir bu fikirler vardı.” -P. Safa.

(Deyim)
Postu sermek

Gittiği yerde uzun süre kalmak: “Sabiha Hanım'ı eğlendirmek bahanesiyle konağa postu sermiş.” -H. E. Adıvar.

(Deyim)
(bir yere) abayı sermek

1) istenilmediği hâlde teklifsizce yerleşmek; 2) uzun süre yerleşip kalmak.

(Deyim)
Kafası sersem sepet (olmak)

Gürültü ve uğultudan zihni yorulmuş (olmak): “Uzun bir otobüs yolculuğundan sonra, yorgun, uykusuz, kafası sersem sepet girdiği için kasabaya, henüz pek bir şeyin farkında değildi.” -E. Bener.

(Deyim)
Damdan düşer gibi

Birdenbire ve yersiz olarak: “Damdan düşer gibi birdenbire söyleyecek, açacak olursam itiraz eder.” -M. Yesari.

(Deyim)
Kapıdan kovsan bacadan düşer

Yüzsüz, arsız kimseler için söylenen bir söz.

(Deyim)
Damdan düşercesine

Birdenbire ve yersiz olarak: “Baba çocuğunun bu cevabına kızdı.” -İ. H. Baltacıoğlu.

(Deyim)
Servis edilmek

özel bir bilgi veya belge haber kaynağı tarafından istenilen yayın organına gönderilmek.

(Deyim)
Dedikodu sermayesi olmak

Konuşma, sohbet konusu durumuna gelmek: “Munise'nin süsü günlerce Zeyniler köyüne dedikodu sermayesi olmuş.” -R. N. Güntekin.

(Deyim)
(birinin) pöstekisini sermek

Döverek kımıldamayacak duruma getirmek, pestilini çıkarmak.

(Deyim)
Araları şekerrenk (serin) olmak

Iki kişi arasında dostluk ilişkileri bozuk olmak: “Vergi kâtibi ile de araları şekerrenk olmuştu.” -E. E. Talu.

(Deyim)
Eser kalmamak

Hiçbir belirti, iz olmamak: “Bir şirretleşmiş ki dünkü saygısından eser kalmamıştı.” -A. Kabaklı.

(Deyim)
Esermek besermek

Emek vererek ortaya çıkarmak.

(Deyim)
Zerresi (zerre kadar eseri) kalmamak (olmamak veya yok)

Hiç bulunmamak, tükenmek, yok olmak: “Bazen o muammalı hâl tamamen üstünden kalkıyor, zerre kadar eseri kalmıyor.” -S. M. Alus.

(Deyim)
Serbest çalışmak

Bir işverene bağlı olmadan kendi adına kazanç sağlamak.

(Deyim)
Kan kusup kızılcık şerbeti içtim demek

çok eziyet çektiği hâlde durumunu iyi göstermek.

(Deyim)
Nalıncı keseri gibi kendine yontmak

Yaptığı işlerde hep kendi çıkarını düşünmek.

(Deyim)
(birinin) leşini sermek

öldürmek: “Evin içini allak bullak edip leşini gözünün önüne sereyim mi?” -S. M. Alus.

(Deyim)
Servis yapmak

Sofrada hizmet etmek ve yemeği dağıtmak: “Özel olarak iki aşçıyla iki de ayrıca servis yapacak garson çağrıldı.” -Ç. Altan.

(Deyim)
Servise çıkmak

1) ulaşım aracı ile öğrencileri, çalışanları gidecekleri yere taşımak; 2) servis yetkilisi onarım yapmak üzere çağrılan yere gitmek; 3) doktor hastaları durumlarını gözlemlemek üzere ziyaret etmek; 4) bir iş yerinde çay, kahve dağıtımı gibi hizmetleri yapmak üzere dolaşmak.

(Deyim)
şerh düşmek (koymak)

Alınan karar veya kararlara karşı olumsuz yönde yazılı görüş bildirmek.

(Deyim)
Yatağa serilmek

Bitkin, yorgun bir durumda yatağa uzanıp yatmak: Yorgunluktan yatağa seriliverdim.

(Deyim)
Sermest olmak

çok hoşlanmak, kendinden geçmek: “O okurdu, ben dinlerdim; o muharebe hikâyeleriyle sermest olurdum.” -Y. K. Beyatlı.

(Deyim)
(birinin) nabzına göre şerbet vermek

Birinin hoşuna gidecek, gururunu okşayacak yolda davranmak: “Başına gelmeyen bela kalmadı. Azıcık nabza göre şerbet versen başına bu dertler gelmezdi.” -A. Boysan.

(Deyim)
şerbet gibi

Yumuşak, güzel (hava).

(Deyim)
şerbet içmek

Sözlenmek veya nişanlanmak üzere tarafların anlaşması durumunda ezilen şerbet içilerek tören yapmak.

(Deyim)
Yalana şerbetli olmak

çekinmeden yalan söyleyebilmek.

(Deyim)
Sermayeyi kediye yüklemek

şaka parasını yiyip bitirmek.

(Deyim)
(bir yer) mahşere dönmek

çok kalabalıklaşmak.

(Deyim)
Umut serpmek

Umutlandırmak.

(Deyim)
ümit serpmek

Umut serpmek: “Emine ile aralarını bulmaya çalışacağını söyledi, delikanlının gönlüne biraz ümit serptikten sonra çekildi gitti.” -H. E. Adıvar.

(Deyim)
üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi

üstüne ölü toprağı serpilmiş gibi: “Aldım eve getirdim kuşu. Başka zaman olsa üzerime ölü toprağı serpilmiş gibi uyurdum. Gece uyku girmedi gözüme. Arada bir uyanıp kuşa baktım.” -T. Dursun K.

(Deyim)
Konser vermek

Dinleyicilere, müzik eserlerini çalmak veya söylemek.

(Deyim)
Sermaye yapmak (etmek)

Iş yeri açmak için gereken parayı sağlamak: “Üç yüz lirayı alırlarsa bunun yüz lirasını çocuğa sermaye yapacaktı.” -H. E. Adıvar.

(Deyim)
Sermayeyi doğrultmak

Ticaret için ortaya konan anaparayı batırmadan işletmek ve para kazanmak: “Köyden kopup, yabancı işçi olup, beş altı yılda sermayeyi doğrultup, yurtta özel teşebbüsçü bir yarım yamalak kapitalist olma özlemi görülüyor çoğunda.” -H. Taner.

(Deyim)
Beşer şaşar

“insan her zaman yanılabilir” anlamında kullanılan bir söz.

(Deyim)
Sersem gibi

Serseme yakışır biçimde.

(Deyim)
Serseme çevirmek

Sersem etmek.

(Deyim)
Serseme dönmek

Sersem bir duruma gelmek, şaşkın bir duruma gelmek.

(Deyim)
Kevser gibi

Tatlı, lezzetli (içecek).

(Deyim)
şaheser yaratmak

üstün, kalıcı niteliği olan bir eser ortaya koymak, çok önemli bir şey yapmak: “Şu millî savaş içinde köy kadını başlı başına bir tarih, bir şaheser yaratıyor.” -A. Gündüz.

(Deyim)
Yüreğine su serpmek

Bir kimseyi kaygı sebebinin ortadan kalkmasıyla veya yeniden umut verecek bir haberle ferahlatmak: “Bizim nesil sözü, Selma Hanım'ın yüreğine biraz su serpti.” -Y. K. Karaosmanoğlu.

(Deyim)
Ocağını yeşertmek

Aile yuvasını canlandırmak: “Aşkla, şevkle ocağını yeşertecek birini istiyordu.” -Y. Kemal.

(Deyim)
Serzenişte bulunmak

Yakınmak (II).

(Deyim)
Sabahlar (sabahışerifler) hayrolsun!

1) günaydın! 2) iş işten geçtikten, olan olduktan sonra gösterilen ilgi için söylenen bir söz.

(Deyim)
Serilip serpilmek

1) rahat bir biçimde yatmak; 2) gelişmek.

(Deyim)
Serilip yatmak

Rahat bir biçimde yatmak.

(Deyim)
Içine su serpilmek

Ferahlamak.

(Deyim)
Serbest bırakmak

1) tutuklu veya gözaltında bulunan birini serbest, özgür duruma getirmek, tahliye etmek: Elde hiçbir delil olmadığı için serbest bıraktık. 2) kendi düşüncesi ve iradesine göre davranmasına izin vermek: “Akli muvazenesi pek sağlam bulunmadığı için serbest bırakıldı.” -S. F. Abasıyanık.

(Deyim)
Sert çıkmak

Aşırı biçimde karşı durmak.

(Deyim)
Mahşer gibi

çok kalabalık.

(Deyim)
Göz (gözünün) önüne serilmek

Görülmek, bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmak: “İstanbul'a bu yükseklikten bakılınca birden gözlerimizin önüne serilir.” -A. Ş. Hisar.

(Deyim)
Kalıp gibi serilmek

Yorgunluktan upuzun yatmak.

(Deyim)
Leş gibi serilmek

Kollarını bacaklarını yayarak kımıldamadan yatmak.

(Deyim)
Yüreğini serinletmek

üzüntüsünü azaltmak.

(Deyim)
şeref vermek

Onurlandırmak, şereflendirmek.

(Deyim)
Gönlünü serin tutmak

Sakin, soğukkanlı olmak, hemen heyecanlanmamak.

(Deyim)
Serin gel!

Argo “sakin ol, soğukkanlı davran” anlamında kullanılan bir uyarma sözü.

(Deyim)
Serin tutmak

Sıcaktan etkilenmeden daha soğuk bir durumda bulundurmak: “Dedelerimiz sıcakta serin tutan birtakım kürkler bulunduğunu bilirlerdi.” -R. H. Karay.

(Deyim)
Yüreği serinlemek

üzüntüsü bir dereceye kadar azalmak.

(Deyim)
üstüne ölü toprağı serpilmiş gibi

1) tembel, uyuşuk, cansız, miskin; 2) çok derin bir biçimde.

(Deyim)
Eflake ser çekmek

çok yüksek olmak.

(Deyim)
Göz (gözler) önüne sermek

Açıklamak, sergilemek, göstermek, tanıtmak: Adı duyulmamış, şiiri bilinmeyen gençleri tutar, gözler önüne sererdi.

(Deyim)
Ipe un sermek

Geçersiz birtakım nedenler ileri sürerek istenilen işi yapmaktan kaçınmak.

(Deyim)
şerrine lanet

Kötü bir kimse ile uğraşmak istenilmediğini veya kaçınıldığını anlatan bir söz.

(Deyim)
öne sermek

Ortaya koymak, meydana çıkarmak, göstermek: “Yendiğimiz orduların bize üstün gelişi, bu çok acı hakikati önümüze serdi.” -O. S. Orhon.

(Deyim)
Sergi sermek

Kurutmak veya göstermek için bir şeyi düz bir yere yaymak.

(Deyim)
Yere sermek

1) kötü bir duruma sokmak, yenmek: “Sen beni yere seren darbenin ne olduğunu anlıyor musun?” -Ö. Seyfettin. 2) vurup öldürmek.

Ser Kelimesinin İşaret Dilindeki Gösterimi

3 Harf
  • S
  • E
  • R

Ser Kelimesi İle Türetilen Diğer Kelimeler

322 Kelime

Ser İle İlgili Kelimeler ve Anlamları

535 Kelime
(elk.)
Darbe serpiştirme

İki ya da daha fazla kaynaktan gelen darbelerin iletilmek üzere zaman paylaşımlı çoğullama yöntemine göre zamanda sıralanmaları.

(tar.)
Sermaye kazancı

Bir aktifin satın alma fiyatıyla belli bir süre sonraki satış fiyatı arasındaki olumlu artış, anamal kazancı. Taşınır veya taşınmaz malların satın alındığı tarih ile satıldığı tarih arasındaki değer artışı.

(egitb.)
Okul sergisi

Okul etkinlikleriyle öğrenci çalışmaları sonucu elde edilen ve eğitsel değer taşıyan ürünleri, öğrencilere, velilere ve çevre halkına göstermek amacıyla genellikle öğretim yılı sonunda düzenlenen sergi.

(biyom.)
Insersiyon

(kim.)
Eser element

Bulunduğu ortamdaki derişimi çok düşük olan herhangi bir kimyasal element.

(tar.)
Maddesel olmayan sermaye

Bir işletmenin soyut, elle tutulamayan, göz ile görülemeyen, marka, patent, şerefiye, imtiyaz vb. türü öğelerden oluşan sermayesi.

(tar.)
Maddesel sermaye

Bir işletmenin somut arsa, yapı, makine, araç gibi elle tutulup, gözle görülebilen sermaye öğeleri.

(teks.)
Sertleştirici madde

Tekstil malzemelerine sert bir tutum kazandırmak için kullanılan nişasta, tutkal, jelatin, kazein gibi maddeler; eşanlam: takviye maddesi.

(malz.)
Manyetik seramik

Ferromanyetik, antiferromanyetik, manyetooptik vb. özellikler gösteren, Ba, Cu, Pb, Mg, Ni, Sr, Co veya Zn gibi iki değerlikli metallerin bileşiklerinin FeO ile karıştırılması sonucu hazırlanan, bilgisayar hafızalarında, iletişim sistemlerinde, antenlerde vb. yerlerde kullanılan seramik.

(sant.)
Serbest biçimli sanat

Dünya Savaşı'nın hemen sonrasında Avrupa'da üretilen soyut, ama geometrik olmayan sanat.

(made.)
Plaser maden yatağı

Kayaçların doğal olaylar tarafından parçalanmasıyla yüksek yoğunluklu ve kararlı minerallerin akarsularla taşınarak uygun alanlarda birikmeleri sonucu oluşan maden yatağı.

Yukarı Çık