Tın nedir, ne demek kelimesine ait sonuçlar görüntüleniyor..

Tın Nedir ve Ne Demek?

1
1)
Tın (i. )

i. Mâdenî şeylerden hafif bir vurma sonucunda çıkan ve uzayıp giden ses, tınlama sesi. ѻ Tın tın: mec. Bomboş, çok câhil. Tın tın ötmek: mec. Çok câhil olmak: “Bu çocuk tın tın ötüyor, sınıfını geçemez.”

Tın Kelimesi TDK Sözlük Anlamı

3
1)
Tin (felsefe)

Birtakım fizikötesi kurucularının, gerçeği ve evreni açıklamak için her şeyin özü, temeli veya yapıcısı olarak benimsedikleri madde dışı varlık

2)
Tin (isim,)

ruh bilimi Ruh

3)
Tın (isim)

Tınlayan şeyin çıkardığı ses, tınlama sesi

Tın Kelimesi Diğer Sözlüklerde Ne Anlama Geliyor?

14
1)

BSTS / Ruhbilim Terimleri Sözlüğü

(Jung) Ruhun bilinçaltı ile haberleşen yönü.

2)

BSTS / Felsefe Terimleri Sözlüğü

(Yun. pneuma, nous = soluk, nefes) :
Evren ilkesi. Özellikle stoa felsefesinde: Evren usu, evren ruhu; etki yapan, biçim veren, canlandıran ilke.
a. Doğal yaşam ilkesinden ayrı olarak, yüksek, doğaüstü, tanrısal ilke. b. Tanrı'nın dolaysız yaratıcı etkinliği.
Felsefeye Anaxagoras'ın yerleştirmiş olduğu "nous", Herakleitos'un getirmiş olduğu "logos" anlamında: a- Dünyanın usa uygun düzen ilkesi; b. Zamandan bağımsız olanın, zamandışı olanın, zamansız olanın ilkesi, c. Ruhun uslu yanı. (Aynı zamanda: logistikon.)
Yaşamdan ayrı olarak düşünme ve bilinç ilkesi (Descartes'ta cogitatio).
Düşünen insanın etkinliği; düşünce ilkesi. Özdeğe, fizik etkinliğe ve içgüdüsel etkinliğe karşıt.
Kendini içgüdülerin belirlenmişliğinden kurtaran, özgür olan, değerlere, anlam içeriklerine kendini açan. M. Scheler'de insanı insan yapan ilke; usun yanında duygu ve isteme edimlerini de içine alır.
Tin, zaman zaman usa (ratio'ya) indirgenerek ruha karşı olan, cansız, "yaşama düşman" bir ilke olarak görülür (Ludwig Klages).
- Bireysel ruh anlamına (özellikle dinbilimsel anlamda) "tinler ya da us taşıyan ruhlar" (Les esprits ou âmes raisonnables) Tanrılığın imgeleridirler (Leibniz). Tini (spiritus-pneuma) ruhtan (anirha-psykhe) ayırmak gerekir. Ruh, organik ve duyusal yaşamın ilkesiair (hayvanların da ruhundan sözedilir), tin ise yalnız insana özgü düşünme yetişidir. Ancak Türkçe'de ruh sözcüğü tin yerine de kullanılagelmiştir, örneğin Hıristiyanlıktaki "kutsal ruh" (le Saint Esprit).

3)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

Bir şeyin tepesi

4)

Tarama Sözlüğü

Can.

5)

Kişi Adları Sözlüğü

Cinsiyet: Erkek
Can, ruh, öz.
Nefes, soluk.

6)

Kişi Adları Sözlüğü

Cinsiyet: Erkek
Ruh, can.
Sağlam vücutlu.
Tepe, zirve.

7)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

Dokuma tezgâhlarında çözgü unutularak dışarda kalmış tek ilmek.

8)

BSTS / Zanaat Terimleri Sözlüğü

Dokuma tezgahlarmdaki ana ipler. (Körküler *Yalvaç -Isparta)

9)

Tarama Sözlüğü

k. dın

10)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

Ruh.
Can.

11)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

Sağlam vücutlu.

12)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

Sincap.

13)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

Su vb. lerinde soğukluk, keskinlik, sertlik: Koy suyun tini kırılsın.

14)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

Tel: Çorabımın tini kaçmış.
İlmik.

Tın Kelimesinin Diğer Dillerdeki Anlamı

9 Dil
  • İNGİLİZCE (USA) Tin “ What is tin ”
  • ALMANCA Zinn “ Was ist zinn ”
  • İSPANYOLCA Tin “ Lo que es el estaño ”
  • ÇİNCE “ 什么是锡 ”
  • FRANSIZCA L'étain “ Qu'est-ce que l'étain ”
  • Arapça القصدير “ ما هو القصدير ”
  • İTALYANCA Tin “ Che cosa è stagno ”
  • JAPONCA “ 何錫 ”
  • PORTEKİZCE Estanho “ O que é estanho ”

Tın Kelimesinin Braille Alfabesinde Gösterimi

3 Harf
  • T
  • I
  • N

Tın Kelimesinin Cümle İçinde Kullanımı

3 Cümle
(Atasözü)
Milletin ağzı torba değil ki büzesin (dikesin)

Başkalarının söyleyeceklerine engel olamazsınız.

(Atasözü)
Sanat altın bileziktir

Kişinin elindeki sanat, değeri hiç eksilmeyen bir servettir.

(Atasözü)
Sanatına hor bakan (sanatını hor gören) boğazına torba takar

Işini küçümseyen kişi istediği gibi para kazanamaz ve sonunda dilenci olur.

(Atasözü)
Sanatını hor gören boğazına torba takar

Işini küçümseyen kişi istediği gibi para kazanamaz ve sonunda dilenci olur.

(Atasözü)
Ahlatın iyisini dağda ayılar yer

Kendilerine yakışmayan güzel bir şeyi eline geçirenler için kullanılan bir söz.

(Atasözü)
Devletin malı deniz, yemeyen domuz

Devlete hıyanet etmeyi sanat hâline getirenlere göre devletin bitmez tükenmez malı vardır. Yolunu bulup ondan aşırmayan budaladır.

(Atasözü)
Aç aç ile yatınca arada dilenci doğar

Karı koca yoksul olursa bunların çocukları da yoksul olur.

(Atasözü)
Zurnada peşrev olmaz, ne çıkarsa bahtına

Rastgele yapılan plansız işlerde yöntem, kural aranmaz.

(Atasözü)
Ak köpeğin (itin) pamuk pazarına (pamuğa, pamukçuya) zararı vardır

Kötü şey, görünüşte iyi şeye benziyorsa iyi şeyin değeri azalır.

(Atasözü)
Kısmetinde ne varsa kaşığında o çıkar

Kişi ne kadar çabalarsa çabalasın alın yazısındaki şeye ulaşır.

(Atasözü)
Bülbülü altın kafese koymuşlar, ”ah vatanım” demiş

Kişi, başka yerlerde ne kadar rahat ve mutlu olursa olsun yine de kendi yurdunu özler.

(Atasözü)
Ayıyı (maymunu) fırına (ateşe) atmışlar, yavrusunu ayağının altına almış

Duygusuz insanlar, kendilerini kurtarmak için gerekiyorsa çocuklarını bile tehlikeye atmaktan çekinmezler.

(Atasözü)
Allah gümüş kapıyı kaparsa altın kapıyı açar

Işi bozulan kişi umutsuzluğa düşmemeli, Tanrı'nın onu daha iyi bir işe kavuşturacağına inanmalıdır.

(Atasözü)
Rüzgâr eken fırtına biçer

Herkesin zarar görmesine yol açacak işler yapan kimse, çok sert tepkilerle karşılaşır ve sonunda en büyük zarara kendisi uğrar.

(Atasözü)
Fırsat sakal altından geçer

Fırsatı yakalayabilmek için uygun zamanı kollamak gerekir.

(Atasözü)
Itin (köpeğin) duası kabul (makbul) olsa (-ydı) gökten kemik yağar (-dı)

Aşağılık kişinin istediği olsaydı dünya, yalnız kendisinin işine yarayan, başkalarını rahatsız eden şeylerle dolardı.

(Atasözü)
Akılsız başın cezasını (zahmetini) ayak çeker

Bir işte düşüncesizce davranan kişi her türlü olumsuz sonuca katlanır.

(Atasözü)
Aslan kükrerse atın ayağı kösteklenir

Güçlü kimsenin korkutucu sözleri, güçsüzü kıpırdayamayacak duruma getirir.

(Atasözü)
Tilki tilkiliğini anlatıncaya kadar post elden gider

Bir gerçeği anlatıncaya kadar çoğu kez başa gelmedik şey kalmaz.

(Atasözü)
Bahşiş (beleş) atın dişine (yaşına) bakılmaz

Para verilmeden sağlanan bir şeyin ufak tefek kusurları hoş görülmelidir.

(Atasözü)
Tıngır elek tıngır saç, elim hamur karnım aç

çalışmalarımla başkalarına yarar sağlıyorum ancak bundan kendim yararlanmıyorum.

(Atasözü)
Baskıdaki altından askıdaki salkım yeğdir

Kullanılan, işe yarayan değersiz şey, saklanan ve kullanılmayan çok değerli şeyden daha iyidir.

(Atasözü)
Kimse kendi memleketinde peygamber olmaz

Insanların kendi çevrelerinde değeri bilinmez.

(Atasözü)
Altını saklamak değil, kuruşu saklamak hünerdir

Tutumluluk değersiz görünen şeyleri değerlendirmekle olur.

(Atasözü)
Ağzına bir zeytin verir, altına (ardına) tulum tutar

Yaptığı küçük iyiliklere karşılık büyük çıkar bekler.

(Atasözü)
Sandıktaki sırtında, ambardaki karnında

Nesi varsa giyer, nesi varsa yer.

(Atasözü)
Yavaş atın tekmesi yavuz olur

Yumuşak huylu kimseler öfkelendiklerinde aşırı davranışlarda bulunurlar.

(Atasözü)
Hikmetinden sual olunmaz

1) sonucunun sebebi sorulmaz, araştırılmaz; 2) Allah’ın yaratıcı gücü karşısında sebep aranmaz.

(Atasözü)
Tencere (çömlek) demiş “dibim altın”, kaşık (kepçe) demiş ben neredeyim?” (girdim, çıktım)

Içyüzünü iyi bilen kimseye karşı, kusurlarını gizlemeye çalışan ve yüksek nitelikleri bulunduğunu söyleyerek övünmeye kalkışan kişi, gülünç duruma düşer.

(Atasözü)
Kepenek altında er yatar

Insanları giydiğine bakarak değerlendirmek yanlışlara yol açar, değerli kişiler de bazen eski giymiş olabilir.

(Atasözü)
Altın yere düşmekle pul olmaz

üstün nitelikli kişinin değeri, bulunduğu yerden uzaklaştırılmasıyla azalmaz.

(Atasözü)
Atın tepmezi, itin kapmazı olmaz

Size çok bağlı olan kimseler bile zaman gelir sizi incitebilirler.

(Atasözü)
Eşeğe altın semer vursalar yine eşektir

Insanlık değerinden yoksun kişi, kılık kıyafetle, makam ve mevkiyle değer kazanmaz.

(Atasözü)
Kabahat samur kürk olsa kimse sırtına almaz

Hiç kimse suçlu olduğunu kabul etmek istemez.

(Atasözü)
Huy canın altındadır

Insanı alışkanlıklarından, huylarından vazgeçirmek mümkün değildir.

(Atasözü)
Kır atın yanında duran ya huyundan ya suyundan

Kişi arkadaşlık ettiği kimseden etkilenir.

(Atasözü)
Yumuşak huylu atın çiftesi pek olur

Yumuşak huylu kimseler öfkelendiklerinde aşırı davranışlarda bulunurlar.

(Atasözü)
Atın bahtsızı arabaya düşer

Değerli ama talihsiz kimseler, kişiliklerine uygun olmayan ağır ve aşağılık işlerde kullanılırlar.

(Atasözü)
Körler memleketinde tek gözlü kraldır

Hepsi bilgisiz olan bir çevrede azıcık bilgisi bulunan başa geçer.

(Atasözü)
Nisan yağmuru; altın araba, gümüş tekerlek

Nisan da yağan yağmur ürünleri bereketli kılar, çiftçiyi zengin eder.

(Atasözü)
Körler memleketinde şaşılar padişah olur

Hepsi bilgisiz olan bir çevrede azıcık bilgisi bulunan başa geçer.

(Atasözü)
Atın varken yol tanı, ağan varken el tanı

Elde imkân varken gezip dolaşmak, dost edinmek gerekir.

(Atasözü)
Altın ateşte, insan mihnette belli olur

Altına benzeyen maddenin altın olup olmadığı ateşe dayanıklılık derecesi ile anlaşıldığı gibi bir kişinin değeri de sıkıntılara katlanma, zorlukları yenme ve benliğini koruma gücü ile ölçülür.

(Atasözü)
Altının kadrini sarraf bilir

Bir kimsenin, bir şeyin değerini ancak bu konularda uzmanlığı bulunanlar bilir.

(Atasözü)
Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz

Kişi yalnızca kendi kazancına güvenmeli, başkasının yardımını beklememelidir.

(Atasözü)
Her şeyin vakti var, horoz bile vaktinde öter

Her şey zamanında yapılmalıdır.

(Atasözü)
Kürkü orak vaktinde, orağı kürk

Gereksinimler vaktinden önce ve ucuz olduğu zaman karşılanmalıdır.

(Atasözü)
Köprünün (köprülerin) altından çok su (sular) aktı (geçti)

Zamanla şartlar çok değişti, eski durum kalmadı.

(Atasözü)
Yatsının faziletini güveyden sormalı

Eskiden gerdeğe yatsı namazından sonra girildiğinden güvey için yatsı çok önemliydi tıpkı bunun gibi birçok kimse için önemli bulunmayan bir durum kimi kişiler için özel bir önem taşır.

(Atasözü)
Bir avuç altının olacağına bir avuç toprağın olsun

Altın harcanıp gider, toprak ise sürekli ürün veren, para getiren bir maldır.

(Atasözü)
şeriatın kestiği parmak acımaz

Kanunların uygun gördüğü cezaya katlanmak gerekir.

(Atasözü)
Altın anahtar her kapıyı açar

Para olduğunda her güçlük yenilebilir.

(Atasözü)
Martta yağmaz, nisanda dinmezse sabanlar altın olur

Kara kışta kar yağar, martta yağış olmaz, nisanda da çok yağmur yağarsa o yıl bol ürün alınır; çiftçinin yüzü güler.

(Atasözü)
Garip itin kuyruğu bacağı arasında (götünde, kıçına kısık) gerek (olur)

Sığıntı durumunda olan kişi, yabancı bir yerde hiçbir şeye karışmamalı, sessiz, kendi hâlinde yaşamalıdır.

(Atasözü)
Altının kıymetini sarraf bilir

Bir kimsenin, bir şeyin değerini ancak o konuda uzmanlığı olanlar bilir.

(Atasözü)
Insan (adam) kıymetini insan (adam) bilir

Bir kimsenin, bir şeyin değerini ancak o konuda uzmanlığı olanlar bilir.

(Atasözü)
Pehlivan, kispetinin yağından bellidir

Bir insanın işini bilip bilmediği çalışma biçiminden anlaşılır.

(Atasözü)
Kadının şamdanı altın olsa mumunu dikecek erkektir

Kadın ne kadar bol, değerli çeyizle gelirse gelsin evin bütün eksiklerini erkek sağlar, giderlerini erkek karşılar, evi o geçindirir.

(Atasözü)
Itin ahmağı baklavadan pay umar

Aptal kişi, eline geçme olasılığı bulunmayan bir nimeti bekler.

(Atasözü)
Baktın kar havası, eve gel kör olası

Tehlikeli bir durum belirmeye başlayınca ondan uzaklaşmanın çaresine bakılmalıdır.

(Atasözü)
Altın eşik gümüş eşiğe muhtaç olur

Hiç kimse zenginliğine güvenmemelidir, gün gelir yoksullaşır ve fakir kimseye muhtaç olur.

(Atasözü)
Gümüş sağ olsun, altın gidekosun

Eldeki şey, elde edilmesi güç olan daha değerli bir şeyden üstün tutulmalı.

(Atasözü)
Söz gümüşse sükût altındır

Susmak bazen konuşmaktan daha iyi sonuç verir.

(Atasözü)
Garibe bir selam bin altın değer

Yabancı yerde tek başına kalan kimseye karşı gösterilecek küçük bir ilgi, en büyük iyilik yerine geçer.

(Atasözü)
Satılık ziftin olsun, Selânikten kel gelir

Işe yaramaz sandığın bir malı satılığa çıkarırsan akla gelmeyen yerlerden onu arayanlar gelir.

(Atasözü)
Ahlatın iyisini ayılar yer

Kendilerine yakışmayan güzel bir şeyi eline geçirenler için kullanılan bir söz.

(Atasözü)
It itin ayağına (kuyruğuna) basmaz

Başkasına kötülük etmek konusunda aynı şeyi düşünenler birbirlerini incitmezler.

(Atasözü)
Altın tutsa toprak olur (altına yapışsa elinde bakır kesilir)

Giriştiği işlerde büyük talihsizliklere uğrayan kimsenin durumunu anlatan bir söz.

(Atasözü)
Dağ ardında olsun da, yer altında olmasın

Yaşasın da uzakta olsun.

(Atasözü)
Taş altında olmasın da dağ ardında olsun

Uzakta olan sevdiklerimize günün birinde kavuşabiliriz yeter ki yaşıyor olsunlar.

(Atasözü)
Aba altında er yatar

Giyim kuşam kişiliğe ölçü olamaz.

(Atasözü)
Bir sürçen atın başı kesilmez

şimdiye kadar sizi memnun etmiş olan kişi bir kez yanlış iş yaptığında kendisine hemen ağır ceza verilmemelidir.

(Atasözü)
Gelin altın taht getirmiş, çıkmış kendisi oturmuş

Toplum içine giren bir kimsenin kendi kullanacağı eşyasının değerli olup olmaması başkalarını ilgilendirmez.

(Atasözü)
Atın ürkeği, yiğidin korkağı

At da kişi de hep tehlike içinde imişler gibi uyanık olmalıdırlar.

(Atasözü)
Altın eli bıçak kesmez

1) varlıklı veya değerli kişilerin elini kimse bükemez; 2) herhangi bir işte usta olan her zorluğun üstesinden gelir.

(Atasözü)
Sorma kişinin aslını, sohbetinden bellidir

Bir kişinin nasıl bir insan olduğu konuşmasından belli olur, soyunu sopunu öğrenmeye gerek yoktur.

(Atasözü)
Atın ölümü arpadan olsun

çok sevilen bir şey yapılırken veya sevilen bir yiyecek yenilirken sonuç kötü de olsa zor veya kötü şeylere katlanılır.

(Atasözü)
Her taşın altına elini sokma, ya yılan çıkar, ya çıyan

Sonunu düşünmeden sana zararı dokunma olasılığı bulunan davranışlarda bulunma.

(Atasözü)
Yük altında (yüklü) eşek anırmaz

Ağır bir iş altında bunalmış olan kişi bu durumdan kurtulmadan rahatlayamaz, keyifli bir duruma gelemez.

(Atasözü)
Atına bakan ardına bakmaz

Görevini eksiksiz yapan, aracını iyi kullanan kimse kendisini kötü duruma düşmekten kurtarmış olur.

(Atasözü)
Altın adı pul oldu, kız adı dul oldu

Uygunsuz davranışları yüzünden temiz tanınan kişiliği lekelendi.

(Atasözü)
Altın pas tutmaz

şerefli, temiz insana hiç kimse leke süremez.

(Atasözü)
Altın yerde paslanmaz, taş yağmurdan ıslanmaz

Değerli kişi veya nesneler, ne türlü uygunsuz koşullar içinde bulunurlarsa bulunsunlar değerlerini ve niteliklerini yitirmezler.

(Atasözü)
Itin ölümü gelirse cami duvarına işer

Herkesin üzerine titrediği, kutsal saydığı şeyi kötüleyen, bozan kimse mutlaka kötü bir sonuçla karşılaşır.

(Atasözü)
Atın dorusu, yiğidin delisi

Atın doru renkli olanı, kişinin ise gözünü budaktan esirgemeyeni makbuldür.

(Atasözü)
Değirmen taşının altından diri çıkar

En ağır şartlarda bütün güçlükleri yener.

(Atasözü)
Hangi taşı kaldırsan, altından çıkar

1) her işten anlar veya anladığı iddiasında bulunur; 2) her işe karışır.

(Atasözü)
Ucuz etin yahnisi yavan (tatsız) olur

Ucuza mal olan şeyler niteliksizdir.

(Atasözü)
Gem almayan atın ölümü yakındır

Söz dinlemeyen hırçın kişi, davranışının büyük zararını görür.

(Atasözü)
Işini kış tut da yaz çıkarsa bahtına

Başladığın bir işte her zaman güçlüklerle karşılaşacağını varsay ki sonunda hayal kırıklığına uğramayasın, iyi sonuçlar aldığında sevinesin.

(Atasözü)
Insan kıymetini insan bilir

Bir kimsenin ne kadar değerli olduğunu ancak o kimsenin değerini ölçebilecek nitelikteki insanlar anlar.

(Atasözü)
At ile avrat yiğidin bahtına

Kişinin satın aldığı attan ve evlendiği kadından memnun kalıp kalmayacağı önceden kestirilemez, her ikisi de talihine kalmıştır.

(Atasözü)
Kedinin kabahatini önüne koyarlar, öyle döverler

Cezalandırılan kimse suçunun ne olduğunu bilmelidir ki o suçu bir daha işlemesin.

(Atasözü)
Yabancı kuşun başı kanadı altında olur

Bir topluluğa yeni katılan kimseyi çevresi hemen aralarına almaz, o yüzden bir süre yabancılık çeker, onlardan uzak durur.

(Atasözü)
Bağ babadan, zeytin dededen kalmalı

Bağ, bir kuşak geçecek kadar yaşlandıktan sonra bol ürün verir, zeytinin bol ürün verebilmesi için en azından iki kuşaklık bir zaman geçmelidir.

(Atasözü)
Incir babadan, zeytin dededen

Bağ, bir kuşak geçecek kadar yaşlandıktan sonra bol ürün verir, zeytinin bol ürün verebilmesi için en azından iki kuşaklık bir zaman geçmelidir.

(Atasözü)
öküz, yem bitince çifte gideceğini bilir

çalışmanın önemini kavramak için aç kalmak gerekmez.

(Atasözü)
Gailesiz baş, yerin altında

Herkesin bir sıkıntısı vardır, bu sıkıntılar ancak ölümle biter.

(Atasözü)
Ustanın çekici bin altın

Alanında uzman olan bir kişi, bir sorunu kolayca çözümleyebilme becerisi gösteriyorsa bu, aynı işe yıllarca verilmiş emeklerin karşılığı olarak değerlendirilmelidir.

(Deyim)
Kuvvetini toplamak

Gücünü artırmak, kuvvetlenmek.

(Deyim)
(birinin veya bir şeyin) hasretini çekmek

1) çok özlemek: “Ben dört sene onun hasretini çektim.” -A. Gündüz. 2) mec. gereksinim duyduğu şeyi elde edememenin üzüntüsü içinde bulunmak: Dünya, barışın hasretini çekiyor.

(Deyim)
Altın çağını yaşamak

En başarılı, en verimli döneminde bulunmak.

(Deyim)
Hayatını yaşamak

Her türlü baskıdan uzak, dilediğince, gönlünce yaşamak.

(Deyim)
Hayatının baharını yaşamak

Hayatının en güzel günlerini yaşamak.

(Deyim)
(birinin) sırtından (para) kazanmak

Para kazanmak için birini kullanmak: “Benim bu marifetimi bilmeyenlerle bahse girip sırtımdan para kazanan açıkgözler bile oldu.” -H. Taner.

(Deyim)
Kısmetine mâni olmak

Kazancına veya evlenmesine engel olmak.

(Deyim)
Kısmetini ayağıyla tepmek

Kavuşacağı iyi bir durumu, değerini bilmeyerek istememek.

(Deyim)
Kısmetini bağlamak

Bir inanışa göre büyü ile evlenmesine engel olmak.

(Deyim)
Saati saatine uymamak

Durumu, huyu sık sık değişmek.

(Deyim)
Hacetini yapmak (görmek)

Küçük veya büyük abdestini yapmak.

(Deyim)
Gözaltına almak

Güvenlik kuvvetleri birini belli bir süre, belli bir yerde tutmak, nezarete almak.

(Deyim)
Gözaltında tutmak

1) güvenlik kuvvetleri birini belli bir süre, belli bir yerde tutmak; 2) gözetlemek.

(Deyim)
Fırsat sakal altından geçer

“fırsatı yakalayabilmek için uygun zamanı kollamak gerekir” anlamında kullanılan bir söz.

(Deyim)
Rahatına bakmak

Hiçbir şeye aldırış etmeyerek rahatını sağlamaya çalışmak.

(Deyim)
(birinin, bir şeyin) akıbetine uğramak

Birinin içinde bulunduğu kötü duruma benzer bir duruma düşmek: “Ben Kristof Kolomb'un akıbetine uğramak istemiyorum.” -S. F. Abasıyanık.

(Deyim)
Altın yürekli olmak

çok iyi niyetli, merhametli olmak: “O kadar fazla altın yürekli olacağına bir parça daha zarif ve cazibeli bir adam olsaydı.” -R. N. Güntekin.

(Deyim)
Bahtına küsmek

Talihsizliğinden yakınmak.

(Deyim)
şehadet şerbetini içmek

Şehit olmak, vatan millet, din ve namusu uğruna canını vermek

(Deyim)
Ağırlığınca altın etmek (değmek)

çok değerli olmak.

(Deyim)
Tuvalet (tuvaletini) yapmak

Sidik veya dışkıyı vücuttan dışarı atmak.

(Deyim)
(bir şeyin) kefaretini ödemek

Cezasını çekmek: “O, kendisine düşen zulüm payının kefaretini ödedi.” -N. F. Kısakürek.

(Deyim)
Eti budu yerinde (etine dolgun)

şişmanca, tombul.

(Deyim)
Suratını ekşitmek (buruşturmak)

Yüzüne memnun olmadığını belirten bir anlam vermek: “İşte ilmin, âlimin kıymeti bilinmeye başladı diye suratımı ekşittim.” -Ö. Seyfettin. “Ben suratımı buruşturdukça, bir yaz öğlesinde yarı açık kalmış bir musluktan akarak ak mermer bir yalakta şarkı söyleyen serin bir su gibi gülsün o!” -N. Hikmet.

(Deyim)
Bıyık altından gülmek

Birinin durumuna belli etmemeye çalışarak gülümsemek: “Sanki yarım ağız söylediğimi anlamış gibi bıyık altından gülerek şöyle bir süzüyor beni.” -A. Ümit.

(Deyim)
Fırtına kopmak (patlamak)

1) şiddetli fırtına çıkmak: “Fırtına kopmadan epey önce köpek balıkları açık denizlere kaçarlar.” -Halikarnas Balıkçısı. 2) mec. bir yerde kavga ve gürültü çıkmak.

(Deyim)
(birinin) sırtını sıvazlamak

Birini desteklediğini göstermek.

(Deyim)
Sopanın altına yatırmak

Dövmek: “Topal iyice küplere binse de avradını sopanın altına yatırsaydı.” -O. Kemal.

(Deyim)
Altın yumurtlayan tavuk

1) mesleği, sanatı, parası olan, gelirli kimse; 2) turist.

(Deyim)
(birini) ayağının altına almak

Tekme ile dövmek.

(Deyim)
Suratına indirmek

Tokat atmak.

(Deyim)
Suratından düşen bin parça olmak

öfke veya küskünlükten ileri gelen can sıkıntısıyla suratı asık olmak.

(Deyim)
Suratını dağıtmak

Yüzüne zarar verecek biçimde dövmek.

(Deyim)
Suretine girmek

Bir şeyin görünüşüne, biçimine benzemek.

(Deyim)
Kıratını ölçmek

Değerini biçmek, kıymetini belirlemek: “Yüzlerini görür görmez, aşağıdaki misafirlerinin kıratlarını ölçmüştüm.” -E. E. Talu.

(Deyim)
Sırtında yumurta küfesi olmamak

Eski düşünce ve yönünü kolayca değiştirmek veya sözünden caymakta sakınca görmemek: “Çelişki içinde konuşur ve sırtında yumurta küfesi olmadığından dün ak dediğine bugün rahatlıkla kara diyebilir.” -H. Taner.

(Deyim)
(bir durum, düşüncenin) ışığı altında

“bir durum veya düşüncenin konuyu aydınlatmasından yararlanarak, onu göz önünde tutarak” anlamında kullanılan bir söz.

(Deyim)
Gözetim altında tutmak

Göz önünden ayırmamak: “Onu kolla, gözetim altında tut ama bunu ona hiç belli etme.” -A. Kulin.

(Deyim)
Töhmet altında kalmak

Suçu işlediği düşünülmek: “Hiçbir doktor her an intihar etmeye hazır bir psikopatın töhmeti altında kalmak istemez.” -A. Kulin.

(Deyim)
Vaktini şaşmamak

Her şeyi tam zamanında yapmak.

(Deyim)
(birinin) adaletine sığınmak

Birinden anlayış, hoşgörü, yakınlık beklemek.

(Deyim)
Koltuğunun altına sığınmak

Birinin koruyuculuğuna sığınmak: “Ben de aç duracak değilim ya! Bizim orada senin gibi bir ağa yok ki koltuğunun altına sığınalım.” -M. Ş. Esendal.

(Deyim)
Kontrol altına almak

Bir olayı denetim altına almak.

(Deyim)
Kontrol altında olmak

Denetlenmek.

(Deyim)
Kontrol altında tutmak

Denetlemek: “Amcam öfkesini kontrol altında tutmaya çalışarak derin bir soluk alıyor.” -A. Ümit.

(Deyim)
Kilit kürek altına almak

Bir şeyi kilitli yere koyarak saklamak: “O gün her tarafı kilit kürek altına aldı.” -Ö. Seyfettin.

(Deyim)
Münasebetini getirmek

Sırasını getirmek.

(Deyim)
(bir iş birinin) vaktini almak (yemek)

Epey zaman harcanmasını gerektirmek.

(Deyim)
(bir şey birinin) başının altından çıkmak

Birinin hilesiyle yapılmak: “Anlaşıldığına göre bu iş Saniye'nin İstanbullu anasının başının altından çıkmıştı.” -R. N. Güntekin.

(Deyim)
özrü kabahatinden büyük

Bir suç veya kabahat için özür dilerken daha büyük suç işleyen kimseler için söylenen bir söz.

(Deyim)
çıt (çıtını) çıkarmamak

1) ses çıkarmamak: “İşte bak, hücre kapısını çıt çıkarmadan araladı, yine bir şey diyecek.” -A. İlhan. 2) hiç konuşmamak.

(Deyim)
Abdestinden şüphesi olmamak

Yaptığı işte kusuru olmadığını kesin olarak bilmek.

(Deyim)
Muhafaza altına almak

Korumak, saklamak, bir yerde tutmak, kapatmak.

(Deyim)
(bir şeyi) zimmetine geçirmek

Emanet edilmiş para veya eşyayı kendine mal etmek.

(Deyim)
(birinin) zimmetine geçirmek

Bir hesabı birinin borcuna eklemek.

(Deyim)
Vebal altında kalmak

Manevi sorumluluk yüklenmek: “Başını alıp kaçar da bir belaya uğrarsa vebal altında kalırsın.” -R. N. Güntekin.

(Deyim)
Ziftin pekini yesin

Zift yesin.

(Deyim)
(birinin veya bir şeyin) yüzü suyu hürmetine

“birinin veya bir şeyin hatırına veya varlığına değer verildiği için” anlamında kullanılan bir söz: “Ben şu iki kolumun yüzü suyu hürmetine yaşıyorum, yaşıyorsam.” -Z. Selimoğlu.

(Deyim)
Nüfuzu altında tutmak

Söz geçirme gücünü üstün kılmak, egemenliği altında bulundurmak: “Onu uzun müddet nüfuzu altında tuttuğuna bir misal olarak...” -A. Ş. Hisar.

(Deyim)
Bir çatı altında (olmak, bulunmak)

Aynı yapı, kurum, kuruluş vb. içinde (olmak).

(Deyim)
(birinin) cesaretini kırmak

Yürekliliğini gidermek, korkutmak: “Zekânız size yardım etmez, bilakis cesaretinizi kırar.” -R. H. Karay.

(Deyim)
Abdestinde namazında olmak

Dindar olmak.

(Deyim)
(birini) patentinin altına almak

Egemenliği altına almak.

(Deyim)
Cesaretini toplamak

Kendine güven duygusunu, yürekliliğini ve atılganlığını bir araya getirmek: “Bir gün bütün cesaretini toplayıp beyefendiye gider.” -F. R. Atay.

(Deyim)
Dikkatini toplamak

Duygu ve düşünceyi bir konu veya yapılan iş üzerinde yoğunlaştırmak: “Dikkatini topladı, yürüyen insanlara daha bir titizlikle bakmaya başladı.” -O. Aysu.

(Deyim)
(birini) kanadı altına almak

Korumak, himayesine almak: “Yazarları, ressamları, müzikçileri kanatlarının altına alan krallar, padişahlar elbette hesaba sığmaz.” -S. Birsel.

(Deyim)
Altına imza koymak

Konuyu veya anlaşmayı kabul ettiğini belirtmek: “İlgili sözleşmelerin altına imzamızı koyarken bu imzaya sadık kalma konusunda ne ölçüde niyetliydik?” -A. Cemal.

(Deyim)
Ayağının altına karpuz kabuğu koymak

Bir yolunu bulup bir kimseyi düzenle işinden uzaklaştırmak.

(Deyim)
Nazarıdikkatini çekmek

Ilgisini çekmek.

(Deyim)
Altını üstüne getirmek

1) bir şey bulmak için aramadık yer bırakmamak; 2) söz veya tutumuyla çevreyi birbirine düşürmek, karmakarışık etmek: “İnsanın gözü bir şey görmedi mi dünyanın altını üstüne getirmeli.” -Z. Selimoğlu.

(Deyim)
(birine) sırtını dayamak (vermek)

1) bir yere dayanmak, yaslanmak: “Kocaman duvara sırtını vererek üstüne zencefil ve tarçın serpilmiş salep içerlerdi.” -S. F. Abasıyanık. 2) güçlü birine, bir yere güvenmek.

(Deyim)
(birinin) sırtından çıkarmak

O kimseye ödetmek.

(Deyim)
(birinin) sırtından geçinmek

Geçimini o kimseden sağlamak: “Öteki karınca türlerinin yuvalarını yağma edip kendi boyunduruklarına alıyor, onların sırtından geçiniyorlarmış.” -T. Halman.

(Deyim)
(birinin) sırtını yere getirmek

1) güreşte hasmı sırtüstü yere yatırarak yenmek; 2) üstün gelmek.

(Deyim)
Bir bardak suda fırtına koparmak

önemsiz, küçük bir sorunu büyütmek.

(Deyim)
Fırtına atlatmak

Güç durumdan kurtulmak: “Ne sen gideceksin ne de ben. Böyle kaç fırtına atlattık biz.” -A. Kulin.

(Deyim)
Hayatının baharında olmak

Hayatının en güzel dönemini yaşıyor olmak.

(Deyim)
Güvence altına almak

Koruma sorumluluğunu üstlenmek.

(Deyim)
Hacir altına almak

1) kısıtlamak: “Mümkün olduğu kadar uzun zaman devam etmesi için onu âdeta hacir altına almıştık.” -R. N. Güntekin. 2) huk. hastalık, bunama vb. sebeplerden dolayı davranışlarının nasıl sonuç vereceğini bilemeyen bir kişiyi mahkeme aracılığıyla mal ve mülk yönetimi bakımından kısıtlamak; 3) huk. Medeni Kanun'a göre çeşitli haklarını kullanmaya yetkili olan kişinin bu haklarını mahkeme kararı ile elinden almak, haklarını kullanma bakımından kısıtlamak.

(Deyim)
(bir şeyin) altını kısmak

Ocağın alevini azaltmak.

(Deyim)
Bıçak altına yatmak

Ameliyat olmak.

(Deyim)
(birinin) sakalının altına girmek

Yakınlık kurarak ona düşüncesini aşılamak.

(Deyim)
Altın adını bakır etmek

Kötü işler yaparak temiz ve parlak ününü karartmak.

(Deyim)
Altın leğene kan kusmak

Varlık içinde hastalık veya sıkıntı çekerek yaşamak.

(Deyim)
Kelleyi koltuğun altına almak

Kellesini koltuğuna almak.

(Deyim)
Patinaj yapmak

1) tekerlek, tutunma eksikliği sebebiyle ilerlemeksizin aynı noktada dönmek; 2) mec. herhangi bir işte ilerleme kaydedememek, aynı noktada sayıp durmak.

(Deyim)
Atını sağlam kazığa bağlamak

Eşeğini sağlam kazığa bağlamak.

(Deyim)
Gururunu ayakaltına almak

Her türlü fedakârlığı göze alıp ödün vermek, ilkelerden vazgeçmek.

(Deyim)
Altında kalmamak

Karşılığını vermek, gördüğü iyilik veya kötülüğü karşılıksız bırakmamak.

(Deyim)
Teminat altına almak

Güvence altına almak.

(Deyim)
Rüzgâr ekip fırtına biçmek

Yaptığı bir kötülüğün çok daha kötüsü ile karşılaşmak.

(Deyim)
Amma da yaptın ha!

Söylenen bir söze pek inanılmadığını ve şaşıldığını anlatan bir söz.

(Deyim)
Dikkatini çekmek

Uyarmak.

(Deyim)
Dikkatini çekmemek

Birinin ilgisini uyandırmamak: “Arapça konuşan milletler arasındaki ayrılıklar da onun dikkatini çekmemişti.” -M. Kaplan.

(Deyim)
Altını çizmek

Bir sözün önemini belirtmek, üzerine dikkati çekmek, vurgulamak.

(Deyim)
Oluruyla yetinmek

Elde olanları yeterli bulmak, kanaat etmek.

(Deyim)
Bileğinde altın bileziği olmak

Kolunda altın bileziği olmak.

(Deyim)
Biletini kesmek

1) ölümüne karar vermek; 2) işine son vermek, işten uzaklaştırmak, ayırmak.

(Deyim)
(birinin) kolunda altın bileziği olmak

Kazanç sağlayan bir mesleği, zanaatı olmak.

(Deyim)
Mikroskop altına koymak (almak)

En ince noktasına kadar araştırmak, didik didik edip incelemek: “Başkalarını nasıl mikroskop altına koydunsa kendini de öylece koy!” -H. E. Adıvar.

(Deyim)
Karar altına almak

Karar vermek, kararlaştırmak: “Dün akşam size tesadüf ettiğimde bunu karar altına almıştık.” -H. Z. Uşaklıgil.

(Deyim)
(birinin) mahremiyetine girmek

Bir kimsenin özel hayatını öğrenecek kadar ona yakın olmak: “Türkünün bir tarafında kapılar açılıyor ve siz durup dururken hiç tanımadığınız bir insanın mahremiyetine girmiş oluyorsunuz.” -B. R. Eyuboğlu.

(Deyim)
Korkusundan altına etmek (kaçırmak, yapmak)

çok korktuğunda idrarını veya dışkısını kaçırmak.

(Deyim)
Etinden et koparmak (kesmek)

çok acı vermek.

(Deyim)
Altın kesmek

çok para kazanır olmak.

(Deyim)
... kisvesi altında

“herhangi bir nitelikte veya biçimde” anlamında kullanılan bir söz.

(Deyim)
Altın gibi

1) altına benzeyen; 2) mec. değerli, kıymetli; 3) mec. saf.

(Deyim)
Altın top gibi

Güzel ve tombul (çocuk).

(Deyim)
şifa niyetine

Bir kimseye ilaç verilirken “iyi olması, fayda sağlaması dileğiyle” anlamında kullanılan bir söz.

(Deyim)
Zahmetine değmek

Verilen emeği karşılamak.

(Deyim)
(bir şeyin) altını kapatmak

Ocağın alevini kapatmak: “Fokurdamaya başlayan çaydanlığın altını kapadı.” -H. Taner.

(Deyim)
Her lafın altından kalkmak

Genellikle yerme veya hakaret sözlerinin altında kalmayıp cevap verebilmek: “Böyle horoz gibi her lafın altından kalkarsan kocan tuttuğu gibi geri yollar seni.” -A. Kulin.

(Deyim)
Maneviyatını kırmak

Moral gücünü sarsmak.

(Deyim)
Hakk’ın rahmetine kavuşmak (Hakk’a kavuşmak, Hakk’a yürümek)

ölmek: “Hüsmen Hakk'a kavuştu diye mırıldandı.” -R. H. Karay.

(Deyim)
Zan altında bulunmak

Bir şeyle suçlanmak, sanık durumunda olmak.

(Deyim)
Altından çapanoğlu çıkmak

Girişilen işte başa dert olacak bir durumla karşılaşmak: “Kısa kesmekten yanaydı ama paraları uzatsa altından bir çapanoğlu çıkar mıydı?” -O. Kemal.

(Deyim)
Altından girip üstünden çıkmak

1) malı, parayı düşüncesizce harcayıp tüketmek: “Babasından kalan servetin altından girip üstünden çıkmıştı.” -R. N. Güntekin. 2) ne yapıp edip istediğini yaptırmak; 3) halletmek; 4) karıştırmak.

(Deyim)
Altından kalkamamak

1) bir işi başaramamak, becerememek, üstesinden gelememek: Bu işin altından kolay kolay kalkamaz. 2) mec. kendini savunamamak: Altından kalkamayacağı suçlamalar ileri sürdüler.

(Deyim)
(bir şey) eli altında olmak

Buyruğunda olmak, istediği anda o şeyden yararlanabilmek.

(Deyim)
(bir şeyin) altında kalmak

1) ezilmek: “Bir şey değil, karşıdan bir otomobil filan gelir de altında kalırım diye korktum.” -B. Felek. 2) mec. karşılığını verememek.

(Deyim)
(bir yer) ayağının (ayaklar) altında

Yüksek bir yerden geniş bir alanı görür durumda.

(Deyim)
Dilinin altında bir şey olmak

Bir kimsenin sözlerinden, açıkça söylemediği bir şeyler anlaşılmak: “Günlerdir doktorun dilinin altında bir şeyler olduğunun farkındaydı.” -Y. Kemal.

(Deyim)
Dilinin altındaki baklayı çıkarmak

Gizli tutulması gereken bir şeyi söylemek: “Çıkar şu dilinin altındaki baklayı da ne demek istiyorsan söyle, ben de anlayayım.” -O. C. Kaygılı.

(Deyim)
Elinin altında olmak

1) her zaman kolayca alınıp yararlanılabilecek yerde ve yakınlıkta (olmak): “Elinin altındaki asker pek azdı.” -Ö. Seyfettin. 2) hazırda bulundurmak: “Bütün belgelerin elimin altında olduğunu söylüyordum.” -M. İzgü.

(Deyim)
Itin götüne (kıçına) sokmak

Kaba rezil etmek.

(Deyim)
Kayıt altına girmek

1) bir şey yapmaya zorlanmak: Ben kayıt altına giremem. 2) davranışları sınırlandırılmak.

(Deyim)
Ahiretini yapmak (zenginleştirmek)

Hayır işleri yaparak sevap kazanmak.

(Deyim)
Izzetinefsine yedirememek

Onursuz kalmayı kabul edememek, düşkünlüğü veya zavallılığı reddetmek: “Otele gidip de aptalcasına beklemeyi, yürek çarpıntılarıyla kapıyı gözetlemeyi izzetinefsime yediremiyorum.” -R. H. Karay.

(Deyim)
Lezzetini çıkarmak

Tadını çıkarmak: “Lezzetini çıkara çıkara hikâyesine devam ediyordu.” -R. H. Karay.

(Deyim)
Hayatını kazanmak

Geçimini sağlamak: “Hayatımı kazandığımda senin elini sıcak sudan soğuk suya sokturmam.” -A. Kutlu.

(Deyim)
Zeytin dalı uzatmak

Barış için ilk adımı atmak.

(Deyim)
Saman altından su yürütmek

Belli etmeden iş çevirmek, ortalığı karıştırmak: “Saman altından su yürüten, ürkek, kaypak görünüşlü insanoğlunu tanımışlığı var.” -Y. Kemal.

(Deyim)
Zeytinyağı gibi üste çıkmak

Bir sorunda haksız olduğunu kabul etmemek, ustalıkla kendini haklı çıkarmaya çalışmak: “Sizler hep böylesiniz. Zeytinyağı gibi üste çıkmaya alışmışsınız.” -A. Kulin.

(Deyim)
Semtine uğramamak

1) bir yere özellikle gitmemek: “Mektebin semtine bile uğramamışlar da hangi derse çalışmışlar acaba?” -M. Yesari. 2) birini hiç aramamak, onunla ilgisini kesmek: “Nice iyiliklerde bulunduğu kimseler, onun semtine uğramaz olmuşlardı.” -Y. K. Karaosmanoğlu.

(Deyim)
Hayatına girmek

Yaşamında yer almak.

(Deyim)
Hayatından çıkarmak

Ilgisini, ilişkisini tamamen kesmek: “Beni sırf, Müslüman olmayan bir erkeği sevdim diye hayatından çıkaran babamın evine dönmeyeceğim.” -A. Kulin.

(Deyim)
Hayatını (birine) borçlu olmak

1) biri tarafından ölümden kurtarılmış olmak; 2) birinin yaşamı bir başkasının desteği ile sağlanmış olmak: Bu hayatımı ağabeyime borçluyum.

(Deyim)
(birinin veya bir şeyin) kıymetini bilmek

önemini, değerini bilmek: “Güneş yalnız dirileri ısıtır / Güneşin kıymetini bil” -O. Rifat.

(Deyim)
Taş attın da kolun mu yoruldu?

Bir kazancın hiç yorulmadan sağlandığını anlatan bir söz.

(Deyim)
şaibe altında kalmak (tutulmak)

Kusurlu, ayıplı, lekeli sayılmak: “Yakın zamanlarda bizim parlamentomuz da bu gibi şaibeler altında tutuldu.” -H. Taner.

(Deyim)
Boyunduruk altına girmek

Başkasının baskısı altında kalmak.

(Deyim)
Haysiyetine dokunmak

Onuru incinmek: Bu söz haysiyetine dokundu.

(Deyim)
Ceketini alıp çıkmak

1) ilişkisini tamamen koparmak; 2) hiçbir şey almadan birlikteliği bitirmek, ortaklıktan ayrılmak.

(Deyim)
Kilit altına almak

Kilitlemek.

(Deyim)
Kordon altına almak

Bir yere giriş çıkışı önlemek için o yeri görevlilerce korumak.

(Deyim)
Belayı satın almak

Göz göre göre belayı üstüne çekmek.

(Deyim)
(birinin) abdestini vermek

Argo azarlamak.

(Deyim)
Ayakaltında dolaşmak

Bir işe yaramadığı hâlde herkesin işine engel olacak bir biçimde ortalıkta dolaşmak.

(Deyim)
Halı altına süpürmek

çözümlenemeyen sorunların görüşülmesini ertelemek, gözden uzak etmek.

(Deyim)
Gayretine dokunmak

Bir işi yapamayacağını ileri sürenlere kızarak veya kendisinin yapması beklenen işi başkasının yapmasından utanç duyarak başarmaya çalışmak.

(Deyim)
Müşahede altına almak

Sürekli gözlem altında bulundurmak.

(Deyim)
Ayakaltında bırakmak

Ezilmesine, yok olmasına göz yummak, korumamak.

(Deyim)
(birinin) başının etini yemek

Karşısındakini bezdirinceye, bıktırıncaya kadar sürekli konuşmak veya söylemek: “Köyde patladığını telefonlarla, telgraflarla bana bildirerek başımın etini yiyen sen değil misin?” -N. F. Kısakürek.

(Deyim)
Geyik etine girmek

Genç kız, erginlik çağına girmek.

(Deyim)
Kafasının etini yemek

Başının etini yemek: “O, keşki sıhhatli olsaydı da her gün kafamın etini yiyeydi.” -R. N. Güntekin.

(Deyim)
Başını koltuğunun altına almak

ölümü göze alarak bir işe girişmek.

(Deyim)
Altına etmek (kaçırmak)

1) yatağına veya donuna işemek; 2) mec. çok korkmak.

(Deyim)
Sırtından bıçaklamak

Ihanet etmek: “Arkadaşların birbirini sırtından bıçaklaması doğru değil. Bunu ancak düşmanlar yapabilir.” -S. Dölek.

(Deyim)
Güneşin alnında (altında)

Güneşin yakıcı ışınları altında.

(Deyim)
Sırtına almak

1) yüklenmek, çuvalı sırtına aldı; 2) bir giyeceği giymek veya sırtına örtmek: Sırtına bir şey almadan sokağa fırladı.

(Deyim)
Sırtına geçirmek

Bir şeyi giymek: “Pardösüyü sırtıma geçirdim.” -S. F. Abasıyanık.

(Deyim)
Buyruğu altına girmek

Bir kimse başka bir kimsenin isteklerini ister istemez yerine getirmek zorunda olmak.

(Deyim)
Garanti altına almak

Güvence altına almak: “Ondan sonra da, zavallı kuzunun artakalan birkaç kemiğini garanti altına aldılar.” -N. F. Kısakürek.

(Deyim)
Taşı toprağı altın olmak

1) arazisi çok değerli olmak; 2) her türlü zenginliğe, olanağa, fırsata sahip olmak.

(Deyim)
Fırsatını düşürmek

Kolayını bulmak.

(Deyim)
Fırtına çıkmak

Sert rüzgâr esmeye başlamak.

(Deyim)
Fırtına gibi

1) hızla, birdenbire: Fırtına gibi geldi gitti. 2) aceleci: Fırtına gibi adam.

(Deyim)
Silahaltına almak

Askerlik görevine başlatmak.

(Deyim)
Silahaltında bulunmak

Silahaltında olmak: “Silahaltında bulunan er ve erbaşlarla askerî öğrenciler ... oy kullanamazlar.” -Anayasa.

(Deyim)
Hizmetinde olmak

Birinin yanında çalışmak, işlerini yapmak.

(Deyim)
Kısıt altına almak

Huk. kısıtlamak.

(Deyim)
Borç altına girmek

Borç para almak.

(Deyim)
Gözlem altına almak

1) bir nesneyi, olayı veya bir gerçeği, niteliklerinin bilinmesi amacıyla, dikkatli ve planlı olarak ele alıp incelemek; 2) hastanın hastalığını izlemek, denetim altında bulundurmak.

(Deyim)
Okkanın altına gitmek

Haksız yere ezilmek, bir zarar veya ceza görmek: “Eğer gözünü açmaz, bu kör dövüşüne bir nihayet vermezsen muhakkak okkanın altına gidersin.” -R. N. Güntekin.

(Deyim)
Zapturapt altına almak

Düzeni ve disiplini sağlamak.

(Deyim)
öküzün altında buzağı aramak

Olmayacak sebeplerle suç ve suçlu bulma çabasında olmak.

(Deyim)
Izzetinefsine dokunmak

1) onuruna dokunmak; 2) gücüne gitmek: “Terk edilmiş hâli izzetinefsime dokunuyor fakat onu hiç yadırgamıyorum.” -A. Ş. Hisar.

(Deyim)
Ayakaltına almak

Hakir görmek, gözden çıkarmak: “Bunlar kolay kolay ayakaltına alınamaz, değil mi?” -R. N. Güntekin.

(Deyim)
Mürüvvetini görmek

Anne ve baba çocuklarının sevinçli günlerini görerek mutluluk duymak: “Ne kaldı şurada alnımızın akıyla ilk torunumun mürüvvetini görmeye?” -A. Ağaoğlu.

(Deyim)
Son kozunu (kartını) oynamak

Elinde bulunan son imkânı kullanmak: “İlk uzunçaların hazırlıkları başladığında, her ikisi de son kartlarını oynadıklarını biliyordu.” -M. Mungan.

(Deyim)
Muhasara altına almak

Kuşatılmak: “Avluda neden bir köşede muhasara altına alındığımı o vakit anlamıştım.” -Y. K. Karaosmanoğlu.

(Deyim)
Minnet altında kalmamak

Birinin iyiliğine karşı kendini borçlu durumdan kurtarmak için karşılık olarak bir iyilikte bulunmak.

(Deyim)
Rutin dışına çıkmak

1) bir şeyi her zamankinden farklı yapmak; 2) alışılmış olandan farklı davranmak.

Tın Kelimesinin İşaret Dilindeki Gösterimi

3 Harf
  • T
  • I
  • N

Tın Kelimesi İle Türetilen Diğer Kelimeler

148 Kelime

Tın İle İlgili Kelimeler ve Anlamları

112 Kelime
(egitb.)
Gözetim altında oyun

Küçük çocukların tam ve kurallara uygun olarak katılmalarını sağlamak için, bir öğretmen ya da yardımcısınının yönetimi altında oynanan oyun.

(elk.)
Manyetik fırtına

Yerkürenin manyetik alanındaki Güneş’ten gelen güneş rüzgârı ve manyetik alan bulutlarının yol açtığı düzensizlikler.

(meteo.)
Fırtınanın olgunluk aşaması

Herhangi bir boranın yaşam döngüsü içerisindeki başlangıç ve sonlanma aşamaları arasında kalan ve en şiddetli olduğu aşama.

(yerb.)
Deprem fırtınası

Belirli bir yörede ve belirli bir süre içerisinde normal zamana göre artış gösteren, aralarında herhangi bir büyüklük-küçüklük sıralaması olmayan, artçı-öncü ilişkisi taşımayan depremlerin oluşturduğu küme.

(eko.)
Altın dilimi

Üye ülkelerin Uluslararası Para Fonundan çekebilecekleri, kendi kotalarının, altından oluşan bölümüne eşit olan çekme hakları adı verilen kredilerin ilk dilimi.

(meteo.)
Fırtınamsı rüzgar

On dakikalık ortalamayla gözlenen hızı saatte - km/s olan ve bofor kuvvetiyle deniz ve karada etkili olan rüzgar; eşanlam: orta şiddette fırtına, mutedil fırtına.

(elk.)
Paralel tınlaşım devresi

Biri sığaç, diğeri bobin içeren iki dalın paralel bağlanması ile oluşturulan, tınlaşım frekansında paralel empedansın maksimum olduğu ya da akım ve gerilim işaretleri arasında faz farkının sıfır olduğu devre; eşanlam: paralel rezonans devresi.

(huk.)
Gözaltına alma

Tutuklamanın olanaklı hale getirilmesi ve ceza yargılamasının güvenlik içinde yapılabilmesi için, yargıç kararı olmadan kişinin özgürlüğünün kısıtlanması.

(tar.)
Altıngözlü avcıböcek

Sinirkanatlılar takımının altıngözlü böcekler familyasında yer alan, bilimsel adı Chrysoperla carnea olan, erginleri - mm boyunda, yeşil renkli, erginleri avcı olmayıp nektar ve polenle beslenen, larvaları yaprakbitleriyle, kelebeklerin yumurtaları ve ilk dönem larvalarıyla, beyazsinek, kırmızıörümcek ve kirpikkanatlılarla beslenen avcı böcek türü; eşanlam: afit aslanı, timsah.

(tar.)
Altıngözlü böcekler

Sinirkanatlılar takımında yer alan, türleri eklembacaklıları avlayarak beslenen ve en bilinen türü altıngözlü avcıböcek olan familya; eşanlam: altıngözlüler.

(meteo.)
Fırtına gözü

Güçlü bir tropikal siklonun merkezinde düşük basınç içerisindeki açık, bulutsuz ve sakin alan.

Yukarı Çık
x