Uca nedir, ne demek kelimesine ait sonuçlar görüntüleniyor..

Uca Nedir ve Ne Demek?

3
1)
Uca (i. )

E. T. Türk. ve halk ağzı. Kuyruk sokumu, makatta kuyruk yeri dibindeki mercimek büyüklüğünde kemik, pöç: Nazar kılsan ucasına beline (Şeyhî).

2)
Uca (i. )

i. (Eski Türk. uça “arka”)

3)
Uca (i. )

Kalça kemiklerinin birleştiği yer, oturulacak yerin iki tarafı: Sana bir uzun boylu, ince belli, semiz ucalı, gökçek yüzlü, şîrin sözlü, handan lebli, açık gönüllü, müsterîhü’l-üns câriye gerek (Ferec Ba’de’ş-şidde – T. S.).

Uca Kelimesi TDK Sözlük Anlamı

2
1)
Uca (isim)

Kuyruk sokumu kemiği

2)
Uca (sıfat)

Yüce "Uca dağ başında yatmış uyumuş / Ela gözlerini uyku bürümüş" - Halk türküsü

Uca Kelimesi Diğer Sözlüklerde Ne Anlama Geliyor?

7
1)

Güncel Türkçe Sözlük

(II) sf. hlk. Yüce: “Uca dağ başında yatmış uyumuş / Ela gözlerini uyku bürümüş” -Halk türküsü.

2)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

But.
Oturak yeri.

3)

Kişi Adları Sözlüğü

Cinsiyet: Erkek
Sırt, arka.
Yüksek, yüce.

4)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

Issız yer.

5)

Tarama Sözlüğü

Oturacak yeri, kıç, sağrı.

6)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

Yüce

7)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

Yüksek, yüce.

Uca Kelimesinin Diğer Dillerdeki Anlamı

9 Dil
  • İNGİLİZCE (USA) End “ What is the end ”
  • ALMANCA Ende “ Was ist das Ende ”
  • İSPANYOLCA Final “ ¿Cuál es el final ”
  • ÇİNCE 结束 “ 什么是结束 ”
  • FRANSIZCA Fin “ Qu'est-ce que la fin ”
  • Arapça نهاية “ ما هي النهاية ”
  • İTALYANCA Fine “ Che cosa è la fine ”
  • JAPONCA 終了 “ うに ”
  • PORTEKİZCE Fim “ O que é o fim ”

Uca Kelimesinin Braille Alfabesinde Gösterimi

3 Harf
  • U
  • C
  • A

Uca Kelimesinin Cümle İçinde Kullanımı

3 Cümle
(Atasözü)
Kucağı dolu olanın, ocağı yanar

Geleceği düşünüp gerekli önlemleri alan, geçim sıkıntısı çekmez.

(Atasözü)
Alçak uçan yüce konar, yüce uçan (konan) alçak konar (uçar)

Alçak gönüllü olan toplum içinde saygı görür ve yücelir, kendisini herkesten üstün gören sevilmez ve toplum içinde iyi bir yer edinemez.

(Atasözü)
Kız kucakta, çeyiz bucakta

Kız daha beşikte veya kundakta iken çeyiz düzmeye başlamak gerekir.

(Atasözü)
Yerde yatan yumurta, gökte uçan kuş olur

Bugün beğenmediğiniz, kendisinde yetenek bulmadığınız çocuğun zamanla bilgisi, görgüsü artar, toplumda önemli bir yeri olur.

(Atasözü)
Uçan kuş aç kalmaz

Yaşam kavgası vermeyi bilen ne yapar yapar rızkını çıkarır.

(Atasözü)
Allah uçamayan kuşa alçacık dal verir

Allah, yetenekleri kısıtlı olanlara durumlarına uygun bir yaşama düzeni verir.

(Atasözü)
Kardeş kardeşi bıçaklamış, dönmüş yine kucaklamış

Kardeşler ne kadar geçimsiz olsalar da kötü bir durumda birbirlerine yardım ederler.

(Deyim)
Ele avuca sığmamak

1) söz dinlememek, baskı altına alınmamak, zapt edilememek: “İzmir'deyiz. Ele avuca sığmaz haşarı bir çocuğum.” -R. N. Güntekin. 2) şımarık davranmak: “Hani vatandaşlarımız da güç, ele avuca sığmaz, kanmaz, doymaz insanlar olsa bari!” -F. R. Atay.

(Deyim)
Kucaktan kucağa dolaşmak (gezmek)

Kadın, pek çok kişiyle yasal olmayan ilişkide bulunmak.

(Deyim)
Bir baştan (uçtan) bir başa (uca)

Bir yerin bir sınırından öbür sınırına kadar.

(Deyim)
Uç uca gelmek

Ancak yetişmek.

(Deyim)
Dünyanın dört bucağı

Dünyanın her yanı, her yönü: Dünyanın dört bucağından gelen gezginler...

(Deyim)
Solucan gibi

Solgun ve zayıf (kimse): “Solucan gibi cılız ve pis bir çocukmuş.” -R. N. Güntekin.

(Deyim)
Talihin kucağına atılmak

Kendi kaderine boyun eğmek: “Bir gelinden ziyade, zalim bir nezri yerine getirmek için talihin kucağına atılmış bir kurbana benziyordu.” -A. H. Tanpınar.

(Deyim)
Bucak bucak aramak

Her yerde aramak: “Sizi bucak bucak arayan ölüm, nihayet izinizi bulup karşınıza dikildi mi?” -A. N. Asya.

(Deyim)
Püf desen uçacak

çok zayıf kimseler için kullanılan bir söz.

(Deyim)
Uçan kuşa borcu olmak

Pek çok kişiye borçlu olmak: “Ben kimsenin hususi hayatına karışmayı asla sevmem ama şu Şahin Paşa, uçan kuşa borcu olduğunu herkes bilirken nasıl oluyor da kumarda bu kadar para kaybediyor.” -A. Ş. Hisar.

(Deyim)
Derde düçar olmak

Kötü bir duruma düşmek.

(Deyim)
Kucağına kurulmak

Kucağına oturmak: “Ertesi gün aynı saatlerde, beş buçuk yaşındaki gene aynı edayla kuruluvermişti dedesinin kucağına.” -E. Şafak.

(Deyim)
Köşe bucak kaçmak (saklanmak)

Kimseye görünmek istememek: “Anası köşe bucak kaçıyor, tenha bir yer buldukça hıçkırıyordu.” -R. Enis.

(Deyim)
Cehennemin bucağı (dibi)

çok uzak yer: “Var git de ne hâlin varsa gör! Cehennemin dibine kadar yolun var!” -N. Hikmet. “... inerseniz çok büyük sevaba girmiş olursunuz. Yoksa bilirsiniz ki ben, cehennemin bucağı olsa giderim...” -O. C. Kaygılı.

(Deyim)
Bucak bucak kaçmak

Bir olay, bir durum veya bir kimseyle karşılaşmamaya çalışmak: “Sen gerçek hayattan bucak bucak kaçıyorsun.” -A. Kulin.

(Deyim)
Uçan kuştan medet ummak

çok sıkıntıda kalıp en ufak bir yardımın herhangi bir yerden gelmesini beklemek, sıkıntılı bir durumdan kurtulmak için her türlü çareye başvurmak: “O birkaç gün içinde uçan kuştan medet umdum.” -R. N. Güntekin.

(Deyim)
(birinin) kucağına oturmak

1) dizlerinin üstüne oturmak; 2) argo yaltaklanmak; 3) argo birinin amaçlarına alet olmak.

(Deyim)
Dünyanın kaç bucak (köşe) olduğunu göstermek (anlamak)

Dünyada ne gibi güçlükler olduğunu bildirmek (anlamak), insanın başına neler gelebileceğini öğretmek veya öğrenmek.

(Deyim)
(birine) kucak (kucağını) açmak

1) korumak: “Paris'teki hemşehriler bana büyük bir sevgi ve emniyetle kucaklarını açmışlardı.” -R. N. Güntekin. 2) sığınacak yer vermek: “Her çalışmak isteyene kucak açmışlardı.” -Y. K. Karaosmanoğlu.

(Deyim)
Kucağına düşmek

Düşman, felaket, sefalet vb. kötü şeylerin veya durumların içine düşmek, onlarla karşılaşmak.

(Deyim)
Kucağında bulmak

Beklemediği bir durumla karşı karşıya kalmak.

(Deyim)
Ucu bucağı olmamak (görünmemek)

Başı sonu olmamak: “Ucu bucağı görünmeyen okyanusların karanlık dalgaları üzerinde avare yüzen bir çöp gibi yalnız.” -P. Safa.

(Deyim)
Ucu bucağı yok (kayıp)

Başı sonu olmayan, sınırsız, sonsuz: “Nevin, içinde ucu bucağı kayıp bir boşluk duydu.” -S. F. Abasıyanık. “Bir ucu yok, bucağı yok harabedeydim / Soğuk mehtap karanlığa kefen sarardı.” -E. B. Koryürek.

(Deyim)
Köşe bucağa dağılmak

1) her tarafa yayılmak: “Köşe bucağa dağılmış ürkek hizmetçilerini çağırır.” -A. Erhat. 2) darmadağın olmak.

(Deyim)
Köşede bucakta kalmak

Ilgisizlikten gözden uzakta bulunmak: Koca Sinan'ın en önemli yapısı bu durumda olursa köşede bucakta kalmış olanlara selam olsun!

(Deyim)
Yedi iklim dört bucak

Her yer.

Uca Kelimesinin İşaret Dilindeki Gösterimi

3 Harf
  • U
  • C
  • A

Uca İle İlgili Kelimeler ve Anlamları

19 Kelime
(blşm.)
Bilgisayar solucanı

Bilgisayarda bir kere başlatıldıktan sonra sürekli kendini kopyalayarak bellek yiyen ya da işlemciyi aşırı meşgul eden, yolu üzerinde karşılaştığı her türlü veriyi değiştirme potansiyeli olan saldırı programı. Makinadan makinaya kendini çoğaltarak yayan ve gerek bilgisayarları gerekse ağı tıkanma noktasına getiren bağımsız program.

(tar.)
Solucan biçimli

Biyolojide ve anatomide, bir tüpü andıran, dokusu yumuşakça solucanımsı şekiller için kullanılan niteleme; eşanlam: vermiform.

(teks.)
Uçtan uca taşıma sistemi

Kancalı dokuma makinesinde atkı ipliğinin serbest ucunun verici kanca tarafından tutulup alıcı kancaya verilmek üzere ağızlığın ortasına kadar taşınması.

(i.)
Ucâlet – icâlet

Acele, çabuk olma, acâlet. “Hemen başvurulup faydalanılmak üzere hazırlanmış el kitabı” anlamında XIX. yüzyılda Fr. Manuel karşılığı olarak kullanılmıştır: Ucâletü’l-cerrâhin: Cerrahların el kitabı . ● Ucâleten – İcâleten zf. Acele ile, hemen, çabucak, acâleten.

()
Uca

E. T. Türk. ve halk ağzı. Kuyruk sokumu, makatta kuyruk yeri dibindeki mercimek büyüklüğünde kemik, pöç: Nazar kılsan ucasına beline . Kalça kemiklerinin birleştiği yer, oturulacak yerin iki tarafı: Sana bir uzun boylu, ince belli, semiz ucalı, gökçek yüzlü, şîrin sözlü, handan lebli, açık gönüllü, müsterîhü’l-üns câriye gerek .

()
Ucac

Bk. ÜCAC

(kamy.)
Bucak

Coğrafya, ekonomi, güvenlik ve yerel hizmetler bakımından aralarında ilişki bulunan kasaba ve köylerden oluşan yönetim birimi.

(mim.)
Buzlucam

Ya yüzeyi işlenerek ya da fiziksel, kimyasal yollarla saydamlığı giderilmiş cam.

()
Kan solucanı

çevr. Midye sineğinin larva aşaması.

(malz.)
Sucamı

Formülü NaSiO olan, ya da mol kristal su bulunan, eriyik haldeki sodyum karbonat ile silikanın tepkimesinden oluşan, katı halde polimerik silikat zincirleri içeren, suda çözünen, ateşe dayanıklı refrakter malzeme ya da pamuklu tekstilin hidrojen peroksitle ağartılmasında olduğu gibi dengeleyici malzeme şeklinde kullanılan sodyum silikat.

(biyom.)
Tabandan uca

Bitkilerde kökler aracılığı ile alınan çeşitli maddelerin su ile yukarıya doğru taşınması ya da hareket etmesi, aşağıdan yukarıya. Bitkilerde ya da çiçek durumlarında yaprak veya çiçek gibi organların tabandan uca yani aşağıdan yukarıya doğru ya da tepeye doğru ilerlemesi, gelişmesi veya olgunlaşma göstermesi. Yaprak ya da sürgün uçlarında oluşan hormon gibi bileşiklerin bitki gövdesinde bazipetal yönde ilerleyerek bitki tabanından kök ucuna olan hareketi. tar. Bir konidi veya spor zincirinde en genç sporun en uçta olması halindeki gelişme şekli.

Yukarı Çık
x