Una nedir, ne demek kelimesine ait sonuçlar görüntüleniyor..

Una Nedir ve Ne Demek?

1
1)
Una ()

Bk. ONAMAK

Una Kelimesi Diğer Sözlüklerde Ne Anlama Geliyor?

1
1)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

Ona (III. teklik şahıs zamiri yaklaşma hâli)

Una Kelimesinin Braille Alfabesinde Gösterimi

3 Harf
  • U
  • N
  • A

Una Kelimesinin Cümle İçinde Kullanımı

3 Cümle
(Atasözü)
Akarsuya inanma, eloğluna dayanma

Akışı ne kadar yavaş olursa olsun akarsuya girmek tehlikelidir, eloğluna güvenmek de doğru değildir, insanı zarara sokabilir.

(Atasözü)
Eceli gelen (yaklaşan) köpek cami (mescit) duvarına (avlusuna) siyer (işer)

Herkesin üzerine titrediği, kutsal saydığı şeyi kötüleyen, bozan kimse mutlaka kötü bir sonuçla karşılaşır.

(Atasözü)
Karga yavrusuna bakmış “benim ak pak evladım” demiş

Herkesin kendi yarattığı şey çirkin de olsa gözüne güzel görünür.

(Atasözü)
Kuzguna yavrusu şahin (Anka, güzel) görünür

Herkesin kendi yarattığı şey çirkin de olsa gözüne güzel görünür.

(Atasözü)
Sıçan deliğe sığmamış, bir de kuyruğuna kabak bağlamış

1) yapamayacağı kadar ağır bir işi varken başka bir iş daha yüklenmiş; 2) kendisi sığıntı durumundayken yanına bir kişi daha almış.

(Atasözü)
Yenik pehlivan, oyuna doymaz

Başarılı olmak için yaptığın işi iyi bilmek yetmez hırslı olmak da gerekir.

(Atasözü)
Ağaç ucuna yel değer, güzel kişiye söz değer

Güzel insanlar her yerde ilgi çekerler, her zaman onların sözü kabul edilir.

(Atasözü)
Elde bulunan beyde bulunmaz

Beylerde olmayan öyle şeyler vardır ki halkta bulunur.

(Atasözü)
Baba oğluna bir bağ bağışlamış; oğul babaya bir salkım üzüm vermemiş

Babalar çocukları için büyük fedakârlıklara katlanırlar ancak çocuklar babaları için fedakârlıkta bulunmazlar.

(Atasözü)
Denize düşen yılana (yosuna) sarılır

Güç bir duruma düşenlerin bundan kurtulmak için her türlü çareye başvurmaları olağandır.

(Atasözü)
Sırça köşkte oturan komşusuna taş atmamalı

Insan kendinde herhangi bir kusur varken başkalarını aynı kusurla suçlamamalıdır.

(Atasözü)
Abdalın yağı çok olursa gâh borusuna çalar, gâh gerisine

Varlıklı ama akılsız ve hesapsız kişi malını gereksiz yerlere harcar, telef eder.

(Atasözü)
Fare deliğe sığmamış, bir de kuyruğuna (kıçına) kabak bağlamış

1) yapamayacağı kadar ağır bir işi varken başka bir iş daha yüklenmiş; 2) kendisi sığıntı durumundayken yanına bir kişi daha almış.

(Atasözü)
Gülme komşuna, gelir başına

Birinin başına gelen kötü bir durum senin de başına gelebilir.

(Atasözü)
Günah benden gitti (gitsin)

Ben görevimi yaptım, bundan sonrası için sorumluluk kabul etmem.

(Atasözü)
Buldukça bunar (bulmuş da bunuyor)

Bulduğuyla yetinmiyor da daha çoğunu istiyor.

(Atasözü)
Güvenme (inanma) dostuna, saman doldurur postuna

Dost sandığın birtakım kimseler sana kolaylıkla kötülük edebilirler.

(Atasözü)
Soy asma, soyuna çeker

Temiz soydan gelen kişi, her durumuyla soyluluğunu gösterir.

(Atasözü)
Kimin tavuğuna kış demişiz

Yaptıklarımızla veya söylediklerimizle kimi rahatsız etmişiz.

(Atasözü)
Açma sırrını dostuna, dostunun dostu vardır o da söyler dostuna

Bir sır en yakın dosta bile söylenmemelidir.

(Atasözü)
Akil isen açma sırrın dostuna, çünkü dostun dostu vardır, o da söyler dostuna

Bir sır en yakın dosta bile söylenmemelidir.

(Atasözü)
Er giden, işine; geç giden, boşuna

Işine sabahleyin erken başlayan kimse başarı elde eder.

(Atasözü)
Yerine düşmeyen gelin yerine yerine, boyuna düşmeyen esvap sürüne sürüne eskir

Kendine uygun bir evlilik yapamayan kız yerine yerine helak olur, boya göre dikilmemiş elbise de yerde sürünerek yıpranır gider.

(Atasözü)
Eşeği süren (tırmalayan) osuruğuna katlanır

Kaba bir kimse ile birlikte olan, ondan gelecek kötü davranışları göze almalıdır.

(Atasözü)
Koy avucuma, koyayım avucuna

Bize yardımda bulunan, yarar sağlayan kişiye biz de yardımda bulunur, yarar sağlarız.

(Atasözü)
Seyrek git sen (sıkça varma) dostuna, kalksın ayak üstüne

Kişi dostuna sık sık giderse seyrek gittiğinde gördüğü konukseverliği görmez.

(Atasözü)
Herkesin aklı bir olsa koyuna çoban bulunmaz

Herkes aynı şeyi bilse ve yapabilseydi, geri kalan işleri yapacak kimse bulunamazdı.

(Atasözü)
It ite (buyurur), it de kuyruğuna

Işi yapmak istemeyen onu mutlaka başkasına ısmarlar.

(Atasözü)
Kul sıkışmayınca (daralmayınca, bunalmayınca) Hızır yetişmez

Yardım hep en zor anda gelir.

(Atasözü)
It itin ayağına (kuyruğuna) basmaz

Başkasına kötülük etmek konusunda aynı şeyi düşünenler birbirlerini incitmezler.

(Atasözü)
Kedinin boynuna ciğer asılmaz

Bir kimseye, kullanıp zarar vereceği, kendine mal edip ortadan kaldıracağı şey emanet edilmez.

(Atasözü)
Hayır dile komşuna, hayır gele başına

Sen başkaları için iyi şeyler dile ve yap ki başkaları da senin için iyi şeyler dilesin, yapsın.

(Atasözü)
Koç yiğit bunalıp ölmez

Insanın sıkıntılı zamanı sürüp gitmez, arkasından iyi günler de gelir.

(Atasözü)
Ahbap kusuruna bakan ahbapsız kalır

Dostların ufak tefek kusurlarına bakmamak gerekir.

(Atasözü)
Işine hor bakan boynuna torba takar

Işini küçümseyen kişi istediği gibi para kazanamaz ve sonunda dilenci olur.

(Atasözü)
Iki kardeş savaşmış, ebleh buna inanmış

Iki kardeş arasındaki anlaşmazlık geçicidir, bu durumu gerçek ve sürekli sanmak saflıktır.

(Atasözü)
Herkesin ettiği yoluna gelir

Bir kimse başkasına ne yaparsa kendisi de aynı şeyle karşılaşır.

(Atasözü)
Sırrını açma dostuna, o da söyler dostuna

Bir sır en yakın dosta bile söylenmemelidir.

(Deyim)
Ayak oyununa gelmek

Kandırılmak.

(Deyim)
Oyuna çıkmak

Oyun için sahneye çıkmak: “Ben ilk defa oyuna çıkıyorum, beyefendi de gelmiş burada allık pudra sürüştürüyor.” -T. Buğra.

(Deyim)
Oyuna gelmek

Aldatılmak: “Bir oyuna geldin, onuruna yediremiyorsun.” -H. Taner.

(Deyim)
Oyuna getirmek

Birini tuzağa düşürmek, aldatmak: “Orada da Arif denilen hergele bizi oyuna getirdi.” -M. Ş. Esendal.

(Deyim)
Koluna kuvvet

Iş yapan bir kimseye, isteklendirmek, coşturmak için söylenen bir söz.

(Deyim)
(bir yeri) curcunaya çevirmek (döndürmek veya vermek)

Ortalığı karışık, gürültülü duruma sokmak.

(Deyim)
Dini bir uğruna

Müslümanlık için: “Senin yanına fedai yazılacağım ve çalışacağım.” -R. H. Karay.

(Deyim)
Ağzına burnuna bulaştırmak

Bir işi beceremeyip berbat etmek, bozmak.

(Deyim)
Namusuna sinek kondurmamak

1) kollamak, gözetlemek; 2) namusuna, onuruna laf söylettirmemek.

(Deyim)
(birinin) omzuna binmek

Yük olmak, ağırlık vermek.

(Deyim)
Omzuna atmak

Ceket vb. şeyleri tam olarak giymeden sırtına koymak: “Kadifeye benzer dokumalı pahalı kumaştan paltolarını omuzlarına atmışlar.” -C. Külebi.

(Deyim)
Tilki uykusuna vermek

Uyuyormuş gibi yaparak fırsat kollamak: “Muzafferiyeti sonuna kadar yudum yudum içebilmek için kendimi tilki uykusuna verdim.” -F. Celâlettin.

(Deyim)
Tilki uykusuna yatmak

Uyuyormuş gibi yaparak fırsat kollamak.

(Deyim)
Fare deliğe sığmamış, bir de kuyruğuna (kıçına) kabak bağlamış

1) “yapamayacağı kadar ağır bir işi varken başka bir iş daha yüklenmiş” anlamında kullanılan bir söz; 2) “kendisi sığıntı durumundayken yanına bir kişi daha almış” anlamında kullanılan bir söz.

(Deyim)
Benden günah gitti

Benden söylemesi.

(Deyim)
Gaflet uykusuna dalmak (yatmak)

1) dalgınlıktan ileri gelen uyuşukluk içinde olmak; 2) idraksizlik, bilgisizlik, aymazlık içinde olmak.

(Deyim)
(birinin) postuna oturmak

Bir başkasının makamına geçmek.

(Deyim)
Kuzu postuna bürünmek

Karşısındakini aldatmak için gerçek kişiliğini saklamak, kendini zararsız ve uysal göstermek.

(Deyim)
Postuna saman doldurmak

öldürmek.

(Deyim)
(birini) anasından doğduğuna pişman etmek

çok eziyet etmek, çok üzmek, bezdirmek.

(Deyim)
Bocuk domuzuna dönmek

çok semiz ve besili olmak.

(Deyim)
Ona buna dil uzatmak

Herkes için ileri geri konuşmak.

(Deyim)
Azrail’le burun buruna gelmek

ölümle karşı karşıya gelmek.

(Deyim)
... durumuna düşmek

şartları kötüleşmek.

(Deyim)
Namusuna dokunmak

Birinin namus ve onurunu olumsuz biçimde etkilemek.

(Deyim)
(birinin) huyuna suyuna gitmek

Birini kızdırmayacak veya ürkütmeyecek biçimde uysalca davranmak, alışkanlıklarına, isteklerine uygun davranışlarda bulunmak.

(Deyim)
Boyu boyuna, huyu huyuna

“karı koca veya arkadaşlar arasında her bakımdan uygunluk olması gerekir” anlamında kullanılan bir söz.

(Deyim)
Huyu huyuna suyu suyuna (uygun)

Iki kişinin her yönden birbirine uygunluğunu anlatmak için kullanılan bir söz.

(Deyim)
Zemzem kuyusuna işemek

ünlü olsun, adı anılsın diye herkesi iğrendirip kızdıran kötü bir iş yapmak.

(Deyim)
Münakaşa götürmemek

Tartışmaya yer vermeyecek biçimde kesin olmak.

(Deyim)
Münasebet almak

Uygun düşmek.

(Deyim)
Münasebet düşmek

Uygun bir durum ortaya çıkmak.

(Deyim)
Münasebet kurmak

Iki şey arasında ilişki bulmak, yakınlık görmek.

(Deyim)
Münasebete girmek

1) tanışma yolu açmak, ilişki kurmak: “Onunla temas vetense hiçbir şey yapmamayı ve hazır paradan yemeyi tercih ediyorum.” -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) cinsel yaklaşımda bulunmak.

(Deyim)
Münasebeti düşmek

Sırası gelmek: Bir münasebeti düşerse söylerim.

(Deyim)
Münasebetini getirmek

Sırasını getirmek.

(Deyim)
Münasebette bulunmak

1) ilişkisi olmak; 2) ilişki kurmak; 3) cinsel ilişkiyi gerçekleştirmek.

(Deyim)
Münasip bulmak

Uygun olduğunu, yerinde görüldüğünü kabul etmek: “El işlerini, bilhassa ziraatı münasip buldu.” -N. Hikmet.

(Deyim)
Münasip düşmek

Uygun düşmek: “O makama daha gayur bir zat münasip düşüyordu.” -A. İlhan.

(Deyim)
Münasip görmek

Uygun ve yerinde bulmak: “Kendi çocukları hep kız olduğu için yeğeni Bilâl'i bu işe münasip gördü.” -H. E. Adıvar.

(Deyim)
Ne münasebet!

öyle şey mi olur, ilgisi yok: “Ümit, ideal, şahsiyet dediğiniz zaman da hep aynı şeyleri mi anlıyorsunuz? Ne münasebet!” -P. Safa.

(Deyim)
(bir şey birinin) zoruna gitmek

Onuruna dokunmak, gücüne gitmek.

(Deyim)
Korktuğuna uğramak

Korktuğu başına gelmek.

(Deyim)
Anasından doğduğuna bin pişman

1) çok tembel, üşengeç; 2) canından bezmiş.

(Deyim)
Alı alına, moru moruna

Sağlıklı, kanlı canlı: “Şahsına bakarsan iri yarı,, dinç, ablak bir insan...” -R. N. Güntekin.

(Deyim)
Yoluna sapmak

Başvurmak: Hile yoluna saptı.

(Deyim)
Boynuna geçirmek

Bir şeyi kendine mal etmek, zimmetine geçirmek.

(Deyim)
Günahı (günahı vebali) boynuna

“ben karışmam, sorumluluk sana veya ona düşer” anlamında kullanılan bir söz: “Günahı boynuna, doping de yapıyormuş.” -H. Taner.

(Deyim)
Vebali boynuna

“ben karışmam, sorumluluk sana veya ona düşer” anlamında kullanılan bir söz: “Vebali boynuna, bunların karınlarına sığdırdıklarını bir insan tıkınamaz.” -H. R. Gürpınar. “El konuşur, sevişirmiş bana ne / Sevdalım boynuna vebalim” -O. V. Kanık.

(Deyim)
Burnunun dikine (doğrusuna) gitmek

öğüt dinlemeyerek kendi bildiği gibi davranmak: “Soruların yanıtlarını buldum mu ne gezer ama nedense aptal kafam burnunun dikine gitmeyi sürdürdü.” -A. Ümit.

(Deyim)
Eğrisi doğrusuna gelmek

Olmayacak gibi görünen bir iş, bir girişim, rastlantı sonucu olumlu bitmek.

(Deyim)
Kırk gün günahkâr, bir gün tövbekâr

Sürekli kötü işler yaptıktan sonra iyi bir iş yapan insan için kullanılan söz.

(Deyim)
(parayı) avucuna saymak

Peşin olarak ödemek.

(Deyim)
(birinin) burnuna girmek

Birine çok sokulmak.

(Deyim)
Burnuna karıncalar dolmak

ölmek: “Bundan sonra müteahhit eline çay verenin burnuna karıncalar dolsun!” -A. Dino.

(Deyim)
Burnuna koymak

Aldırış etmek, göz önünde tutmak, değer vermek, kale almak: “Oğlan mahalle arkadaşlarıyla samimi idi. Kızsa ne anasını ne babasını ne de kardeşlerini burnuna kor, bu mahalle ve bu mahalleliden nefret ederdi.” -O. Kemal.

(Deyim)
Tan tuna gitmek

öldürülmek veya başı belaya uğramak.

(Deyim)
Tundan tuna atmak

Bir kişiyi uzaklara sürüp dolaştırmak.

(Deyim)
Selamünaleyküm kör kadı

Aşırı tok sözlü kişiler için uyarma yollu söylenen bir söz.

(Deyim)
Bozguna uğramak (vermek)

Yenilip perişan olmak, dağılmak, hezimete uğramak: “Durdu ve bir anda bütün mukavemeti bozguna uğradı.” -P. Safa.

(Deyim)
(birini) koynuna almak

1) biriyle beraber yatmak; 2) biriyle sevişmek için yatmak.

(Deyim)
(birinin) koynuna girmek

Biriyle yatıp sevişmek.

(Deyim)
(birinin) hoşuna gitmek

Beğenmek: “Zamanları yararak hatta zamanı geriye doğru sürerek kendisini bulmam hoşuna gitmişti.” -A. Kabaklı.

(Deyim)
Kabuğuna çekilmek

Dışarısı ile olan ilişkilerini kesmek, kimse ile görüşmemek: “Arkadaşı, hükûmet aleyhine konuşmaya başlayınca Fuat lüzumunu duyar ve başını önüne eğip susmasını bilirdi.” -Y. K. Karaosmanoğlu.

(Deyim)
(birinin) kuyruğuna basmak

Birini incitip saldırıda bulunmasına yol açmak, tahrik etmek.

(Deyim)
(birinin) kuyruğuna teneke bağlamak

1) biriyle aşırı derecede alay etmek; 2) birini, herkesin alay edeceği biçimde kovmak.

(Deyim)
Yumruğuna güvenmek

Isteklerini yaptırmak için yalnızca bedensel gücüne güvenmek.

(Deyim)
Uçkuruna gevşek (düşkün) olmak

Cinsel isteklerin tutkunu olmak.

(Deyim)
Suya sabuna dokunmamak

1) sakıncalı konularla ilgilenmemek: “İyisi mi bir yazar, hep suya sabuna dokunmayan yazılar yazmalı.” -O. V. Kanık. 2) davranışlarını kimseyi incitmeyecek biçimde ayarlamak.

(Deyim)
Doğduğuna bin pişman

Anasından.

(Deyim)
Doğduğuna pişman etmek

Anasından.

(Deyim)
Doğduğuna pişman olmak

Anasından: “Doğduğuma pişman olacak kadar sıkıntı çektim.” -H. E. Adıvar.

(Deyim)
(birini) kurşuna dizmek

1) verilen ölüm cezasını askerî bir kıtanın attığı kurşunlarla yerine getirmek: “Sarı çam deresinde bu otuz kadar eşkıyayı kurşuna dizdiler.” -Y. Kemal. 2) öldürmek.

(Deyim)
Kellesini koltuğuna almak

ölümü göze almak: “Kelleyi koltuğun altına almışız, memleketteki pisliği kanımızla temizlemeye karar vermişiz.” -Y. K. Karaosmanoğlu.

(Deyim)
Buna değdi (idi) buna değmedi (idi) demek

Birçok şeyin, iyilerini seçip önceden beğenmeyip bıraktıklarını da sonradan almak.

(Deyim)
Gururuna ağır gelmek

Kişiliğine zor gelmek, büyüklüğünün zedelendiğini düşünmek.

(Deyim)
Gururuna dokunmak

Kişiliği zedelenmek, onuru kırılmak.

(Deyim)
(birinin) onuruna ... vermek

Birine saygı göstermek için yemek, toplantı vb. ağırlamada bulunmak.

(Deyim)
Onuruna dokunmak

Birinin gururunu, haysiyetini incitmek.

(Deyim)
Onuruna yedirememek

Bir kimse, kendine duyduğu saygıyla bağdaşmayan ve onur kırıcı olay veya davranışlar karşısında tepkide bulunmak, kendine yedirememek: “Bu haksızlığı onuruna yediremeyen Mustafa, o günden sonra bu okula gitmemek için ayak diredi.” -E. C. Güney.

(Deyim)
Uyuyan yılanın kuyruğuna basmak

Kötü bir kimsenin yeni bir kötülük yapmasına fırsat vermek.

(Deyim)
Tutunacak bir dal aramak

Güvenilecek, dayanılacak bir insana ihtiyaç duymak: “Yaşamının boşluğundan nasıl sıkıldığını, tutunacak bir dal aradığını ama bulamadığını anlatır.” -İ. Aral.

(Deyim)
Tutunacak dalı olmak

Güveneceği bir kimse veya şey bulunmak.

(Deyim)
Uçkuruna sağlam olmak

Tkz. cinsel isteklerin tutkunu olmamak, namuslu olmak.

(Deyim)
Belsoğukluğuna uğratmak

Kaba bir işe veya bir söze gereksiz yere karışarak onun akışını sektirmek.

(Deyim)
Avurdu avurduna geçmek

çok zayıflamak.

(Deyim)
Donuna etmek (kaçırmak veya doldurmak veya yapmak)

1) küçük veya büyük abdestini donuna etmek; 2) mec. çok korkmak.

(Deyim)
Suyuna tirit

Baştan savma, değersiz, özensiz.

(Deyim)
Aklı bokuna karışmak

Kaba korkudan şaşırıp ne yapacağını bilememek.

(Deyim)
Boyuna bosuna bakmadan

“fizik yapısının gereğince gelişmemiş olmasını göz önünde bulundurmadan” anlamında kullanılan bir söz.

(Deyim)
Oyuna kurban gitmek

Bir hile, düzen sonunda zarara, iftiraya uğramak: “Yakalanan bir komşunun garazına yahut bir el birliğine yahut da bir oyununa kurban gitmiştir.” -S. F. Abasıyanık.

(Deyim)
Kendi kabuğuna çekilmek

Kabuğuna çekilmek.

(Deyim)
Bohçasını koltuğuna almak

Kendi isteğiyle ayrılmak: “Günün birinde bohçasını koltuğuna alıp kıyı mahallelerden birinde oturan ablası Fitnat Hanım'ın evine gitti.” -M. Ş. Esendal.

(Deyim)
Bohçasını koltuğuna vermek

Kovmak, işine son vermek.

(Deyim)
Façuna etmek

Sürtünme veya hava olaylarından korumak amacıyla halatı ince iple sarmak.

(Deyim)
(bir şeyi) maymuna benzetmek (çevirmek, döndürmek)

Gülünç ve çirkin duruma sokmak.

(Deyim)
Iğne yutmuş ite (maymuna) dönmek

Argo zayıf ve bitkin duruma gelmek: “Birbirimizle kavga etmekten, bekârlıktan, biraz açlıktan, iğne yutmuş ite dönmüştük.” -M. Ş. Esendal.

(Deyim)
Maymuna dönmek

1) çirkin ve gülünç duruma girmek; 2) uslanmak.

(Deyim)
Anasından doğduğuna pişman olmak

çok eziyet görmek, çok üzülmek, bezdirilmek.

(Deyim)
Suna gibi

Suna boylu.

(Deyim)
(birinin) günahına girmek (günahını almak)

1) birisi için haksız olarak kötü düşünmek, kuşkulanmak: “Ne yazık, günahına girdim bu halkın demin / Zehir nefesleri var bu seslerde matemin” -F. N. Çamlıbel. 2) iftira etmek.

(Deyim)
(birinin) günahını çekmek

Birinin yaptığı veya birine karşı yapılan kötülüğün cezasını görmek.

(Deyim)
(birini veya bir şeyi) kurşun yağmuruna tutmak

çok sayıda ve sürekli kurşun atmak.

(Deyim)
Dişinin kovuğuna bile gitmemek

Yiyecek çok az gelmek.

(Deyim)
Yola (yoluna) koyulmak

Yola düzülmek: “Rüzgâr, karanlığı karıştırır gibi garip bir ahenk içinde eserken biz de yolumuza koyulduk.” -H. E. Adıvar.

(Deyim)
Boynuna almak

Bir şeyi borç veya ödev olarak üzerine almak: “Çobanın hekim parasını, ilaç parasını boyunlarına aldılar.” -M. Ş. Esendal.

(Deyim)
Uyruğuna girmek

1) bir devletin yönetimini kabul etmek; 2) mec. bir kimsenin etkisi altında kalmak, ona bağlanmak: “Kimsenin uyruğuna girmeyen, küçük, iddiasız ama özgür bir yaşamla yetindi.” -H. Taner.

(Deyim)
Dudağının ucuna gelmek

Hemen söyleyecek durumda olmak: “Bayram, dudağının ucuna gelen soruyu soramadı.” -A. Kulin.

(Deyim)
(birinin) koluna girmek

Kolunu birinin koltuğu altından geçirmek: “Koluna iki polis girmişti.” -R. N. Güntekin.

(Deyim)
Suyuna gitmek

Suyunca gitmek.

(Deyim)
şuna buna

Başkalarına.

(Deyim)
(şuna veya buna) kalsa (kalırsa)

1) herhangi birinin kanısınca: Bana kalırsa siz yanılıyorsunuz. 2) elinden gelse, elinde olsa: “Bana kalsa çok daha önce gelirdim buraya.” -A. Ümit.

(Deyim)
şuna bak

Hafifsemek veya kınamak için söylenen bir söz.

(Deyim)
(birinin) yoluna bakmak

Beklemek.

(Deyim)
Bok yoluna gitmek

Kaba yararsız, gereksiz bir şey uğruna yok olmak.

(Deyim)
Işini yoluna koymak

Işi veya görevi olumlu olarak yürütmek, sıkıntı çekmeden gerçekleştirmek: “Kendisi burada işini yoluna koyduğu sıralarda, dört yıl, göğsünü, o, savaş meydanlarında siper yapmıştı.” -R. H. Karay.

(Deyim)
Tıkırını yoluna koymak

Geçim düzenini iyi olarak sağlamak.

(Deyim)
Yoluna baş koymak

Bir amaca, bir gayeye yönelmek, bütün varlığıyla kendini vermek.

(Deyim)
Yoluna can (canını) vermek

Birinin uğruna ölmek.

(Deyim)
Yoluna çıkmak

1) karşılamaya gitmek; 2) yolda karşısına çıkmak.

(Deyim)
Yoluna girmek

Istenilen, gerekli olan biçimde gelişmeye başlamak: “Göreceksin, bu konaktan çıkar çıkmaz her şey öyle bir yoluna girecek ki! Bütün uğursuzluklar bu evden geliyor.” -Y. K. Karaosmanoğlu.

(Deyim)
Yoluna koymak

Istenilen biçime getirmek, düzene koymak: “Arkadaşının mektebe alınması işini o hafta içinde yoluna koymuş.” -A. Ş. Hisar.

(Deyim)
Punduna getirmek

Bir şeyi yapmak için uygun zamanı ve yeri seçmek: “O döner dönmez bir punduna getirip tanıştırayım sizi.” -A. İlhan.

(Deyim)
Günahı kadar sevmemek

Sevmemek, nefret etmek: “Kışın çok karlı, tipili günlerinden başka günlerini günahı kadar sevmezdi.” -O. C. Kaygılı.

(Deyim)
Pabucuna kum dolmak

Pabucuna taş kaçmak.

(Deyim)
Pabucuna taş kaçmak

Ortaya çıkan durum karşısında tedirgin olmak.

(Deyim)
Yüzüp yüzüp kuyruğuna gelmek

Uzun sürmüş bir işi bitirmek üzere olmak.

(Deyim)
Günah çıkarmak

1) Hristiyanlar, Tanrı'nın bağışlaması için papaza gidip işlediği günahları anlatmak; 2) mec. kötü davranışlarını, suçlarını açıklamak, anlatmak: “Sözlerinin ardında sitem vardı ama daha çok günah çıkarıyordu.” -A. Kutlu.

(Deyim)
Günah işlemek

Günah sayılan davranışta bulunmak: “Bedia'yı terk edersem büyük bir günah işlemiş olacağım.” -P. Safa.

(Deyim)
Günah olmak

Yazık olmak: Bu mala bu kadar para vermek günah olur.

(Deyim)
Günaha girmek

Dinî bakımdan suç sayılan bir iş yapmak: “Ben bunu kitaplıkta saklayarak günaha giriyorum.” -S. Birsel.

(Deyim)
Günaha sokmak

Günah işlemesine yol açmak.

(Deyim)
Günahını vermez

çok cimri.

Una Kelimesinin İşaret Dilindeki Gösterimi

3 Harf
  • U
  • N
  • A

Una Kelimesi İle Türetilen Diğer Kelimeler

98 Kelime

Una İle İlgili Kelimeler ve Anlamları

92 Kelime
()
Oyuna dayalı değerlendirme

çocg. Bir çocuğun tek başına, yaşıtlarıyla anne baba ya da öteki bakıcılarla serbest ya da özel oyunlarda nasıl oynadığının ya da oyun sırasında incelenecek davranışların gözlenmesine dayalı bir tür gelişim değerlendirmesi.

(geom.)
Boyuna bindirme

Havadan resim çekiminde birbirine komşu olan resimlerin uçuş doğrultusunda ve yüzde olarak ifade edilen ortak örtüşme oranı.

(teks.)
Boyuna çizgi kusuru

Kumaş yüzeyinde görülen, makine, malzeme ya da çalışma şartlarından kaynaklanan, istenmeyen boyuna yöndeki çizgi ya da çizgiler.

(müh.)
Boyuna dalga

Yayılım yönü enerjinin yayılım yönü olan ve aynı yönde bir vektör ile gösterilen dalga; eşanlam: sıkışma dalgası.

(denz.)
Boyuna dayanım

Gemilerin baş kıç doğrultusundaki mukavemeti.

(blşm.)
Boyuna form

Basımcılıkta ve bilgisayar çıktılarında, boyu eninden daha uzun olacak şekilde ayarlanmış bir sayfa üzerinde baskı; eşanlam: dikey form.

(denz.)
Boyuna kesit

Gemilerin boyuna simetri düzlemi boyunca kesit şekli, gemi boyuna kesiti.

(cog.)
Boyuna kıyı

Kıvrım dağlarının uzanışına uyan kıyı türü.

(denz.)
Boyuna perde

Gemileri boy doğrultusunda su geçmez bölmelere ayıran perde.

(denz.)
Boyuna posta

Gemilerin dış kaplama saçlarını içten boy doğrultusunda destekleyen köşebent ve lama gibi profiller.

(denz.)
Güverte-altı boyuna kirişi

Gemilerde güverte altına destek amaçlı boyuna doğrultuda konan köşebent veya lama şeklindeki elemanlar.

Yukarı Çık