Vah nedir, ne demek kelimesine ait sonuçlar görüntüleniyor..

Vah Kelimesi TDK Sözlük Anlamı

1
1)
Vah

ünlem "Yazık" anlamında söylenen bir söz

Vah Kelimesi Diğer Sözlüklerde Ne Anlama Geliyor?

2
1)

BSTS / Gitar Terimleri Sözlüğü

Mekanik bir düzenekte ayarlı direncin bir ileri bir geri hareketiyle kontrol edilerek çıkartılan “vah” sesi efekti ve bunu sağlayan devre.

2)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

Vah!

Vah Kelimesinin Braille Alfabesinde Gösterimi

3 Harf
  • V
  • A
  • H

Vah Kelimesinin İşaret Dilindeki Gösterimi

3 Harf
  • V
  • A
  • H

Vah İle İlgili Kelimeler ve Anlamları

20 Kelime
(meteo.)
Vahşi akış

Çok hızlı ve türbülanslı olan, yatağına göre çok miktarda sürüntü malzemesi taşıyabilen yağış suyu akışı.

(sıf.)
Vah

Çok tehlikeli, tehlikeli sonuç doğuracak nitelikte olan: Operatör eğildi ve benim pek iyi anladığım, vahim bir teşhis yerine geçen mânâlı bir sesle mırıldandı . Askerî durum çok vahim bir şekil almaktaydı . Hakîkaten vaziyeti çok vahimdi . Ağır: Hasîsin biri havası vahim bir yerde bir hâne satın almış . ● Vahîme sıf. Vahim kelimesinin tamlamalarda ortaya çıkan aynı mânâdaki müennes şekli: Herçi bâdâbad âkıbet-i vahîmesine ittisalden kurtulamadı .

(i.)
Helvahâne

Eskiden saray mutfaklarında helva, tatlı, reçel, mâcun vb.nin yapıldığı bölüm. Helva pişirmekte kullanılan derinliği az, geniş tencere. ѻ Helvahâne ocağı: târih. Saray mutfağındaki helvacıların bulunduğu dâire, helvacı ocağı.

(i.)
Vahdet

Birlik, bütünlük, yekpârelik: Şimdiyse olmuyor diye almaktayız haber / Beynelmilel o vahdet-i dîniyye mûteber . Sonra kuvvetli bir Türkiye’yi Arap vahdeti için tehlikeli görürler . İşte memleket şimdi bu vahdeti, bu yekpâreliği kaybetmiş . Yalnızlık, uzlet, inzivâ: “ Kûşe-i vahdet: Yalnızlık köşesi.” Vahdette safâ bulur hayâlim . Allah ki ziyâ-yı uzletimdir / Cânanla enîs-i vahdetimdir . Dünyâmıza karanlık bir vahdet yetiriyor / Cümlemize, cümlemize mihnet getiriyor . tasavvuf. Bütün yaratılışta kendisinden başka bir varlık bulunmayan Allah’ın varlığının bir ve tek olması, Allah’ın varlıktaki birliği: Bunun içindeki dürler deryâ-yı vahdetten çıkarılmıştır . Serteser âyîne olsa göremez rûy-i safâ / Saykal-ı vahdetle câna vermeyen nûr-i cilâ . Kendidir ârâyiş-i milk-i şühûd / Vahdet ü kesrette taayyün-künan . tasavvuf. Allah’a ulaşıp Allah’la bir olma durumu: İki gözün eğer eğri değilse bakma iki / Ki vahdet ehline Hak’tan bulundu doğru râh . Anılsın ol zamân-ı şûriş-âbâd-ı enelhak kim / Dili keyf-i mey-i vahdetle bîhûş ettiğim demdir . ѻ Vahdet-i şühut: Varlık ve kesret âlemindeki her şeyi Hakk’ın tecellîleri olarak görme. Vahdet-i vücut: Bütün mevcûdâtın Allah’ın zâtının, sıfat ve esmâsının tecellîleri olduğu, Hakk’ın vücûdundan başka bir şeyin varlığının bulunmadığı, bütün var olanların denizin dalgaları gibi mutlak varlık olan Allah’ın zuhûrundan ibâret olduğu esâsına dayanan tasavvufî görüş: Sâlik vahdet-i vücud tecellîsine nâil olmadıkça tevehhüm-i taaddüd belâsından halâs olmaz ve şirk-i vücud hicâbından kurtulmaz . Kimdir bu Şems… Nasıl adamdı, hangi hikmetlerle konuşuyordu. Mevlânâ’ya, bütün devrinde o kadar yayılmış olan vahdet-i vücut felsefesi dışında ne öğretmişti? . Şemseddin Molla Fenârî tasavvuf vâdîsinde de çalışarak Muhyiddîn-i Arabî’nin vahdet-i vücut felsefesinin Osmanlı ülkelerinde yayılmasına âmil olmuştur . ● Vahdet-gâh tür. i. Uzlet yeri, yalnız kalınacak yer. ● Vahdet-güzin birl. sıf. Yalnızlığı seçen: Bırak bu kesreti halvet-nişîn ol / Karışma halka gel vahdet-güzîn ol .

(i.)
Vahdetiye

Bircilik, monizm.

(bkz.)
Vahdeti vücut

birliği

(i.)
Vâhiye

Boş, anlamsız şey: Çok sitem çekti dahi varta-i ûlâda gönül / Ahd-i mesbûku unutturmağa bu vâhiye bes .

(i.)
Vahiy – vahy

Bir emir veya hükmün Allah tarafından peygamberin kalbine bildirilmesi ve bu yolla gelen ilâhî haber: Allah, vahyinin emîni olan peygamber hürmetine vücûdumuzu yanar ateşinden korusun . Dînin cemiyet içindeki terkipçi rolü akıl ve ilmin tespit ve tâyin ettiği gerçeklerle kıyaslanınca, vahiy ve ilhâmın yarattığı îman ve yakîn heyecânını getirmeye muktedir olmadığı görülür . Kur’an ve sünnet, vahye müstenit olmaları dolayısıyle İslâm dininin başlıca iki kaynağını teşkil ederler . ѻ Vahy-i münzel: Kur’ân-ı Kerim. ● Vahy-âver birl. sıf. ve i. Vahiy getiren . mec. Vahiy gibi söz söyleyen : Lâyık mı zamânında kala böyle tehî-dest / Bizcileyin şâir-i vahy-âver-i âlem . Ben ol vahy-âver-i nazmım ki sıyt-ı şehper-i Cibrîl / Olur peydâ sarîr-i hâme-i mu’ciz-beyânımdan . Oldu vahy-âver zebânın gıbta-bahş-ı Cebraîl .

(i.)
Vâhiyat

Boş, mânâsız, abes şeyler: Dört yüz sene emekle lisânın üzerine yığılan o vâhiyat havâ-yı zaman ile yavaş yavaş savruldu . O kadar vâhiyat-perest olmaktan değil fakat görünmekten korkuyorlardı .

(dinb.)
Vahiy

Tanrı'nın insanlara aktarmak üzere peygamberlere özel bir yolla belli bilgileri iletmesi.

(i.)
Vahâmet – vehâmet

Güç ve tehlikeli olma durumu, tehlike: Şövalyeler vaziyetlerinin vahâmetini takdir ettiler . Fakat sesimde gizlenen vahâmeti sezmiş gibi sordu . Devlet adamları, vaziyetin vahâmeti ve şaka götürmezliği karşısında kara kara düşünüp telâş ededursun… . Hazım güçlüğü, sindirim ağırlığı.

Yukarı Çık